Pages

Friday, August 21, 2015

Leş Kargaları

Kurumuş çamurun dalga dalga izleri küçücük ellerinin üzerini karartmış. Tırnaklarının içi kir dolu. Simsiyah. Otobüs durağındaki reklam panosunun metal direğine tutunuyor. Çocuk, panonun diğer tarafında. Sadece küçücük elleri gözüküyor. Bir anda ortaya çıkıveriyor sonra. Şirin ve güleç yüzlü. Elinde 3 tane peçete poşeti var. Satmaya çalışıyor durakta bekleyenlere. Göz göze geliyoruz. Nereden geldi, nerede yaşıyor, ailesi nerede, Suriye'li mi acaba, akşama ne yiyeceğini biliyor mu, nerede ve hangi koşullarda uyuyor gibi bir sürü tahmini cevabı içimi burkan soruyu birkaç saniye içinde geçiriyorum aklımdan.

Yaklaşıyor bana. Konuşamıyor. Suriye'li olduğunu fark ediyorum o zaman. 3 Lira çıkarıp veriyorum. Mendil poşetlerinin üçünü birden vermeye kalkıyor bana. İçim daha bir kötü oluyor ve çok sinirleniyorum. Doyumsuz, iğrenç, paranın çığırından çıkardığı insan müsveddeleri geliyor aklıma bir an. Karşımda ise, verdiğim 3 Lira için 3 mendil poşetini birden bana uzatmak gereğini hisseden Suriye'li çocuk.

Lanet olsun bu çocuğu bu hale düşürenlere diyerek kızgınlığımı kusuyorum içimden. Sinirim yüzüme yansımış olmalı ki, mendil poşetlerini bana uzatan kızın bakışları ciddileşiyor bana mendilleri uzatırken. Bir anda değiştiriyorum yüz ifademi. Güler yüzlü bir bakışa ihtiyacı var çünkü. Hayatın çirkin yüzlerini görmekten daha küçücük yaşta bıktığını sandığım bu kıza, leş kargalarına kızdığım için ciddi dahi bakacak lüksüm olmadığını hatırlatıyorum kendime bir an.

Ancak ısrarla bir poşeti alıyorum ve paranın tamamını bırakıyorum kendisine. 3 Türk Lirası! 3 kuruşluk bir alışverişin milyonlarca paraya yaşatamayacağı duygular. Bu küçücük kirli elli kızın hak etmediğini düşündüğü bir parayı kendisine verdiğim için ahlaken yanlış bir şey öğretmiş olabilir miyim kendisine diye düşünmek bir yandan. Sonra, bu mu yani ahlaki bozukluk diye kendimle tartışan halim.

Suriye'li çocuk, sadece denk geldiğim milyonlarcasından biri. Yaşamın yol ayrımlarında tercihler yapacak. Belki de hiç tercih yapamayacak. Mecbur kaldığı bir hayatı istese de, istemese de yaşayacak belki de. Bir gece tepesine inen bir bombayla ölecekti belki. Belki de sadece ve sadece yaşamını sürdürebilmenin şansını yaşıyor şimdi. Belki iyi bir insan, belki de kötü bir insan olacak bir gün. 3 Lira'nın 3 poşetlik dürüstlüğü bir ömür devam edecek mi vicdanında acaba? Bilinmez.

Bildiğim bir şey var ki, başkalarının ve hatta küçücük çocukların bile sefaletine üzülmez, acımaz leş kargaları. Kendi ihtişamlarının teminatıdır başkalarının sefaleti. O başkaları ölümü bile yaşasalar.

İrkiliyorum her ölümün arkasından Dolar'ın kaç olduğunun hesabının yapılmasına. ".... saldırıda ölenlerin sayısı ...ya yükseldi ve Dolar ...ya dayandı".

Batan bankaları birkaç ayda kurtaran Dünya, 3 Lira'lık bir alışverişin açığa çıkardığı dünyayı petrolün fiyatı kadar önemsemiyor. Bir yerde bir terslik olduğu kesin. İnsanın kendisinde mi, düzende mi, her ikisinde de mi?

Karamsarsın diyorlar bazen bana. "Gösterin iyi olacak bir şey, iyimserliğe hazırım" diyorum. Hem, etrafımızda olup bitenleri görüp, analiz edip bir sonuca varmak için iyimser-karamsar duygulara mı ihtiyaç var? Gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan, okuduklarımızdan çıkardıklarımız var sadece.

İnsanoğlu ürememeli artık. Suriye'li kızın milyonlarcası her ırktan, dilden, dinden var. Ama sıkıntı, ırkta, dilde, dinde zaten. Farklılıklara tahammülü yok insanın. Leş kargalarının dümenindeki Suriye'li çocuk, bir Yahudi, bir Hırıstiyan olsaydı, o 3 Lira için dahi Türkiye'de dolaşabilir miydi acaba? İnanın ki emin değilim artık. Hem de hiç. Ve bu, benim içimi acıtıyor çok fena.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.08.2015)