Pages

Saturday, April 30, 2016

Dikotomik Gelişmeler

Türkiye, akla gelebilecek neredeyse her konuda bilimsellikten kopuk tartışmalar içinde olduğu için uzun zamandır Türkiye ekonomisi üzerine yazılarımı blog sayfama koymuyordum. Bundan sonrası için de pek niyetim yok ama reel ekonomi ile finans piyasaları arasındaki kopuşu bu platformda dile getirmeye adeta mecbur kaldım.

2015 yılı, sadece Türkiye'de değil, tüm gelişmekte olan ülkelerde kur istikrarsızlığının yaşandığı bir yıl oldu. 2008 krizi sonrasında, ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının uyguladıkları düşük ve sıfır faiz politikaları bu ülkelerin para birimleri üzerinden kredi kullanımlarını cazip hale getirmişti. Ayrıca, yine 2008 krizi sonrasında gelişmekte olan ülkelerin para birimleri başta Dolar olmak üzere neredeyse tüm gelişmiş ülke para birimlerine karşı güçlenmişti.

2015 yılını küresel ekonomi Fed'in ne zaman faiz artıracağını düşünmekle geçirdi. Faiz artırımı beklentisi sürekli olarak canlı bir durumdaydı. Finansal piyasalardaki fiyatlamalar da bu beklenti üzerine oturdu. Gelişmekte olan ülkelerin kur dengeleri alt üst oldu. Türk Lirası da Dolar karşısında defalarca 3 TL'nin üzerinde değer gördü. Yani, önemli ölçüde değer kaybetti. Türkiye'deki reel sektör firmaları da Dolar ve/veya Euro'nun düşük faizinden ve Türk Lirasının bu para birimleri karşısındaki göreceli gücünden faydalanmışlardı. Üstelik, olası bir kur artışına karşı türev ürünlerinin kullanılması yoluyla hiçbir önlem almamışlardı.

Türk Lirası, 2015 yılı boyunca aldığı hasarlarla Dolar ya da Euro cinsinden kredi kullanmış olan firmalar için ağır bir yük haline geldi. Söz konusu kredilerin vadesi geldiğinde geri ödenmesi gereken Dolar ya da Euro cinsinden kredilerin Türk Lirası karşılıkları bir anda arttı. Böylece, Dolar ve Euro'nun düşük faizli olmasının hiçbir anlamı kalmadı. Kur artışını da bir faiz maliyeti gibi düşünerek yabancı para cinsinden kullanılan kredinin maliyetini hesaplayacak olursanız, Türk firmaları ağır maliyetlerle karşı karşıya kaldılar.

Kur artışı, firmaların gelir tablolarında kur farkı zararı olarak görüldü ve doğal olarak karları düşürdü. Hatta, bazı firmaları sadece karsızlık sorunu ile değil, likidite sorunu ile de karşı karşıya bıraktı. Bankacılık sisteminde son zamanlarda görülen şüpheli kredi alacakları artışının temel nedenlerinden biri bu gelişmeler oldu. Dolayısıyla, artan piyasa risklerini bankalar kurumsal ve ticari müşterilerine fiyatlamaya başladılar.

Dikotomi, etimolojik açıdan bakıldığında Yunanca'dan gelen bir kelime. Anlamı, "ikiye ayrılmak". İstatistik, matematik, edebiyat, linguistik ve diğer pek çok disiplinlerde olduğu gibi ekonomide de bir uygulama anlamı var. Ekonomideki anlamı, reel kesim ile finansal kesim arasındaki bağın kopması. Yani, parasal değişkenlerdeki değişimlerin üretim, istihdam gibi reel değişkenleri etkileyemeyecek durumda olması durumunu anlatıyor.

Türkiye, faiz konusunu bilimsellikten uzak bir ortamda tartışıyor. Ancak, son yapılan faiz indirimlerinin ekonomik gerekçeleri olduğunu belirtmek gerekiyor. İşin siyasi boyutuna girmiyorum. Önceki yazılarımda, merkez bankası bağımsızlığı çerçevesinde konuyu irdelemiştim. Türkiye'deki bazı profesör ünvanlı kişilerin hiçbir merkez bankası bağımsız değildir gibi saçma iddialarını da dinlemeye maalesef maruz kaldığım anlar da oldu bu arada.

TCMB faiz indirimleri yaptı ama bu indirimler piyasada bankalar tarafından deklare edilen faizlere aynı oranda yansıdı mı? Cevap, net olarak hayır. Ekonomi ve risk yönetimi mantığı çerçevesinde, yukarıda anlattığım riskler nedeniyle yansıması mümkün de değil. TCMB'nin indirdiği faizin hangisi olduğunu ve bu inen faizin bankaların maliyetlerini doğrudan etkileyip etkilemediğini bilmek ve anlamak doğru analiz yapmak için çok önemli. Bu, TCMB'nin bankalara fonlamayı dönemsel ve ağırlıklı olarak faiz koridorunun neresinden yaptığını takip etmeyi gerektiriyor.

Parasal değişkenler sadece TCMB faizlerinden ibaret değil. Fed'in 2016'da yapması muhtemel faiz artırımlarına ilişkin beklentiler zayıfladıkça gelişmekte olan ülkelerden kısa vadeli sermaye çıkışları durdu. Böylece, kurlarda bir istikrar meydana geldi. Oysa, 2015 yılında Fed'in faiz artırımları beklentisiyle gelişmekte olan ülkelerin toplamı düşünüldüğünde net kısa vadeli yabancı sermaye çıkışı söz konusuydu. Bu sürecin durması ile beraber sermaye piyasası tarafında da endekste yükselme meydana geldi. Yani, borsada yükseliş söz konusu oldu.

Finansal piyasalar analiz edildiğinde, 2015'e göre istikrarlı bir görünüm var. Finansal piyasalar mutlu. Aklı başında analizleri olan finansal analistler ise tedirgin. Fakat, 2015'in yukarıda dile getirdiğim hasarları nedeniyle reel ekonomide likidite sıkıntısı ve ortadan kaldırılamamış riskler var. Kurdaki sakinleşme, yüksek derecede Dolar'a bağlı Türkiye ekonomisi için enflasyon cephesinde bir rahatlamayı beraberinde getirdi. Yani, enflasyonda düşüş gözlemlendi ki faiz indiriminin haklı ekonomik gerekçesi de böylece oluşmuş oldu.

TCMB'nin faiz indirimlerinin bankaların müşterilerine ilan ettikleri faiz oranlarını aşağı çekmesi için daha fazla faiz indirimi lazım. Böyle bir indirim, ilerleyen dönemlerde hem enflasyon açısından olumsuz bir tablo oluşturacak, hem de küresel ekonomide görülebilecek olası kırılganlıklarda Türkiye'ye kısa vadeli yabancı sermaye girişlerini aniden durduracaktır. Unutlmaması lazım ki, küresel ekonominin potansiyel kırılganlıkları çok. Fed'in faiz artırımının en yakın zamanda Eylül'den sonra gündeme geleceğini düşünüyorum. Fakat, küresel finansal piyasaların yeni bir risk yaratma potansiyelinin yüksek olduğu bir ortamda ve özellikle Türkiye'nin turizm gelirlerinden önemli ölçüde kaybının olduğu bir dönemde agresif faiz indirimleri tehlikeli olacaktır.

TCMB'nin faiz indirimlerinin bankaların müşterilerine ilan ettikleri faiz oranlarını aşağı çekmesi için en önemli unsur, reel kesimin yaşamakta olduğu likidite sorununu çözmesidir. Bu sorunun çözülebilmesi, şirketlerin "mikro ihtiyati" politikalarına bağlıdır. İşletme organizasyonlarının gözden geçirilmesi, verimlilik artışları, maliyet kontrolleri gibi unsurların özellikle öne çıktığı bir sürecin içinde reel ekonomi. Düzelmenin çok kısa bir sürede gerçekleşmesi de pek mümkün gözükmüyor. 2016, reel ekonomi için 2015'in hasarlarını giderme yılı olmak zorundadır ve yılın 1/3'ü bitmiş durumda.

Türkiye, ekonomik tanımı çerçevesinde tam anlamıyla dikotomi görünümü vermiyorsa da ekonomiyi dikotomi tanımına önemli ölüde yaklaştıran gelişmelerle karşı karşıya.

Arda Tunca
(İstanbul, 30.04.2016)