Pages

Saturday, February 20, 2016

Sorunun Temeli: Kurumsal İşleyiş

İktisat ne zaman başladı? İktisadın tarihini incelemek, fikirleri mi, gelişen analiz metotlarını mı, ekonomik sistemler mi incelemek demektir? Yoksa, hepsini mi? İktisatçı, geçmişte kalan gelişmeleri analiz eden mi, yoksa geleceği görebilen midir? Bu soruları çok sayıda yerli ve yabancı makalede okuyorum. Bu soruların sıkça sorulma nedeni, 2008 yılından bu yana içinden bir türlü çıkılamayan kriz ortamı. Ancak, bu sorulara ilave bir soru üretecek olursak, en anlamlı sorunun şu olduğunu düşünüyorum: sorunlara çözüm bulamayan iktisat öğretisi mi, iktisadın yönetildiği kurumların işleyişi mi? Ben, kurumsal iktisat çerçevesinde, kurumların yanlış iktisadi ilkelerle iktisadi faaliyetlere yön vermelerini günümüz sorunlarının temel problemi olarak görüyorum. Kurum denince, sadece banka, uluslararası finans kuruluşları, üretim firmaları v.b. değil, siyaset, hukuk, uluslararası ilişkiler de denklemin içinde yer almak zorunda.

İktisadi faaliyet, insanoğlunun sosyal topluluk formatında yaşamaya başladığı dönemlerden beri mevcut olagelmiştir. İktisadi konularda fikirlerin ortaya atılması ya da belirli başlıklar altında tartışmalar yapılması Adam Smith'ten çok daha önce başlamıştır. Ancak, iktisadi faaliyetlerin belirli ve özel başlıkların ötesinde bir bütün olarak incelenmesi iktisadın bir bilim olarak doğmasını sağlamıştır.

Tarihte, bir bilim olarak iktisat doğmadan önce iktisadi düşüncelerini dile getirenler iktisatçı değildirler. Hatta, iktisadın bir bilim haline gelmesinden sonra iktisadi düşünce tarihinde kendine yer bulan düşünürlerin de hepsi iktisatçı değildir. Teologlar, din adamları, hukukçular, matematikçiler, filozoflar, v.s. iktisadi yaşam ve sistemlerle ilgili fikirler ileri sürmüşler ve kuramlar geliştirmişlerdir.

Farklı disiplinlerin iktisat ile bağlantıları ve etkileşimleri, bu disiplinlerin birbirlerinin metotlarından ve geliştirdikleri düşüncelerden etkilenmelerine yol açmıştır. Darwin gibi bir doğa bilimcisinin Malthus'tan etkilenmesi söz konusu olabilmiştir. İktisat ve fizik kanunları arasındaki benzerlikler de bazı çalışmaların konusu olabilmiştir.

Kişisel görüşüm, iktisat-fizik bağlantısının çok güçlü olduğu yönündedir. Ancak, aradaki önemli fark istatistiki ölçümleme noktasında ortaya çıkıyor. İktisadın fizik kanunlarına benzeşen işleyişinde, ortaya çıkması muhtemel sonuca ne kadar yakın ya da uzak olunduğunu tespit edebilmek fizikte olduğu gibi kesinlik ortaya koyamıyor.

Bir bilim olarak iktisadın var oluşundan bu yana ortaya çıkan sosyal, siyasi, ekonomik gelişmeler iktisatçıların ileri sürdükleri görüşleri farklı koşullarda oluşturmaları sonucunu doğurmuştur. Bu koşullar dinamiktir ve değişimleri giderek süratlenmektedir. Koşullar, tahmin yürütülürken kullanılan varsayımlar ya da gerçekleşen sonuçların nedenleri irdelenirken yapılan tespitlerdir. Yanlış bir varsayım ya da tespit, beklenmeyen analiz sonuçlarının elde edilmesine neden olur.

İktisat, varsayıma dayanmadan sonuç ortaya koyabilmeye olanak tanımıyor. Varsayımları oluşturan değişkenler arasındaki ilişkilerin sebep sonuç ilişkilerindeki bağın kuvvetlenmesi ya da zayıflaması zamana bağlı olarak değişiklikler gösterebiliyor. Hatta, zaman içinde değişkenler arasındaki ilişkilerin yön değitirmesi de mümkün olabiliyor.

2008 sonrasındaki gelişmeler, iktisadın geçmişten gelen mirasından sıklıkla yararlanılmasına sebep olduğu gibi, o mirasın bugünün gelişmeleri karşısında ne ölçüde işe yaradığının sorgulanmasına da sebep oldu. İktisadın pek çok kuralının artık geçerliliğini yitirdiğini iddia edenler de oldu.

Yine kişisel görüşüm, iktisatta kural değişikliklerinin olmadığı ama bazı değerlendirmelerde varsayımların geçmişte geçerli olanlarıyla bugün geçerli olanları arasında kıyaslama yapılması gibi bir hataya düşüldüğü yönündedir. Ayrıca, bugünün varsayımları ile yeni kuralların geliştirilmesi de söz konusu olabilir. Ancak, kural konması ya da teori geliştirilmesi, varsayımların ortaya konmasına neden olan gelişmelerin tamamlanmasıyla mümkün olabiliyor. Bu nedenle, iktisadın tahmin yapabilme gücü zayıf kalıyor.

Davranışsal iktisadın önemli ismi Robert Schiller'ın tespit ettiği gibi, kısa vadeli tahmin yapabilmek neredeyse imkansız olurken, uzun vadeli tahminlerin gerçekleşme olasılığı bir hayli yüksek olabiliyor. Zira, iktisadın kuralları mutlaka çalışıyor. Fakat, kısa vadedeki varsayım belirleme zorluğu thamin yapmanın önündeki en büyük engeli oluşturuyor. Uzun vadeli tahminlerin gerçekleşmesindeki sorun ise, zaman sorunu. Nedeni ise, yukarıda iktisat ve fizik arasındaki bağlantıyı açıklamaya çalışırken belirttiğim istatistiki ölçümleme zorluğu.

İktisat, matematiğin amaç haline getirilmeden istatistiği çok yoğun olarak kullanmak zorunda. Ancak, "amaç haline getirilmeden" ifadesinin altını çizmek istiyorum. Zira iktisat, matematiği son derece sofistike bir şekilde kullandı ama düşündüğü sonuçları elde edemedi geçmişte. Dolayısıyla, istatistiğin bir sosyal bilim çerçevesinde kullanılmakta olduğu unutulmadan analiz yapılmalı. İstatistiğin kullanımı son derece önemli.

Yazının başına dönecek olursak, iktisadın kurallarının çöküşünde çok kurumsal işleyişin çok sorunlu olduğu bir Dünya'da yaşadığımızı tartışıyor olmalıyız. Kurumların yanlış ilkelerle çalıştırıldığı ve günün koşullarına uydurulamadığı bir küreselleşme sürecinde sorunların içinden çıkılamaz oldu.

Arda Tunca
(İstanbul, 20.02.2016)