Pages

Friday, January 22, 2016

Ekonominin Kaosu

Dünya ekonomisinin kritik bir dönemeçte olduğuna dair yazılar okuyorum, yorumlar dinliyorum. Kritik bir dönemeçte olmak için kritik kararların alındığı ve mevcut kötü gidişatın rotasını felsefede değiştirecek kararlar almak gerekir. Çünkü, küresel ekonomik koşullar felsefi bir değişimi gerekli kılıyor. G-7, G-20, Davos, IMF ve Dünya Bankası, v.s. toplantılarında bir araya gelinerek alınan felsefi bir karar göremiyorum. Dolayısıyla, kritik dönemeç olarak nitelenen zorlu anların ya da süreçlerin sadece günü kurtarmak yönünde atılan koordinasyonsuz adımlardan oluştuğunu düşünüyorum.

Son haftalarda yaşanan piyasa dalgalanmaları sürpriz değil. Çin'in verileri itibariyle eksik şeffaflıkta bir ülke olması ve gölge bankacılık sisteminin varlığı biliniyordu. Çin'deki sorunun kaynağı bunlar olmadı gerçi ama görülemeyecek riskleri barındırdığı düşünce denklemimizde mevcut. Küresel boyutta, türev ürünlerin muhasebe kayıtları anlamında farklı ülkelerde farklı yöntemlerle kayıt altında tutulması, buradan gelebilecek riskin boyutu hakkında ölçülebilir bir fikir veremiyor. Ancak, riskin çok büyük boyutlu olduğunu biliyoruz.

Avrupa, ekonomik açıdan son derece kötü yönetiliyor. Kötü yönetimden kastım, Draghi önderliğindeki Avrupa Merkez Bankası uygulamaları değil. Küresel boyutta yaşanan ama Avrupa'da en üst düzeyde gördüğümüz ekonomi politikalarında merkez bankalarına aşırı derecede yüklenilmesi hali ve maliye politikalarında son derece cılız adımların atılmasını kastediyorum. Finans piyasaları, merkez bankalarının yönlendirmelerini elbette dikate alıyor ve alacak. Fakat, merkez bankalarının piyasalarla iletişimi günlük, haftalık, aylık, yıllık para kayıpları ve kazançlarıyla ilgili. Bu, elbette ki önemli bir nokta ama ekonomik yapı değişikliği odaklı düşüncelere de sahipseniz, merkez bankalarını dinleyerek elde edebileceğiniz hiçbir mesaj bulunmuyor artık.

Avrupa ekonomileri, geçmişten gelen ekonomik hasarlar ve bölgenin kendi içinde yaşadığı politik uyumsuzluklar nedeniyle de toparlayamıyor. Rusya ve Suriye üzerinden gelen ve gündemi sürekli meşgul eden jeopolitik gelişmeler ve göçmen sorunları da Avrupa'nın kamburu haline gelmiş durumda.

Son günlerde sık sık gündeme gelmeye başlayan bir konu ABD ekonomisinin resesyona girip girmeyeceği oldu. Bu tartışma, Fed'in yüksek oranlı ve sıkça faiz artırımı yapması olasılığını dikkate alıyor. Fed, agresif bir faiz artırımına gidecek olursa, küresel ekonominin kötü perfromans içinde olduğu bir süreçte kendisini resesyona sokar. ABD, büyüme, işsizlik ve enflasyon başlıkları içinde enflasyonsuzlukla ilgili sorunu aşabilmiş değil. Ücret artışlarında %3 ve üzerine varan istikrarlı bir trend yakalayamadığı sürece %2'lik enflasyon düzeyine ulaşamayacak. Petrol fiyatlarının düşük seyretmesinin zaten %2'lik enflasyon hedefine katkısı bulunmuyor. Ancak, petrol fiyatının düşüşü belli bir noktada duracak olursa, baz etkisi nedeniyle enflasyondaki yüzdesel yetersizlik bir ölçüde ortadan kalkmış olur. Ücretlerin durumunun işgücü piyasasındaki yapısallıklardan kaynaklandığını ama petrol fiyatındaki gelişmelerin arızi olduğunu unutmayalım. Bu nokta çok önemli. ABD'nin iyi performansı bütün ekonomiler için doğrudan ve dolaylı etkilerle önemli bir hale geldi. ABD, küresel ekonomi ve piyasalar için tutunacak bir dal olma özelliği taşıyor.

Petrol fiyatının mevcut küresel ekonomik koşullarda yükselmesi mümkün gözükmüyor. Fiyatın $20varil fiyatına ilerleyişi için yılbaşında yaptığım tahminimde o an için bir gerekçe göremiyordum. Piyasaların sert bir türbülansa girmesiyle belirgin bir gerekçe devreye girmiş oldu. Petrol fiyatı, büyüme yetersizlikleri, talep yetersizliği endişeleri ve piyasaların düşüşünün bir sonucu olarak $30 seviyesinin altına indi. Arz fazlalığının ve dolayısıyla fiyattaki düşüşün temel nedeni de zaten bu. Kısa vadede değil ama orta veya uzun vadede düşük fiyatlar nedeniyle iptal edilen yatırımlar arz cephesinde kısılmaları kendiliğinden doğuracak ve fiyatın yükselmesine neden olacaktır.

Sadece pertrol değil, tüm emtia fiyatları düştü. Altın haricindeki emtiaların fiyatlarının düşüş nedenlerini petrol fiyatınınki ile benzetebiliriz. Hisse senedi piyasalarından, emtialardan kaçış kamu sektörü bonolarına yönelimi artırdı. Yani, risksiz yatırım noktalarına bir kaçış yaşanıyor. Bu nedenle, kamu bono ve tahvil faizlerinin düşüşüne de tanıklık etmekteyiz.

Piyasalarda, ciddi boyutlu bir panik havası var. Bu hava, ancak birkaç saat ya da gün için yatışabiliyor ve ardından yeni bir dalga geliyor. Devamı gelecektir ama zamanlama tahmini yapılamaz.

Dünya, ortak bir felsefi platform yaratmak zorunda. Bu platformun ya da platformların olmadığını söyleyemeyiz ama var olanlar bir işe yaramıyorlar. Neden işe yaramadıklarını anlamak da kurumsal yetersizlik, görüş ayrılıkları gibi nispeten masum kalan tespitlerin ötesine geçti. Konu, sadece ekonomik değil. Yerküre, bu kadar büyük bir nüfusu benzer ihtiraslarla, benzer askeri, stratejik, ekonomik, siyasi, coğrafi, v.s. hedeflerle ilerleyen ülkelerle kaldıramıyor.

Terör, bu yüzyılın dünya savaşı özelliğini taşıyan bir belası haline geldi adeta. Bunu yaratanlar bir ara temizlemeyi de düşünürler herhalde. Düşünür gibi konuşuyorlar ama kimin ne yaptığı belli değil uygulamada.

Özetle demek istiyorum ki, sorunları biliyoruz. Gündemden düşen, ortada fazla görünmeyen ya da konuşulmayan sorunları da düşünüyoruz. Hatta, bunları yazıyoruz ve anlatıyoruz. Fakat, bunların ne zaman bir anda gündeme yerleşeceğini görebilmemiz mümkün değil. Zaman tahminini doğru yapabilmek mümkün değil. Ancak, riskin var olduğunu ve bir gün mutlaka gündeme yerleşeceğini söyleyebiliyoruz.

Büyük bir yerküreyi insan küçük bir yer haline getirdi. Bu kadar insanı bu kadar felaketle kaldıramıyor artık. Küresel ısınmadan ve 2015 yılının meteorolojik ölçümler yapılabildiğinden beri en sıcak yıl olduğundan söz etmedim bile. 21. y.y.'nin sonunda 20'li yaşlarında olacaklar için 2016 yılı itibariyle üzgünüm. Çok küfür edecekler.

Arda Tunca
(İstanbul, 22.01.2016)