Pages

Friday, April 15, 2016

Aydınlanma

Immanuel Kant'ın "Aydınlanma Nedir?" başlıklı bir makalesi vardır. Tarihi 1784'tür. Makaledeki aydınlanma tanımı, bireyin kendi benliğinde sahip olduğu olgunlaşamamış olma halinden çıkışı olarak yapılır. Olgunlaşamama hali ise, bireyin kendi anlama ya da öğrenme gücünü bir başkasının rehberliği olmadan kullanamamasıdır. Olgunlaşamamış olma halinin kişinin kendi benliğinde var olmasının nedeni, anlama eksikliği değil, başkasının rehberliği olmadan anlamaya ve öğrenmeye niyet ve cesaretinin bulunmamasıdır.

Tembellik ve korkaklık, olgunlaşamamanın, yani bir ömür boyu öğrenme gücünü kullanamamanın sebebidir. Tembellik ve korkaklık, başkalarının bireyler üzerinde vesayet geliştirmelerinin de sebebidir. Böylece düzen, bireyin düşünme ve çaba gösterme gerekliliğini ortadan kaldıran bir noktaya gelecektir. Vesayet sahipleri, bu düzen içinde bireylerin olgunlaşamamış olma halinden çıkıp olgunluk haline ilerleyişinin tehlikeli olduğunu düşüneceklerdir. Yani, tembellik ve korkaklıktan kurtularak kendi başına öğrenebilme gücünü kimsenin rehberliği ve yardımı olmadan kullanabilen birey, vesayet tesis edenler ya da etmiş olanlar için tehlikeli olacaklardır.

Olgunlaşamamış olma halinden çıkış birey için kolay değildir. Çünkü, olgunlaşamamış olmak bireye rahat gelmiştir ve hatta bu durum hoşuna bile gitmiştir. Birey, düşünme gücünden yoksundur. Çünkü, hiçbir zaman düşünme çabası içine girmesine izin verilmemiştir. Dogmalar, kalıplar bireyin daimi olarak olgunlaşamamasına neden olan engellerdir.

Kant'ın felsefesinde aydınlanma, düşünerek ve öğrenmeye başlayarak gerçekleşiyor. Fakat, birileri buna engel oluyor. Kant'ın bireyle ilgili tespitleri, toplumsal tespitlere atlıyor birkaç paragraf sonra.

Kant, toplumsal aydınlanmanın bireysel aydınlanmadan daha fazla mümkün olduğunu anlatıyor. Çünkü, toplumun içinde, vesayet tesis edenlere rağmen düşünmeyi deneyenlerin olacağını ifade ediyor. Ancak, toplumsal aydınlanmanın ağır ilerleyen bir süreç içinde gerçekleşeceğini söylüyor. Despotizme ve otokrasiye karşı bir devrim gerçekleşse ve mevcut despot düzeni yıksa bile, düşünmek konusunda gerçek bir reformun devrim yoluyla yapılabilirliğini imkansız olarak görüyor Kant. Çünkü devrim, önyargıları harekete geçirebilir ve gerçekten bir olgunlaşma döneminin başlaması mümkün olamaz.

Aydınlanma, yani olgunlaşma için ihtiyaç duyulan şey özgürlüktür diyor Kant. Toplumda hep bir kısıtlamanın olduğunu anlatıyor. Bir subay, vergi memuru, din adamı topluma hep bir mesaj veriyorlar. "Tartışma, eğitimini yap, vergini öde, inan" diyorlar. Fakat Kant, hangi kısıtlamaların aydınlanmaya engel olduğunu ve hangilerinin yarar sağladığını da soruyor.

Bireyin özgürce aklını kullanmasının her zaman geçerli olması gerekiyor. Fakat, kamunun düzeni içinde bazı kurallara uyulması da zorunludur. Bu kurallara itiraz edilmeden uyulur. Fakat, bireyin düşünerek ve öğrenerek bu kurallarla ilgili görüşlerini, taleplerini toplumsal alanda ifade etmesi engellenemez. Bireyin, kuralların adaletsizliklerini, uygunsuzluklarını anlatmasıyla kamu düzeni bozulmaz. Bu ifadeleriyle Kant, aslında hukuktan söz ediyor. Yani, düşünen insanın mevcut kuralları değiştirmeye yönelik ifade özgürlüğünü anlatıyor.

Kant, yaşadığı çağın "aydınlanmış" bir çağ olup olmadığını sorguluyor. Cevabı, aydınlanmış değil ama "aydınlanmakta olan" bir çağ olarak veriyor. Kant, kimsenin yardımı olmadan, kendine güvenerek düşünme yetisini dini alanda da kullanabilen insanların yaşadığı bir toplumun yaratılmasında gidecek daha uzun bir yol olduğunu anlatıyor.

Makalede aydınlanma ile ilgili anlatımların odak noktasında din bulunuyor. Dini açıdan olgunlaşamamış, yani düşünme yetisini kullanamamış olmayı çok tehlikeli, zararlı ve onur kırıcı olarak görüyor Kant.

Ben bu yazıyla, makalenin kendimce can alıcı noktalarını ortaya çıkarıyorum ama metnin tamamının okunmasını öneririm.

Kültüründe sorgulama olmayan, düşünme yeteneğini kullanamayan bireyler ve toplumlar Kant'a göre olgunlaşmamış oluyorlar. Çünkü, düşünmeye cesaret edememişler. Makalenin daha ilk paragrafında, Horatius'un ünlü sözünü kullanıyor: "sapere aude". Yani, "düşünmeye cesaret et". Düşünmeye başlamak, esaretten kurtulmaktır. Bunun için özgür olmak gerekir.

Özgürlük, düşünmek ve gelişmektir. Düşünmek, itiraz etmektir. Farklılaşmaktır ve özgürlüğü hiç olmayan ya da sınırlı olan hangi ülke gelişmiştir? Özgürlüğün derecesine göredir gelişmişliğin derecesi de.

Düşünce özgürlüğü kavramının önemli yapıtlarından biridir Kant'ın bu makalesi. Aydınlanmamış, yani öğrenmeyen, düşünmeyen insan kolayca vesayet altına girer. Ya da, daha düşünme yetisini kullanmaya fırsat bulamadan vesayet altında buluvermiştir kendini. Bu nedenle, din konusuna özellikle vurgu yapıyor Kant. Vesayet sahipleri, düşünme yetisinin kullanılmasını istemezler. Toplumun muhafazakarlığı ve dogmalara bağlılığı vesayet sahiplerinin çıkarlarına hizmet eder.

Daha olgun bir insanlık olsaydı, eminim ki toplumların değil, sadece bireylerin dini olurdu. Genler atalarımızdan miras kalıyor ama toplumsal olarak inanç nasıl kalıyor? Sosyolojik ve psikolojik açıdan açıklayabiliyorum ama aydınlanma açısından anlamıyorum. İnsanlığın yetersiz olgunluğundan olsa gerek.

Arda Tunca
(İstanbul, 15.04.2016)