Pages

Monday, October 10, 2016

Kabataş'lı Günler

Berkeley'de yaşadığım günlerimin sonuna geliyorum. Yıl 1996. Cenevre'ye gideceğim ve AIESEC stajyeri olarak Du Pont'ta çalışacağım günler yaklaşıyor. Bir dönüm noktasında hayatım. Bir kafede çalışarak, daha sonra boya ve badana işleriyle okulumu finanse ederek zor günlerden geçmişim ama yaşamın dibine kadar içindeyim.

Hayatın dönüm noktasındaki bir anda neler yaptığımı ve daha neler yapacağımı düşünürken neleri neye borçlu olduğum düşüverdi bir ara aklıma. Kabataş'ı düşündüm ister istemez. Aşağıdaki yazı çıkıverdi bir anda.

Bu yazıyı yazalı 20 sene olmuş. Kabataş'ı bitireli henüz 8 sene geçmiş o yıl. Aynı yazıyı bugün yazsam, çok daha farklı yazarım.

Aşağıda, daha sonra yazılmış 2 yazım daha var yine Kabataş ile ilgili. Kabataş'ın değerlerine, 108 yıllık ileriye gitme geleneklerine çok ihtiyacımız var bugün. Orası Karanlığı Ezenlerin Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi. Hatırlayalım ve hatırlatalım.

Kabataş'lı Günler... Ne zaman başladı tam ben de bilmiyorum. Çünkü, kendimi Boğaz'ın hemen girişinden birkaç kilometre uzakta bir yerde, kordonboyunda bulduğumda da Kabataş zaten vardı hayatımda. Kendi insiyatifimle verdiğim bir karar sonucu, 1985 senesinde atıverdim kendimi Ortaköy'ün serin sularına yaz aylarını hangi okula gideceğimi düşünerek geçirdikten sonra. Derken, başlayıverdi Kabataş macerası.

Neden Kabataş? Öncelikle, köklü bir okulda okumak dindirilmesi güç bir duyguydu içimde. Kültürüyle, bana vereceği düşünce tarzıyla herşeyin farklı olacağını düşünerek "Kabataş" dedim ve geri adımı olmayan bir yola koyuldum.

Kabataş, bir gelenek olduğu kadar, büyük bir aile olduğu kadar, bir parlak insanlar fabrikası olduğu kadar, bir virüstür de aynı zamanda bir ömür kanımızdan çıkmayan. Üç yılı okulda, sekiz yılı okul dışında geçen Kabataş'lı hayatım her anıma damgasını vuracak izler yarattı geleceğe de aktaracağım. Öncelikle, at gözlüklerimi çıkararak başladım işe. Hocalarım, notlarımda düşüş olduğunda ve nedenini sorduklarında "sınıfı geçiyorum ya benden ne istiyorlar" dediğimde, bir işi en iyi şekilde yapmanın gerekliliğinin önemini kavrıyor olduğumun farkında değildim. Hiçbir şeyi ayağa düşürmeden herşeyi ama herşeyi uygun bir dille konuşabilmeyi Kabataş'ta öğrendim.

Fikri hür, vicdanı hür bir neslin bir parçası olacağımı tahmin dahi edemiyordum belki ama bunu en çok okul sonrasında anladım. Daha da önemlisi, hissettim ve uyguladım. Daima ileri gitmeyi, durmamayı ve dinlenmemeyi de seksensekiz yıllık gelenekten çıkardığım derslerle öğrendim. Hem ülke tarihinde, hem de Türk eğitim tarihinde bir kale gibi duran Kabataş, hemen hemen her attığım adımda bana verdiği prensiplerle yönlendirdi hayatımı.

Şimdi, işte bütün bunların keyfini çıkarıyorum. Kabataş'lı dostluklarımla, yaptığım işlerle, özel ve gündelik hayatımla. Her zaman sonsuz teşekkürler borçlu olduğum okuluma bir kez daha teşekkür ediyorum. Kabataş'lılığım sadece okulda çok hoş vakit geçirmekten değil, aldığım bilimsel düşünce mantığından ve dün kurduğum ve bugün yaşatıyor olduğum yaşam felsefeme Kabataş'ın etkisinden gelmektedir. Okulda geçirdiğim hoş vakitlerin ve bugün yaşadığım yaşamın tadı bu temel üzerine oturmaktadır.

Kabataş geleneğini paylaşan tüm Kabataş'lılara sevgilerimle.


Oktay Hoca

Siz Ne Yaptığınızın Farkında mısınız?

Arda Tunca
(İstanbul, 10.10.2016)

Para Analiz'de Başlangıç ve Blogda İçerik Değişimi

Geçtiğimiz günlerde, Para Analiz'de çıkan yazılarımdan sonra blog sayfamdaki yazıları sonlandırdığım düşünüldü. Konuyla ilgili sorular geldi bazı okuyuculardan. Para Analiz'deki yazıları görünce, bu soruların gelmesi gayet doğaldı.

Blog yazılarım sonlanmadı. Sonlanmayacak da. Ancak, içerik değişikliği olacak. Geçmiş yıllarda, Türkiye'den çıkmadan önce Wall Street Journal'ı Türkçe olarak hazırlayan kadroda önemli çalışmaları olan, daha sonra Bloomberg HT'de görev almış olan Kerim Karakaya mesleki bilgi ve tecrübelerini şimdi Para Analiz için değerlendiriyor. İki hafta önce, "bizimle birlikte olur musun" dedi. Ben de olurum dedim. Para Analiz, bir haber sitesi olduğu için, oradaki yazıların günlük gelişmelere yönelik olması çok doğal. Bu durumda, blog sitemde yer alan yazılarımdan günlük hayata dair olanlarını Para Analiz'e kaydırmam da çok doğal. Bundan böyle, günlük gelişmelerle ilgili değerlendirmelerimi ve yorumlarımı Para Analiz'de paylaşıyor olacağım.

Blog sitesinde ne olacak peki? Burada, ekonomiyle ilgili olan yazılar son bulmayacak. Ancak, teoriye, tarihsel gelişmelere yönelik olarak yazdığım yazılara yer vereceğim. Örneğin, kapitalizmin tarihiyle ilgili sürdürdüğüm yazı dizisi burada devam edecek. Zaman zaman ekonomi dışına çıkarak yazdığım yazılar da oluyor. Okuduğum bir kitabın değerlendirmesi, siyaset, günlük hayatın içinden kesitlerin hikayelendirilmiş anlatımları, anılar, v.s. blogda olacak. Yani, hayata dair herşey yine burada olacak ama günlük ekonomik gelişmelerin değerlendirmesi hariç.

Öncelikle, kapitalizmin tarihi ile ilgili yazı dizisinin yavaş gitmekte olduğunu söylemeliyim. Sona gelecek ama. Böyle bir yazı disizi, diğer yazılara göre daha fazla araştırma ve okuma gerektiriyor. Özellikle son 9 ayda, bana çok büyük tecrübeler yaşatan ve çok şey öğrendiğim bir projenin içindeydim. Bu projenin olumlu sonuçlarını almaya başladım. Yaşadığım süreç, mesleki açıdan büyük bir tatmin yaşamama neden oldu. Yazı dizisinin yavaş gitme nedeni bu projedir. Ayrıca, sadece yazı dizisini değil, diğer yazıları da aksattım. Önümüzdeki günlerde eski disipline ve düzene geri dönüyor olacağım.

Yazı yazmak, durdurulmaz bir istek. Asla son bulmaz. Para Analiz'de yeni bir süreç başladı. Umarım, çok keyifli olur. Hem Para Analiz, hem de okuyucular için. Blog sayfam, içerikte bir miktar değişiklikle devam edecek. BrandMap dergisindeki aylık yazılar da sürüyor olacak. BrandMap, marka yaratmak, geliştirmek ve yönetmek üzerine yayın yapıyor. BrandMap'te yazmayı da katma değeri yüksek olan konulara odaklandığı için kabul etmiştim. Oradaki içerik de bambaşka.

Bu arada, yazdığım yazılarla ya da Twitter üzerinden yaptığım paylaşımlarla ilgili olarak bazen kızgın duygularla dolu eleştiriler alıyorum. Üstelik, eleştirinin içeriği doğru. Fakat kızgınlık, "şu konuya neden yer vermiyorsunuz", "neden bu konuları da mesleğiniz gereği işlemiyorsunuz" benzeri sorularla ifade buluyor. O zaman anlıyorum ki, beni gazeteci ya da televizyoncu sanıyorlar. Yani, bir gazetede ya da televizyonda çalışıyorum ve "biz" eleştiri yapan kişilerin aklındaki konuları gündeme getirmiyoruz. Bu konuya da açıklık getireyim. Ben, gazeteci ya da televizyoncu değilim. Kendi kendine yazılar yazmakla başlayıp yazı yazmayı yaşamımın vazgeçemediğim bir parçası haline getirmiş bir garibanım. Dolayısıyla, "biz" kim? Yok böyle bir "biz". Umarım net olmuştur söylemek istediğim.

Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle.

Arda Tunca
(İstanbul, 10.10.2016)