Pages

Saturday, November 14, 2015

F ve RWA Ölçeği

Theodor W. Adorno, Else Frenkel-Brunswik, Daniel Levinson ve Nevitt Sanford 1947 yılında bir karakter testi geliştirirler. The Authoritarian Personality adında bir kitap yazarlar ve otokratik bir karakterin varlığını test etmek için F ölçeğini geliştirirler. Kitabın basıldığı tarih 1950'dir. F harfi, faşist kelimesini temsil etmektedir. F ölçeğine tabi tutulan kişilerin yüksek puan almasıyla bazı karakter özelliklerin ön plana çıkmaya başladığı görülür: Erich Fromm'un 1941'de yazdığı Escape from Freedom adlı kitabından esinlenirler. Amaç, bir kişiliğin faşizme ne kadar yakın ya da uzak olduğunu görmektir.

Adorno, Frankfurt Okulu'na bağlı bir sosyolog ve felsefecidir aslında. Sosyal olgulara, topluma eleştirel bakış açılarıyla tanınmaktadır. Yukarıda adı geçen kişilerle Adorno'nun yaptığı çalışmalar Berkeley Papers adıyla anılmaktadır. Çünkü, 2. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında hepsi Kaliforniya Üniversitesi/Berkeley'de çalışmaktadır. Yaptıkları çalışmaların esin kaynağı, o günlerin atmosferinde doğal olarak 2. Dünya Savaşı'na giden koşullar ve Hitler'in nasıl iktidara geldiğinin anlaşılmasıdır.

Hitler, Frankfurt Okulu temsilcilerinin çalışmalarını yaptıkları bir platform olan Institut für Sozialforschung adlı kurumu kapatmıştır. Bu kurum içinde çalışma yapanların bir bölümü çalışmalarına devam edebilmek için mecburi olarak ülkeyi terk etmişlerdir.

The Authoritarian Personality adlı kitapta analiz edilen karakterin temelinde Freud vardır. Sert ve cezalandırıcı ebeveynden gelen çocukların otoriter karakterleri kendilerine idol olarak aldığını anlatmaktadır Freud. Kitap, yukarıda adı geçen isimlerin farklı psikolojik ve sosyolojik açılardan yaptıkları katkıların bir araya getirilmesiyle oluşur.

Yine aynı isimlerin ortaya koydukları bir kavram bulunmaktadır: sağ otoritarianizmi. Bu kavram altında değerlendirilen kişiler, toplumun temel normlarına, değerlerine bağlı olan, gelenekçi, güçlü, kararlı karakterlere yönelme ve inanma eğilimindedirler. Kendi normlarına uymayan toplumsal kesimlere karşı cezalandırıcı yaklaşımlara da prim veren ve destekleyen tavırlarıyla bilinmektedirler.

Bir tarafta otokratik bir lider, diğer yanda otokrasiye prim veren karakterler. Lideri F Ölçeği ile test eden analizler, lideri seçenleri de RWA (Right-wing Authoritarianism) ölçeği ile analiz etmektedir.

RWE ölçeğinde üç temel kriter dikkat çekiyor:
  1. Otoriter teslimiyet: kişinin, toplumda güçlü kabul bulmuş ve meşru bir lidere kendini teslim etme isteği.
  2. Otoriter agresyon: toplumun gelenekçi yanına itiraz eden, gelenekçi yapıdan sapanlara yönelik şiddet hisleri taşınıyor olması.
  3. Gelenekçilik: toplumun geleneklerine, normlarına aşırı bağlılık ve toplumun her kesiminin bu geleneklere ve normlara bağlanması beklentisi ve isteği.
Yukarıda yazdıklarımın hepsi, bilimsel bulguların çok kısa ve benim gözümden ortaya koyabildiğim en can alıcı noktaları. Elbette ki bu bulguları 1 Kasım seçiminin sonuçları itibariyle ve bu bulguların temelinde yer alan tarihi olayları ve hatta Arap Baharı olarak adlandırılan 2011'in olaylı günlerinden sonra Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yu düşünerek ele almaya çalışıyorum.

Liderler için F ve toplum için RWA ölçeğini düşündüğümüzde ve her ikisinin de yüksek değerler verdiği toplumsal yapılarda insan hakları ve demokrasi kavramlarının yeşermesi ya da ilerlemesi mümkün değil. Bu tip toplumlar, ilerlemeye son derece kapalı ve dolayısıyla sorgulama kültürüne çok uzak. RWA ölçeği ile ilgili üç kriterin anlattığı özelliklerden, sorgulayan bir kültürün ortaya çıkabilmesi mümkün değil.

Bir toplumun sorgulamasını, kendi haklarına ve demokrasiye sahip çıkmasını istiyorsanız eğitime yönelmeniz gerekir. Bu da, nasıl bir eğitim sistemi yaratmak gerektiği sorusunun sorulduğu noktaya gider. Gelenek ile yoğurulmuş eğitim anlayışı ile RWA ölçeğinde sizi yüksek değerlere götüren bir toplum yaratırsınız. Böylece, toplumun aldığı eğitime göre, toplumlara nasıl liderlerin iyi geldiği konusunda da bazı yorumlara varabilirsiniz. Konuyu sadece Türkiye için değil, Suriye, Libya, Irak ve Mısır gibi ülkeler için de değerlendiriniz. Ayrıca, Suriye, Libya, Irak ve Mısır'da ABD'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın yaptıklarını da düşününüz. Hangi topluma nedir uygun olan ve bunu kim bilir?

Kendimize dönecek olursak, 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki süreçte Türkiye çok korktu. Terörden mi? Evet ama terörün sonucu olan başka bir şeyden daha çok korktu: ekonominin kötüye gidişi. Türk toplumu, 30 yıldır terörü yaşıyor. Sevmiyorum ama gördüğüm bir gerçeği söylemek zorundayım. Bir şekilde teröre alışık bir toplum kültürü oluşmuş durumda. Ancak, terörün boğduğu ekonomi kaldırılabilir gibi değil. Bizler, ekonomi eğitimi almış kişiler olarak Türkiye'nin büyüdüğünü ama kalkınmadığını ve 2002'den bu yana ekonomide bir reform yapılmamış olduğunu söyleyebiliriz ama iş sandığa geldiğinde, sandıkla ilgili tartışmaların yapıldığı platformlarda Twitter ya da beş yıldızlı otellerin konferans salonları yok. Çorum'un Kozluca'sı var, Adıyaman'ın Altıntaş'ı var, Şanlıurfa'nın Viranşehir'i var.

Analizini doğru yapan kazanıyor. Theodor W. Adorno, Else Frenkel-Brunswik, Daniel Levinson ve Nevitt Sanford 1. Dünya Savaşı sonrasındaki perişan Almanya'nın Hitler'i nasıl iktidara getirdiğini anlamaya çalışarak yola çıkmışlardı. Sözünü ettiğimiz toplum, sorgulayan, bilimde, müzikte, felsefede, fizikte, kimyada dev isimler üretmiş bir toplum. Diğer yandan, kendini yüzde milyon düzeyinde bir enflasyon, fakirlik ve sosyal perişanlık içinde buluvermiş bir savaş sonrası toplumu. Sonuç: Hitler'in iktidarı ve 2. Dünya Savaşı.

Tarihi bilmek, bilimsel analiz yapmak sizi amacınıza ulaştırır. Türkiye'nin bugünkü sorunu, bir partinin sürekli iktidar olması değil, buna izin veren zavallı muhalefettir. Türkiye'nin sonucu: kutuplaşma, hukuksuzluk, ve geri giden insan hakları ile demokrasi.

Umarım anlatabilmişimdir derdimi. Bu koşullar altında, benim oy kullanmamın hiçbir anlamı kalmamış oluyor. Zaten, oy kullanmaya motive olabileceğim bir fikir ya da oluşum da göremiyorum. 18 yaşımdan beri de hiç görmedim ya. Bu da ayrı.

Arda Tunca
(İstanbul, 14.11.2015)