Pages

Monday, August 31, 2015

Ağlayan Topraklar Üstünde

Mezopotamya idi toprak,
Asırların aşkı, hüznü,
Şimdi nefreti yağıyordu üzerine,
Kinlerini kusmuşlardı toprağa.

Acının, hasretin, kahrın acı tadını haykırıyorlardı gökyüzüne,
Görmedikleri zulüm kalmamıştı,
Yaşanmamış ızdırap yoktu,
Görülmemiş olan, bir anlık tebessümdü.

Dizlerinin üzerinde, Mezopotamya'nın uçsuz karanlığını seyrediyordu,
Haykıra haykıra bağırıyor,
Hıçkırıklarla ağlıyordu,
Karanlığa kapalıydı gözleri.

Ateşler yanıyordu bağırında öbek öbek,
Bir türkü, bir ağıt, bir destandı mırıldandığı karanlığa,
Uzadıkça yakınlaşan ovanın sonu yoktu,
Türkülerin yanık haykırışlarıydı ovayı dolduran.

Binlerce yılın talanı sıkışmıştı anların arasına,
Öylesine güçlü, öylesine içten, öylesine umarsızdı türküler,
Gözlerinden yanaklarına inen yaşlarla dalmıştı gökyüzüne,
Aynı ovaya, aynı yıldızlara aynı iç ağrısıyla bakmışlardı kendinden öncekiler de.

Bu talanın uzundu hikayesi,
Usanmış, bitap, halsiz ve çaresizdi,
Hıçkırıklara karışan yorgun yüzüyle tebessüm etti,
"Allah kahretsin ki ağlamadan tebessüm yasak bu topraklarda".

Viran yürekler, asık yüzler,
Toprak ağlıyor bombaların arasında,
Bıraksalar, sazlar, türküler, ozanların şiirleri konuşacaktı,
Bırakmadılar...

Arda Tunca
(İstanbul, 26.08.2015)