Pages

Monday, October 12, 2015

Üzüntüde de Birleşemedik

İçimiz yandı ama acıda birleşemedik. Yürekler dağlandı ama tepkilerimizde birleşemedik. Hepimizin acısıydı 97 insanın bir anda yok oluşu. Beraber ağlayamadık, üzülemedik.

Bu noktadan bu ülkeyi nasıl toparlayacağız? Ben bilmiyorum. Umudum da kalmadı artık. Bilen ve umudu olan varsa, hangi gerekçelerle geleceğe olumlu baktığını öğrenmek ve o düşüncelere kendimi kaptırmak çok isterim.

Parti ayırmaksızın yüzsüz siyasete kızıyorum. Bir nesil yok oldu. Siyaset yok etti bir nesli. Bir neslin eğitimi, hayalleri, geleceğe dair ümitleri yok oldu. Nefretin tükettiği enerji ile yorulduk. Daha da yorulacak gibiyiz. Siyasete kızıyorum. Ama, son 13 yılın siyasetine daha fazla kızıyorum.

Din üzerinden siyasete kızgınım. Demokrasi ilerliyor gibi gösterildi. Demokrasi treninden zamanı geldiğinde inileceği daha 90'larda anlatılmıştı. Bugünün cumhurbaşkanı, toplumun her kesimiyle kavga etti. İnsanlara, toplumun çeşitli kesimlerine hakaretler yağdırdı. Aynı siyasete devam ediyor. Kutuplaşma, sokak gerilimleri, faşist tepkiler, ötekileştirme güdüleri bugüne kadar görmediğimiz boyutlarda. Aynı anda iki terör örgütüyle mücadele edildiği bir dönem hatırlamıyorum.

1970'leri ve 90'ları de yaşadım. Bu defa, daha bir derinden, daha bir içimizden bölünmüş durumdayız. 70'lerin ideolojik yaklaşımları ömrünü tamamlamıştı. Kürt yurttaşlarımızın sorunları da diyalogla çözülebilirdi. Empati ile, sosyoloji ve psikoloji ile çözülebilirdi. Çözüm diye bir şey denendi ama çöktü. Şaşırtıcı mı? Hayır, değil. Tutarsız politikaları Suriye, Rusya, İran, ABD ile gördük. Çözüm süreci dendi ama somut bir adım atılmadı. İçeriğini hiç bilemediğimiz bir sürecin geldiği nokta ortada bugün. Çok yönlü, çok değişkenli düşünemeyen kısır ve basiretsiz siyaset bir de güney sınırlarımızdaki belaları sardı başımıza.

Muhalefet partileri, çözüm ve öneri sunmak yerine, sadece AKP'ye karşı muhalefet ederek siyaset yürüttüler. Yeni bir fikir, program, proje yoktu ortada. Hala da yok. Müthiş bir tıkanıklık ve açmaz var karşımızda. Yıllardır yaşadığımız, şikayet ettiğimiz, bildiğimiz ama çözümünü de göremediğimiz tıkanıklık.

Soma'da, Ermenek'te, Diyarbakır'da, Suruç'ta ve son olarak Ankara'da insanlar öldü. Siyaset, sorumluluk hissetmedi bu ölümlere karşı. Pişkince görevdeler sorumlular. Görevde kalmaya devam edecekler. Belki de 1 Kasım'dan bile sonra.

Yetmez ama evet diyenler, ekonominin iyi gittiğini sananlar, baskıdan korkup susanlar yok ortada şimdi. Ortada olmaya devam edenler de bugün iktidara muhalif yazılar yazıp komik duruma düşüyorlar. Çoğunun işi gazetecilik. 70'leri, 80'leri, 90'ları gazeteci olarak yaşadılar. Önce solcu, sonra liberal, sonra ikinci cumhuriyetçi, sonra dinci, sonra da yeni gelen kim olursa olsun, ona göre hareket edecek bilmem neci olan adamlar ve kadınlar bunlar.

Demokrasinin elleri kelepçelenmiş durumda. Neden içeriye tıkıldığını bilmeden yıllarca yattı hapisanelerde insanlar. Milletvekillerinin gazete binası bastığına bile tanık olduk. Bertaraf olan bitaraf olacak denmişti çünkü bir zamanlar.

Toplum, öyle hastalıklı bir ruh haline geldi ki, birisi birşeyi eleştirdiği anda karşı kampın kavramlarıyla yaftalanıyor. Bir başka görüşe sahip midir? Hangi görüştendir? Ne düşünmektedir? Hiçbirinin önemi yok bunların. AKP'li değilseniz CHP'lisiniz. Türk olduğunuzu söyleyince, kesin MHP'lisiniz. Dindarsanız, mutlaka AKP'lisiniz. Kürt vatandaşlarımız diye söze girince, PKK'lısınız.

Toplumda, akıl ve mantık dahilinde tartışma yapmak, konuşmak, diyalog kurmak imkansız hale gelmiş durumda. Bu işin sorumlusu siyaset. Kamplaştıran, kutuplaştıran, ötekileştiren siyasettir Türkiye'yi bu kadar derin bir kopma noktasına getiren. Devleti ele geçirince, tüm gücünü ideolojiye göre kullanan bir siyaset! Polis, ideolojiye göre, barış diye sokağa çıkana biber gazı sıkar, Kürt ya da Alevi vatandaşın evi yağmalanırken izler. İşte budur faşist devlet.

İzleyelim ve görelim. Bakalım nasıl olacak buradan çıkış? Çıkamazsak, sonu iyi değil bu hikayenin. Hiç iyi değil hem de. Türkiye, yıllardır kan kaybediyor. Nesiller heba oluyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 12.10.2015)