Pages

Friday, January 1, 2016

2016 Varsayımları ve Beklentileri

Dünya ve Türkiye için 2015 yılı genel olarak beklentilerin karşılanamadığı bir yıl oldu. 2015 yılının etkileri altında 2016'dan ne beklemeliyiz? Varsayımlarıma dayalı beklentilerimi sırasıyla özetlemeye çalışayım.

Küresel düzeyde büyüyememe endişelerinin zaman zaman ön plana çıktığı ve piyasa fiyatlamalarını etkileyebildiği bir ortamdayız. Bu durumun 2016'da devam etmesini ve Dünya ekonomisinin büyümesinin %3 civarında gerçekleşmesini bekliyorum. Bu büyümenin en önemli unsurlarından olan Çin için 2016 yılı beklentim %7, ABD için %2.3, Euro Bölgesi için %1.6 ve Hindistan için %7.5.

Dünya'nın önemli merkez bankaları içinde normalleşme sürecine girebilen tek merkez bankası Fed. Aralık ayı itibariyle faiz artırımlarını 0.25 puan ile başlattı. Bunun yanısıra, Avrupa Merkez Bankası ilave parasal genişlemelere başvurabilecek. Japonya da parasal genişleme sürecini devam ettiriyor olacak.

Fed'in 2016'daki faiz artırımı sayısının 2 olacağını düşünmekteyim. Çünkü, büyüme ve işsizlikte olumlu gelişmeler kaydeden ABD ekonomisi yetersiz enflasyon sorununu aşabilmiş değil. İşgücü piyasasının 2008 kriziyle yaşadığı yapı değişiklikleri sonucunda ücretlerdeki yetersiz artışın enflasyonu da sağlıklı olarak niteleyebileceğimiz %2 düzeyinden bir hayli aşağıda tuttuğu bir durum söz konusu. 2015 sonunda oluşacağı tahmin edilen yıllık %0.2'lik seviye, Fed'in hedeflediği %2'nin bir hayli uzağında. 2016 yılında, petrol fiyatlarında önemli ölçüde bir düşüş yaşanmazsa, enflasyon cephesinde bir miktar toparlanma olabilecektir. Fakat bu toparlanma, Fed'in faiz konusunda elini çok da güçlendirecek bir etki yaratmayacaktır.

Fed'in faizi artırmasındaki temel sebep, verilerde meydana gelen düzelme olduğu kadar, en önemli para politikası aracı olan faiz silahını herhangi bir olumsuzluğa karşı geri kazanmak. Ancak, agresif bir faiz artışı ile küresel fonları süratle kendisine çekmesi, örneğin zaten son beş yılda kümülatif olarak %75'lik değer kazancı yaşamış olan S&P'de ve diğer piyasalarda balonların oluşmasına neden olabilir. Böyle bir gelişme, sonu ABD için resesyona varabilecek noktalara gidebilir. Bu nedenle, küresel ekonomide tek başına olumlu veriler ortaya koyan bir ekonomi olarak kalarak ve diğer ekonomilerin ve merkez bankalarının kararlarını gözardı ederek faiz cephesinde agresif bir tutum izlemesi bana pek mümkün gelmiyor. Dolayısıyla, Aralık'taki faiz artırımıyla %0.25-0.50 bandına gelen faizin iki tane 0.25'lik artırımla %0.75-1.00 bandına taşınacağını öngörüyorum. Ekonomideki denge kavramını canlı örneği ile günümüz koşullarında en iyi Fed ve ABD ekonomisinin küresel ekonomiyle ilişkileri çerçevesinde izleyebiliriz.

Fed'in faiz artırım sürecinde Dolar üzerinden fiyatlanan tüm emtiaların kalıcı olarak, ya da bir trend ifade edecek şekilde fiyat artışı kaydedebilmesi olası değil. Tarihsel veriler de bunu anlatıyor. Bu gözle bakınca, petrol fiyatlarının ancak arızi nedenlerle yukarı gidebilmesi mümkün olabilir. Petrol fiyatlarını aşağı yönde baskılayan pekçok başka unsur da var. Sıralayacak olursak:
  1. ABD'nin hemen hemen S. Arabistan ile aynı seviyede petrol üretir hale gelmesiyle petrol fiyatlarındaki dengeler değişti. Ayrıca ABD, bu gücün etkisiyle 40 yıldır uyguladığı ham petrol ihracatı yasağını kaldırdı. Vitol adındaki İngiliz petrol şirketi ilk müşteri olarak 1 Ocak 2016 itibariyle ABD'den ilk gemiyi yola çıkardı bile.
  2. Üzerindeki ambargoların kalkması halinde İran da yeni bir arz kaynağı olarak küresel petrol piyasasının tedarikçisi olarak devreye girecek. İran, yaptırımların etkisiyle uzun süredir olumsuz ekonomik koşullarda yaşıyor. Petrole bağımlı ekonomisini ancak petrol ihracatı ile toparlayabilecek. S. Arabistan ile uluslararası ilişkilerde zıt konumda duruyor ve özellikle Asya piyasasından pay kapmak için iki ülkenin rekabetini izleyebileceğiz.
  3. OPEC, hem küresel piyasadaki tedarik gücünde ağırlığını kaybetmekten, hem de üyeleri arasında yaşanan piyasa payı yarışı nedeniyle aldığı kararlarla fiyat belirleyici olma özelliğini büyük ölçüde yitirdi. Dolayısıyla, üyeleri içinde petrol arzını düşürmek konusunda herhangi bir karar alamaz durumda.
  4. Yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerden dolayı öylesine bir arz fazlalığı söz konusu ki, artan jeopolitik risklerin eskiden olduğu gibi petrol fiyatları üzerinde etkileri kalıcı olamıyor. Bir etki meydana gelirse de, kısa süreli ve sınırlı kalıyor.
  5. Geçmiş dönemlerde, petrol firmalarının düşük fiyatlar nedeniyle yeni yatırım planlarını ertelediklerine tanık olduk. Bu yöndeki haberlerle, fiyatların kısa süreli çıkışlar yaptığını da gördük. Fakat, arz cephesinin çok güçlü olması nedeniyle, yatırımsızlığın da kısa vadeli etkileri zayıf kalmaya başladı. Yatırım eksikliğinin etkilerini 2016'dan sonra yaşayabileceğimizi düşünüyorum.
Küresel petrol piyasalarının yukarıdaki varsayımlarında 2016 içinde bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla, Brent için 2016 yılı ortalama fiyat beklentim $38-40 aralığında. Dolayısıyla, yüzdesel olarak geri gidişin de sonuna gelindiği kanısındayım. $20 üzerine bazı spekülasyonlar yapıldığını da okuyorum. Mevcut arz-talep dengeleriyle fiyatlar belli bir noktaya gelmişken ve dengelenmişken, fiyatı $20 seviyesine hangi gelişme taşıyabilir? Bunu öngöremiyorum.

Yukarıdaki varsayımlarım çerçevesinde, 2016 yılı sonu için EUR/USD paritesi için öngörüm 1.03-1.05 aralığı. Yani, Dolar'daki güçlenmenin Euro'ya karşı %3.27-5.12 aralığında olacağını tahmin ediyorum. Ancak! İngiltere, 2017'ye kadar AB'den çıkmak için referanduma gideceğini dile getirmişti. Bu, bizzat başbakan Cameron'un bir sözü. 2017'de hem Almanya'da, hem Fransa'da seçim varken İngiltere'nin referandum yapması için 2017'de pek fırsat olmayabilir. Bu nedenle, 2016'da bir referandumun gündeme gelebileceği düşüncesindeyim. Bu durumda, EUR/USD dengelerini yeniden ve çok özel konuşmak zorunda kalırız.

Küresel gelişmeler üzerine varsayımlar altında şimdi de Türkiye'ye odaklanalım. Türkiye için de öngörülerimi sıralayacak olursam:
  1. İki yıl süren seçim maratonları bitti. Fakat, gündemi en çok meşgul etme potansiyeline sahip konu başlıkları anayasa değişikliği ve bu çerçevede başkanlık sistemine geçiş gibi duruyor. Bu başlıklar altında zaman zaman piyasalarda oynaklık görebiliriz ama etkilerinin sınırlı olacağını düşünüyorum. Zira, tek parti hükümeti var ve herhangi bir anlaşmazlık nedeniyle hükümetin dağılması gibi bir risk yok ortada.
  2. Türkiye'nin gündeminde terörün önemli bir yer tutmaya devam edeceğini düşünüyorum. Ancak, terör konusunun da çok olağanüstü bir gelişme olmadıktan sonra - ki 2015 yılının tecrübeleriyle herhangi bir olumsuzluğu dile dahi getirmek istemiyorum - piyasaları etkileyeceği düşüncesinde değilim. Maalesef ki güneydoğu, Türkiye ekonomisinde büyük bir paya sahip değil. Fakat, bölge ekonomisini son derece olumsuz etkileyen koşullar söz konusu. Bu etkiler, büyüme üzerinde törpüleyici etkiler yapabilecektir. Çünkü, ticari faaliyetler ciddi şekilde sekteye uğramış durumda.
  3. Türkiye piyasaları ve ekonomisi açısından en büyük riskin merkez bankası politikaları üzerindeki olası siyasi tartışmaların ve enflasyon-faiz ilişkileri konusundaki olası gayri bilimsel tartışmalar olduğunu düşünüyorum. Bu noktadaki olumsuz imaj, kur ve faiz ve dolayısıyla enflasyon ve büyüme üzerinde potansiyel olarak olumsuzluklar yaratma riskine sahip. Nisan'da, TCMB'de gerçekleşecek görev değişikliklerinin kritik bir dönemeç olacağını düşünüyorum. Bu dönemecin suhuletle ya da bir türbülansla atlatılıp atlatılamayacağını siyaset müessesesi belirleyecek.
  4. Yukarıdaki 3. maddede olumsuzluk içeren temel bir gelişme yaşanmazsa, TCMB'nin zaten başarısız olan piyasa iletişiminin mevcut haliyle devam edeceğini ve geç de kalsa faiz koridorunu sadeleştirerek ve koridorun alt bandı ve politika faizinde artırım yaparak ilerleyeceğini düşünüyorum. Fakat, Nisan'dan sonrasını öngöremiyorum. Görev değişikliği çok önemli.
  5. Türkiye'nin, azalan yutdışı kaynak bulma imkanları ve artan fonlama maliyetleriyle karşılaşacağını ama fon bulamama gibi bir durumla karşılaşmayacağını düşünüyorum. Bu varsayımla, büyümede OVP hedefi olan %4'ün tutturulabileceğini ve kur cephesinde azalacağını düşündüğüm oynaklıklar nedeniyle cari açığın milli gelire oranında %5 civarında olması istenen dengenin gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Cari açık konusunda Türkiye, mevcut ekonomik yapısıyla daha düşük bir açık noktasına ancak büyümeyi düşürerek gidebilir ki bu gelişmeye de ben olumlu diyemem. Büyüme ve cari açık arasında sürüdürülebilir bir dengeyi gözeterek ilerlemek gerekiyor.
  6. Türkiye, hükümetin açıkladığı reform paketiyle ilgili düzenlemeler yapacaktır. Ancak, bu düzenlemelerin hiçbiri yapısal refrom olmadığı için ekonominin mikro ve makro ekonomik gidişatında bu düzenlemelerden kaynaklanan bir yapısal dönüşüm sürecine girilmesini beklemiyorum.
  7. 2016 sonu için USD/TL kuru beklentim 3.25. EUR/TL için beklentim ise 3.45. Elbette ki belli bir artı ve eksi sapma payı olacaktır ama hiçbir aralık dahi telaffuz etmeden noktasal bir öngörü ifade etmiş olayım.
  8. Enflasyon, kurdaki oynaklığın azalması ve 2015'teki gibi olağanüstü bir sıçrama gerçekleşmeyeceği varsayımı altında %8.5 civarında gerçekleşebilir.
  9. Oynaklıkların azalacağı varsayımı ve büyümenin bir miktar ivme kazanacağı beklentisiyle işsizlik oranında %10.5 seviyesi civarını bekliyorum.
  10. Bütçe açığının milli gelire oranının %1.3 olarak gerçekleşeceğini öngörüyorum. Zira, son günlerin popüler tartışma konusu olan asgari ücret artışının bütçe üzerinde olumlu ve olumsuz katkılarıyla hemen hemen denge sağlayacak bir etki yapacağını düşünmekteyim. Ayrıca, büyümenin bir miktar ivme kazanması halinde bütçenin vergi gelirleri de bu gelişmeden olumlu etkilenecektir.
Uluslararası fon akımlarını dikkatle izlememiz gerekiyor. Bu noktada, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Endonezya, Arjantin, Meksika gibi cari açığı olan önemli gelişmekte olan ülkeleri dikkatle takip etmemiz gerekecek. Bu ülkelerin faiz politikaları Türkiye için de, Fed için de önemli. MSCI gelişmekte olan ülke endeksi 2015'te %16'lık bir değer kaybı yaşadı. Anlamı, gelişmekte olan ülkelerden fon çıkışı olduğudur.

Varsayımsız öngörü olmaz. Yıl içinde vardığımız noktaları ve tutturamadığımız öngörülerin sebeplerini görmek açısından hangi varsayımların tutup tutmadığına bakmak zorunda kalacağız. Bu nedenle, beklentileri ortaya koymak zorundayız ama varsayımlarıyla beraber. Hiç beklemediğimiz gelişmeler de mutlaka olacaktır. İzlemeyi sürdüreceğiz. Hem bireysel, hem de kurumsal olarak.

Arda Tunca
(İstanbul, 01.01.2016)