Pages

Wednesday, October 7, 2015

Bombaların Dili

Bir ülkenin, bir toplumun ya da bir toplumu oluşturan alt sosyal grupların sosyolojik ve psikolojik karakterini bilmeden siyaset geliştirmek felaketlerle sonuçlanıyor. Yakın ve uzak tarih bunun örnekleriyle dolu.

ABD, Vietnam'a bombalar yağdırdı. Bir veriye göre, 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da atılan bombalardan daha fazlası Vietnam'ın üzerine yağdı. ABD, bu savaşı kaybetti.

1993'te, Irak'a demokrasi götürmek üzerine kuruldu Amerikan dış politikası. Sonunda, Saddam devrildi. ABD, Irak'ın tüm sosyal dengelerini alt üst ederek askeri oluşumunu yeniden tanımlamaya kalkıştı. Demokrasi adı altında, doğal kaynaklar ve bölgesel güç kontrollerini sağlamaktı amaç. 1993'te başlayan süreç, Saddam döneminin profesyonel askerlerinin IŞİD adında bir örgütle dünyanın karşısına çıkmasıyla sonuçlandı. Batının bela olarak gördüğü bir bölge, büyümüş bir bela olarak geri geldi.

Arap Baharı, ABD tarafından örgütlenen ve harekete geçirilen toplumsal unsurlar ve oluşumlar ile meydana geldi. Bu ifadeyi kullanan ben değilim. Bu durumu tespit etmiş olan ve yazan çok sayıda makale okudum yabancı basında. Gizli bir bilgi ya da komplo teorisi değil yani.

Bugün, Libya dağılmış durumda. Ülkeyi kimin yönettiği dahi belli değil. Mısır'da, Mübarek devrildi ve onlarca yıl sonra ülkede ilk kez bir seçim yapıldı. Mısır'a demokrasi geliyor olduğuna dair bir hava oluştu. Müslüman Kardeşler seçimle iktidara geldi ama askeri ihtilal ile Sisi yönetimi devraldı. ABD ve batı dünyası ihtilal ile başa gelen Sisi'den yana oldu. Çünkü, kendi benimsediği görüşleri temsil eden bir siyasi oluşum gelmedi iktidara.

Arap Baharı'nın bir sonucu olarak Suriye'de Esad'ın devrilmesi gerekiyordu. Batının planları bunu gerektiriyordu. IŞİD ortaya çıkınca, Esad'a mecbur kalındı. Üstelik, şimdi devrede Rusya da var. Eski Sovyet cumhuriyetlerinin dışında Rusya'nın askeri olarak bulunduğu tek yer Suriye. Küresel kas gücünü Suriye'de gösterebileceğini düşündü ABD'ye karşı ve askeri operasyona girişti.

ABD ve Rusya, Afganistan'da da karşı karşıya gelmişlerdi. Osama Bin Laden, o günlerin bir ürünüydü. Yıllar sonra ABD'nin başına bela oldu.

Batı, kendi toplumsal yapıları içinde demokratik olabiliyor ama uluslararası arenada, işine gelen rejimleri ve oluşumları destekliyor. Başka ülkelerin, toplumların, sosyolojik yapıların hangi demokratik koşullarda yaşadığı pek önemli değil batı için. Fakat, sözde her şey demokrasi için yapılıyor.

Batı, çok değişkenli düşünebilme yetenekleriyle iyi organize olabiliyor ve örgütlenebiliyor. Ortadoğu'daki hiçbir ülkenin böyle bir yeteneği yok. Ülkeleri adına şahsiyetli ve vakur bir duruşları da yok. Bu nedenle, kaypak bir siyasi kültür var. Türkiye, Kurtuluş Savaşı ve 1923 sonrasındaki duruşu ve sergilediği uluslararası politika ile Ortadoğu'nun kaypak ve gayrı dürüst politikalarından ve diktatörlerinden uzak olduğunu ortaya koymuştu. Vakur ve onurlu bir tavrı vardı. Bu nedenle farklı bir yerdeydik. Ancak, yeteneksiz ve dar ufuklu Türk politikacıları ile bu noktadan uzaklaşan bir Türkiye belirdi zamanla. Türk dış politikası şahsiyetini yitirdi.

Yazının başına dönelim. Bombalar hiçbir sorunu çözmüyor. Ancak ve ancak otokratik rejimlerin korku salma aracı olabiliyor. Otokratik rejimler ve taraftarları, toplumları peşlerinden sürükleyecek gazete manşeti nitelikli söylemler ve bu söylemlerin altını bir miktar dolduracak laflar arıyorlar.

Hitler'in Yahudi'ler ile çok mu derdi vardı acaba? Hayır. Hem de kesinlikle hayır. Henry Ford'un bastırdığı ve dağıttırdığı "The International Jew" adlı dört fasiküllük kitapçıklar serisini okudu ve aradığı politik malzemeyi buldu. Çünkü, Almanya perişan haldeydi. Ekonomisi berbat durumdaydı. Sosyal olarak çökmüştü. Ekonomiyi toparlayarak ve güçlü bir siyasi malzemeyi kullanarak büyük bir güç yaratılabilirdi. Unutmayalım ki, Hitler'in geçmişinde Yahudi kökleri bulunduğuna dair bazı soru işaretleri yaratacak kayıtlar dahi var.

Bugüne bakalım. Dünya barış mı istiyor? Eğer bombaların diliyle barış sağlanabilseydi bugün güllük gülistanlık bir gezegende yaşıyor olmaz mıydık? Bombaların dili barışı getirseydi, bugün Türkiye'nin güneydoğusunda çatışma yerine tarih müzelerinden, dinlerin tarihinden, yeni yazılan şiirlerden konuşuyor olmaz mıydık? Barış ortamında, gerçek sorunlarla ilgilenecek olsaydık gezegenin çevre sorunlarına ortak çözüm arıyor olmaz mıydık?

Demek ki, sosyoloji ve psikoloji temeline dayanmayan siyaset çöküyor. Çöküyor ama hala aynı siyasette diretiliyor. Demek ki, kas gücü siyaseti için malzeme aranıyor. Demokrasi, işe geldiği gibi kullanılıyor ya da konuşuluyor. IŞİD'e bakıp Avrupa'nın sağ tandanslı siyasetçileri de kendi malzemelerini buluyorlar satacak. Oysa, iki tane Dünya savaşı da Avrupa'dan çıktı. Her ikisini de Avrupa'nın bugünkü ekonomik kurtarıcısı ve lideri konumunda olan Almanya çıkardı.

Bu işin batısı, doğusu da yok. İnsan her yerde aynı amaca yöneliyor. Güç savaşı içinde bir Dünya var ve bu değişmiyor. Önemli olan malzemeyi bulmak. Sosyolojik ve psikolojik dokuyu iyi bilirseniz malzemeyi bulmak da kolay oluyor. Ama herkes bombaların dilini konuşuyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 07.10.2015)