Pages

Monday, December 21, 2015

Fed Sonrasında TCMB Ne Yapmalı?

Fed'in faiz artırımı nihayet gerçekleşti. Şimdi, gelişmekte olan ülkeler için dikkatle yönetilmesi gereken başka bir süreç başladı. Cari açığı olup, dış fonlama ihtiyacı olanlar için bir hayli hassas bir döneme girildi. Bu sürecin yönetiminde iki unsur çok önemli. Birincisi, Fed'in faiz artırımı temposu. İkincisi ise, gelişmekte olan ülkelerin yeni süreçteki gelişmelere karşı ortaya koyacakları politika tepkileri.

Fed, 2016 yılı için faiz artırımlarının devam edeceğini açıkça dile getirdi. İşsizlik ve büyüme cephesinde olumlu bir seyir izleyen Amerikan ekonomisi enflasyonda hedeflediği yere bir türlü ulaşamıyor. Düşen petrol fiyatlarının ve yetersiz düzeyde artan ücretlerin bu sonuçtaki etkisi çok büyük. %2'lik enflasyona dahi ulaşılamıyor. Ancak, Fed'in beklentileri faiz artırımlarına devam edilmesi gerektiğini söylüyor. Enflasyon cephesinde zorlanma yaşansa da faiz artırımlarının devam edeceğini bekliyoruz.

Gelişmekte olan ülkelerin içinde üç kategori var izlenmesi gereken: para birimini Dolar'a bağlı tutanlar, doğal kaynak gelirlerine aşırı derecede bağlı olanlar ve cari açığı olanlar. Türkiye, cari açığı olanlar kategorisinde yer alıyor.

Kendi para birimini Dolar'ın değerine endeksleyenler Fed'in faiz artırımına ilk tepkiyi faiz artırmak suretiyle verdiler. Örnek, Meksika. Doğal kaynak zengini olan ve bütçe dengeleri büyük ölçüde doğal kaynaklardan elde edilen gelirlere bağlı olanlar için zor bir süreç var. Zira, tarihsel süreçte, Fed'in faiz artırdığı dönemlerde emtia fiyatları genel trend itibariyle artamıyor. Petrol özelinde konuşacak olursak, denkleme çok sayıda karmaşık jeopolitik unsurun dahil olduğunu görerek yorum yapmak ve Fed'in faiz artırımı ile petrol fiyatları ilişkisinin tarihsel özelliklerinin ötesinde değerlendirmeler yapmak zorundayız. Örneğin, petrol fiyatının belirlenmesinde OPEC devre dışı kalmış durumda ve piyasa payı rekabetine İran da yakında büyük olasılıkla dahil olacak. Birkaç on yıldır böylesine alışık olunmayan bir süreç ayrıca çalışıyor.

Türkiye, yetersiz tasarrufları, rekabetçi olamayan üretim yapısı, siyasetin gölgesindeki para politikaları ve yüksek jeopolitik riskleriyle karşılıyor yeni süreci. Uluslararası rekabette avantajlı olduğunu söyleyebileceğimiz pek bir özelliği yok doğrusu. En önemli beklenti, ekonomik reformlar idi. Ancak, açıklanan birkaç düzenlemenin reformla herhangi bir ilgisi olmadığını gördük. Bu şartlar altında, para politikasında doğru adımları çok dikkatli bir şekilde atmak durumunda Türkiye.

Küresel koşullar, Dolar'da azalan ve Euro'da bol olacağı bilinen likidite nedeniyle Euro/Dolar paritesinde Dolar lehine güçlenmenin gerçekleşeceğini söylüyor. Ancak, Dolar'daki güçlenmenin 2015'te olduğu gibi olmayacağını öngörebiliriz. Daha sınırlı bir güçlenme söz konusu olacaktır. 2016'da, küresel piyasaların daha az oynak olacağını bekleyebiliriz. 2016 sonunda, 1.03-1.05 aralığında oluşacak bir Euro/Dolar paritesi görebileceğimizi düşünüyorum.

Türk Lirası'nın Dolar karşısındaki durumunu hem içerideki politika hamleleri, hem de Türkiye'nin Suriye politikaları ve bu politikaların içeride yaratacağı gelişmeler belirleyecektir. Dış politikada, stratejik olmaktan çok anlık fırsatlara ve çıkarlara odaklanılması, hem dış politikada, hem de dış politikanın ekonomi üzerindeki etkilerinde büyük belirsizlikler yaratıyor. Dört tane arka arkaya seçimi geride bırakmış bir Türkiye için belirsizliklerin düşündüğümüzden daha büyük ölçüde yok olmasını beklerdik. Ancak, hangi noktadan ne gibi bir gelişmenin Türkiye'yi beklediğini öngöremez durumdayız.

Küresel ekonomik gelişmeler ve Türkiye'nin dış politikadaki belirsizlikleri 2016 sonunda Dolar/Türk Lirası kuru için 3.25 civarında bir yere işaret ediyor. Piyasadaki genel beklentilerin dışında bir beklentiye sahip olduğumun farkındayım. 2015 sonu için 2.45 öngörüsünde bulunduğumda da çok pesimist olduğum düşünülmüştü. Fakat, topluca yanıldık. Dördüncü bir seçimi öngöremedik. Ayrıca, ekonomik analizde optimist ve pesimist ayrımını hiçbir zaman kabul etmedim. Varsayımlar ve o varsayımlara dayalı ekonomi kuralları çerçevesinde analizler ve sonuçları vardır.

Türkiye için 2016'da dış politika ve içerideki yansımaları ve ekonomi politikalarının hangi motivasyonla şekilleneceği belirleyici olacak. Ekonomi politikaları siyasi motivasyonla şekillenecek olursa ve özellikle para politikası siyasi baskının gölgesinde belirlenirse Türkiye için koşullar çok zorlaşır. Böylece, tahmini son derece zor olan bir dizi ekonomik değişkenle karşı karşıya kalırız.

Bu hafta, TCMB'nin faiz kararı gündemde olacak. Önceki açıklamalarda, Fed'in faiz kararının bekleneceği dile getirilmişti. Fed'in faiz kararı geride kaldığına göre, TCMB'nin ya bir karar vermesi ya da bundan sonraki süreçte ne yapacağını güçlü bir dille ifade etmesi gerekiyor. Çünkü, kredibilitesi zayıflamış bir merkez bankası olma özelliği söz konusu. Siyasi baskı bir yanda dururken, diğer yanda da mevcut TCMB yönetiminin piyasa ile iletişimindeki zayıflıklar kredibiliteyi son derece olumsuz bir yönde etkiliyor. TCMB'nin faiz politikasında sadeleştirmeden söz edip sadeleştirme olarak nitelendirilebilecek bir adım atmamış olması kredibilite zayıflığının son göstergesiydi.

TCMB ne yapmalı? Koşullar ve TCMB'nin mevcut piyasa kredibilitesi, faiz koridorunun alt bandında ve politika faizinde 0.50 puanlık artırım yapılması gerektiğini söylüyor. Bu, efektif bir faiz artırımı anlamı taşımıyor. Çünkü, farklı vadelerle fonlama yaparak farklı faiz oranlarının kullanılabildiği bir faiz politikası yapısı var. Dolayısıyla, koridorun alt bandını ve politika faizini artırmak doğrudan bir faiz artırımı anlamı taşımıyor olacak. Ancak, vereceği mesaj güçlü ve etkin olacak ki böyle bir sembolik faiz artırımının önemli olduğunu önceki aylardaki bir faiz kararı için de söylemiştim.

Gereken olur mu? Bunu bilemiyorum. Fed'in faiz artırımı sonrasındaki 48 saat içinde dahi Türkiye için faiz indirilmesi için fırsat doğduğunu söyleyenlerin beyanatlarını maalesef okudum. Bilmiyorum farkındalar mı ama 1988'den bu yana ilk kez gelişmekte olan ülkelerden net sermaye çıkışı yaşıyoruz.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.12.2015)