Pages

Friday, April 14, 2017

Tercih: Çemberin Dışında Kalmak

İnsanın ülkesiz kalması zormuş. Hele ki, ülkesinde yaşarken. Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın. İçinde yer almak imkansızlaşmışsa, dışında kalacaksın. Benim için imkansızlaştı çemberin içinde kalmak. Artık dışındayım. Dışında kalacağım. Kolay mı bu noktaya gelmek? Hiç değil.

Kader anında Türkiye. 16 Nisan 2017 günü referandumdan ne çıkarsa çıksın, kader anı bu. Bu işin, 16 Nisan sonrası da iyi değil.

Kötü zamanlardayız. Sakın son bir kaç yıla bakarak böyle düşündüğümü sanmayın ama. Çok ama çok uzun zamandır kötü zamanlardayız. Bir bakış açısıyla 200 yıldır. Bir bakış açısıyla, 1938'den beri. Bir bakış açısıyla, 1950'den beri. Bir bakış açısıyla, 1960'tan beri. 1980'den, 1997'den, 2002'den beri. Bir ülke için bu kadar kısa süre ifade eden bir zaman dilimine bu kadar anlam yükleyebilmiş kaç toplum vardır? Yazmadıklarım da var. Yılların hepsi birbiriyle zıt kitleler için bir takım anlamlar yüklü. 200 yıla bakarsanız, yine çok anlamlı yıllar çıkar karşınıza.

Ülkenin bir tarihi var. Yakınıyla, uzağıyla. Çemberin dışında kalmak ya da kalmamak kişisel yaşanmışlıklarla ilgili ama. İnsanın yaşadıklarından, gördüklerinden ve gidişattan umudunun kalıp kalmamasıyla ilgili. Atlamak, atak olmak, birşeyler yapmak istiyorsunuz. Kalıyorsunuz bir an. "İdare etmek" yoksa hayat felsefenizde, bu ortamda yapacak birşey kalmıyor.

Siyasetçisinden nefret ettim bu ülkenin. Karanlık beyinli aydın sıfatlılarından nefret ettim. Omurgayı fena kırmış gazetecilerinden nefret ettim. Zerre kadar kültürü olmayan, dejenere olmuş akademisyenlerinden nefret ettim. Buyurun size kindar nesil. Yarattınız, iftihar ediniz.

Benim memurum işini bilir dediler. Rüşveti verdimse ben verdim dediler. Yollar yürümekle aşınmaz dediler. İki tane gazeteyle ülke yöneteceklerini iddia ettiler ve başardılar. Can attılar bayındırlık bakanı olmak için. Lokma büyüktü oralarda. Hayatları hizipçilikle geçti. Aldattılar, aldatıldılar, aldatıldık dediler. Olmayan şeyleri var gibi anlatıp yok etmiş gibi anlattılar. Meydanlarda Kuran okuyup oy depoları yaratmaya çalıştılar. Sorunu Muş'ta, Bitlis'te, Kars'ta, Adıyaman'da çözmek yerine İstanbul'da ve Ankara'da oturup yayıldılar. Birşeyler değişiyordu bir yerlerde, umursamadılar. Üç beş çapulcu bunlar deyip, ülkeyi 35 yıldır kana boğdular. Şimdi söyleyin, sizden fazla kim kötülük yaptı bu insanına bu halkın?

2 Temmuz 1993 günüydü. İnsanları yaktılar diri diri. Henüz omurgası yamulmamış gazetecilik vardı bir zamanlar. Anlatıyorlardı onlar bir gün bu ülkenin başına gelecekleri. Etrafımızda, dost bildiklerimiz vardı. Dedik ki, gidip oyunuza sahip çıkın. Tatile gideceklerdi. Sandığa gitmediler. Lambada moda olmuştu. Akılları başka yerdeydi. Kitap okuyup, gazetelerden kafayı kaldıramadığımız için "manyak bu, takmış kafayı bu işlere" olmuştu parmakla işaretlenirken okul koridorlarında hakkımızda kullanılan ifadeler. Çalıştık, çabaladık ama olmadı. Yıllar geçti, facebook diye birşey çıktı. O lafları edenler, bir de baktık ki "boy verme, oy ver" kampanyalarındalar.

Karanlık kafalı aydınlar - ki çoğu içeride bugün - 2. cumhuriyetçi oluverdiler. Aradan yıllar geçecek ve yetmez ama evetçi olacaktı bunlar. Entelektüel zeka yoksunu bu kafalar Fransa üzerinden tartışıyorlardı Türkiye'yi. Entel barlarda memleket kurtarıyorlardı. Bunlar, Türkçe cümle de kuramıyordu. Her cümlede 5 kelime Fransızca, 5 kelime İngilizce. Denk gelirse, 2 kelime de arada Türkçe. Mardin değişiyordu. Bingöl değişiyordu. Çorum'da birşeyler oluyordu. Bar muhabbetleri de devam ediyordu ama İstanbul'da. Onların birkaç sokak ötesinde de değişiyordu her şey. 2 sokak arasında gecekondular ve kimliklerle girilen lüks siteler. Arabaların arkasına yapıştırılmış sloganlar diğer yanda: "kıroyum ama para bende".

Kendini tekrar ediyor ülke. Bugünleri askerin elinde gördük 80'lerin başında. Kabul, berbattı iktidar ama belki biraz değişebilir birşeyler demiştik 80'lerin ortasında. Saf çocuklardık. Cahildik. Biz de aldanmışız demek ki ama bugünküler gibi değil tabii. Yaşımız küçüktü çünkü. Biz aldanınca parlamento falan da bombalanmadı ülkede. Kendi aldanmışlıklarımızı yaşadık sadece. Çektik sineye ağır da gelse. Çemberin içindeydik hala o zamanlar.

İnsan, bir kere de sandığa isteyerek gitmez mi şu memlekette? Hayır. Hiç kısmet olamadı. Bir sürü birşey de kısmet olmadı. İnsan, hayal kurdukça üretir. Yiyorsa kurun hayal bu memlekette. Kişisel olarak zorlarsanız, belki olur birşeyler ama kendinize ve etrafınızdaki 3-5 kişiye dokunur faydanız en fazla. Daha büyük düşününce, hemen girerler devreye.

- Bizim bilmem kim de var, onu da alın aranıza muhakkak. Başka türlü açamazsınız işin önünü.
- Kardeşim, ne işi var bu adamın bizimle? Ne halta yarayacak? Bizim yapmak istediğimizle alakası yok ki.
- Olsun. Al diyorsak var bir bildiğimiz. Herif bilmem kimi tanıyor. Lazım olacak sonradan. Bu işin belediyesi var, valiliği var. Var oğlu var. Malum, memlekette bürokrasi ağır.

Çemberin içinde böyle kalacaksak, çıkmak daha iyi.

İsterdik ki, ileri gitmeye odaklanmış bir kültür inşa edilsin ya da edilebilmiş olsun. Biz kaçırdık da, bari bizden sonrakiler bir nebze olsun bir araya gelerek, beraber birşeyler üretebilsinler. Biz hasretini çektik bunun.

İsterdik ki, siyasetçinin ucuzluklarıyla pompaladığı kutuplaşmaların pençelerinde kıvranmasın bu ülke. Artık bir araya gelmesi imkansız kitleler oluşmasın. Herkes aynı mahallede, benzer evlerde otursun gecekonduda ve güvenlikli sitelerde yan yana yaşayacağına.

İsterdik ki, bilim üreten üniversitelerimiz olsun. Çöpe dönmemiş olsunlar bugünkü gibi.

İsterdik ki, kibirli, ukala, her haltı kendi bildiğini zanneden, sonra da yanılgının en büyüğünü yaşayıp kıçını nasıl kurtaracak diye birilerini birşeylere ikna etmek için videolar çeken karanlık aydınlar olmasın bu ülkede.

İsterdik ki, yerine adam yetiştirme kültürüne sahip önderler, liderler, iş insanları, yöneticiler, akademisyenler olsun bu ülkede, yapışmasınlar koltuğa. Sonra da, istenmedikleri halde yüzsüzce yıllar geçirmesinler o Allah'ın belası koltuklarında.

İsterdik ki, anlaşma, uzlaşma, olsun. Herşeyden önemlisi, ortaklaşa söylenen şarkıları, okunan şiirleri, romanları olsun bu ülkenin. Yazdıkları ve söyledikleri için hapse girip neden içeri tıkıldığını anlamak için dahi yıllar harcayan insanlar olmasın bu memlekette.

İsterdik ki, daha fazla bilimle, daha fazla sanatla, daha fazla özgürlükle aydınlansın yolumuz. Huzurla üretip tadını çıkaralım ortak bir kültürün.

Olmadı, Olamadı. 200 yıldır debeleniyor ülke. Aradaki tarihlere takılmayın. İşin özü aynı. Benim çemberin dışına çıkmamın bir anlamı yok aslında kimse için. Kendim için var ama başka kimse için yok. Bugünün yoz kültürünün nedenidir eski siyasetçi. Onların ürettikleri yoz kültürün de bir sonucudur bugünler. Ama 200 yılın evrilip çevrilmesidir yaşanan. Tekrar, tekrar, tekrar!

Eh, ona buna şerefsiz, haysiyetsiz, vatan haini, edep yoksunu, v.s. diyenlerin dilinden anlamayız biz. Bu dili kullananların gaza getirdiği haysiyetsizler hayırcıların karılarını ve kızlarını evetçilere helal görüyor. Diğeri çıkıyor, hayırcıları işten atacağım diyor. Terörist bunlar deniyor. Diğeri de çıkıp İzmir'den denize dökeceğim diyor. Beceremiyoruz. Göz göre göre yalan, dolan, hakaret, kavga içinde olanları ağzımız açık izliyoruz. Bu ortama katkı gelmez bizden. Kendimize katkı gelsin diye de eğilip bükülemeyiz. Hakim kültür diye bir kavram vardır. Hakim kültür artık bu. 35 yıldır dozunu artıra artıra geldi buralara. Yani, kültüre hakim. Yani, kendi yozluğu ile ortalıkta salya sümük çemkiriyor.

Gel-git olunca kıyıdan çekilen deniz suyu gibi bir halde bazılarımız. Çemberin dışına çıkanlar yani. Dışarıda kalmak daha verimli kılıyor onları. Zaten bir faydaları yok çemberin içinde kalarak.

Kader anındayız. Sonuç ne olursa olsun, yalanın, yozlaşmanın, çöküşün pençelerinde geçen 35 yılın beni getirdiği nokta, çemberin dışına çıkmak. Çıkıyorum bir süredir zaten. Şimdi sırada sandık var. Neden mi? Sandığa gidip istemeye istemeye mecburen oy verebileceğim bir tane parti olasılığı kalmışsa ve bu parti es kaza iktidar olursa, bir sonraki seçimde karşı cephenin en az %60-70 ile iktidara geleceğini düşünüyorsam, sandığa gitmemin doğrudan hiçbir anlamı kalmamış demektir. Bu kader anı için gidiyorum ama ve son kez gidiyorum sandığa. Olağandışı bir şey olmadığı sürece de gideceğim yok. Benden buraya kadar. Ben boy vereceğim artık. Çok oy verdim ve hepsi boşa gitti. Eskiden boy verenler gitsin şimdi oy vermeye. Bir anda heveslendiler zira. Bugünleri 80'lerde, bir lise öğrencisi olarak görenler - ki içlerinde ben de vardım - kadar olamayan karanlık aydınlar video çekip kurtarmaya çalışsınlar şimdi birşeyleri. Omurgasızlara diyecek zaten bir şey yok. Onların hayatları her an birilerini satmakla geçmiştir çünkü. Değmezler konuşmaya.

Benden bu kadar. Son kez. 16 Nisan 2017. Yine de hakkında hayırlısı Türkiye. Sen beni, ben seni taşıdık gittik öylece yıllardır. Yine de bir hukukumuz var arada.

Arda Tunca
(İstanbul, 14.04.2017)