Pages

Friday, July 24, 2015

Terör ile Koalisyon ve Döviz Kuru ile Ekonomi

Türkiye, uzun süredir devam eden bir terör tehdidinin ortasında buluverdi kendini. 20 Temmuz günü, Suruç'ta yaşanan terör saldırısı sonrasında yeni bir dış politika stratejisi oluşmak zorundadır. 7 Haziran seçimleri sonrasında koalisyon hükümeti kurulması zorunluluğu ortaya çıktı ve aradan geçen süreden sonra kalan tek alternatif AKP-CHP hükümetidir. Bunun dışındaki tüm alternatifler tıkandı. Geriye kalan tek alternatifin de gerçekleşme olasılığı giderek düşüyor. Hafta başından bu yana ortaya çıkan gelişmelerin yarattığı çok önemli ve son derece olumsuz iki beklenti var: Türkiye'nin Ortadoğu'daki kaosun içine çekilmiş olması ve Kasım'da olması muhtemel bir genel seçim atmosferinin güçlenmesi.

Türkiye, kısa vadeli yabancı sermayeye muhtaç. Dolayısıyla, aniden ortaya çıkabilecek siyasi ya da ekonomik olumsuzluklara karşı kırılgan. Türkiye'nin içinden ve dışından kaynaklanan olumsuz siyasi gelişmeler, olabilecek en olumsuz senaryoyu Türkiye'nin önüne koyar türden. Bunun anlamı, Türk Lirası cinsinden varlıklardan kaçıştır. Yani, kurda ve faizde yükseliş anlamı taşıyan gelişmelerle karşı karşıyayız.

Ekonomide ise, Fed'in faiz artırma olasılığının 2015 ve 2016 için tartışılması gündemi masadan kalktı. Fed başkanı Yellen, faiz artırımının 2015'te gerçekleşeceğini Mart ayında söylemişti ama piyasalarda bu ifadeye inanmayan büyük bir kitle vardı. Ancak Yellen, üst üste yaptığı açıklamalarla 2015 yılında faiz artırımı olacağını dile getirdi. Eylül ya da Aralık ayında olmasının hiçbir önemi yoktur.

Fed'in faiz artırımının oranı önemlidir. Fed'in bölgesel başkanlarının tahminleri 2015 sonu için %1'in üzerine işaret ediyordu. Ancak, ABD ekonomisinden gelen zaman zaman olumlu, zaman zaman olumsuz veriler ile beraber tahminler önemli ölçüde düşürüldü. Küresel gelişmeler de Fed'in neredeyse sembolik düzeyde bir faiz artırımı yapma olasılığını artırınca, €/$ paritesinde Dolar lehine gelişmeler önceden beklenen ölçüde güçlü olmadı. 2015 yılında yapılacak faiz artırımının 0.25 ile sınırlı kalacağını düşünmekteyim. Ancak, Eylül'de 0.25 ve  Aralık'ta yeniden bir 0.25 puanlık artırım olasılığını da önemsiyorum. Bu gelişmeler, $/TL kurunda Dolar lehine güçlenmeye neden olacaktır. Ancak, 1 Dolar'ı 1 Euro'ya eşitleyecek güçte olup olmayacağını Euro Bölgesi'ndeki gelişmeler de belirleyecek. 1 Dolar=1 Euro eşitliğini 2015'te pek muhtemel görmüyorum.

Türkiye'nin içinden geçtiği süreç, $/TL kurunda herhangi bir yumuşamaya işaret edecek gibi değil. Bu koşullar altında, Fed'in faiz artırımının önceki dönemlerdeki beklentiler kadar yüksek olmaması Türkiye için bir avantaj. Diğer bir ifadeyle, ekonomik olumsuzlukların daha da büyük boyuta taşınmasını bir miktar kısıtlayabilecek bir unsur. Kur, gündeme karşı faiz ve borsadan çok daha hızlı tepki oluşturuyor.

Küresel siyasi ve ekonomik koşullarla beraber Türkiye'nin kendi siyasi koşulları ekonomide reform, doğrudan yabancı sermaye girişleri, v.b. temel ve kalkınma içerikli konuları gündemden almış durumda. Bu şartlarda, ancak işletme sermayesini asgari maliyetlerle çevirebilenin başarılı sayılabildiği koşular söz konusu olabilir. Alacak vadelerinde uzamalar, karşılıksız çekler, protesto olan senetler ve şüpheli alacaklarda artış görülmesi doğaldır. Önemli bir darboğaza gireceğini düşündüğüm ekonominin yönünü olumlu bir havaya çevirmesi mümkün gözükmüyor. Bunları, içinde bulunduğumuz haftanın boğucu psikolojisi ve kasvetli havası içinde yazmıyorum.

Türkiye için diğer bir önemli durum, İran ile P5+1 ülkelerinin yaptığı antlaşmadır. Öncelikle, antlaşmanın Amerikan Kongresi'nde 60 günlük, İran Parlamentosu'nda ise 80 günlük bir sürecin sonunda oylamaya sunulacağını belirteyim. Ancak, hiç değilse tünelin sonunda ışık göründü. Petrol fiyatları, hem zayıf küresel talep, hem de İran ile antlaşmanın ortaya çıkardığı arz artışı beklentisiyle düşüş gösterdi. Ayrıca, başta Çin'deki olumsuz ekonomik gelişmeler nedeniyle zayıf küresel talep beklentileri tüm emtia fiyatlarını düşürdü. Petroldeki düşüş, Türkiye'nin cari açığında olumlu etkileriyle Türkiye'nin dış şoklara karşı risklerini azaltması anlamında olumludur. Ancak kurdaki gelişmeler, petrol fiyatı düşüşlerinin enflasyon üzerindeki olası olumlu etkilerini büyük ölçüde götürüyor.

Mevcut şartlarda, TCMB'ye çok iş düşüyor. Nitekim, Dolar için döviz depo oranı 27 Temmuz'dan geçerli olmak üzere %3.5'ten %3'e indirildi. Bunun anlamı, piyasadaki Dolar likiditesinin artırılmasına bir miktar katkıda bulunmaktır. PPK'dan herhangi bir faiz kararı çıkmaması doğruydu. Bu hamle de doğru oldu. Gerekirse, olağanüstü toplantı da yapılabilir ve yeni kararlar alınabilir. Gelişmeler, TCMB'nin 2015 yılı içinde mutlaka faiz artırımı yapmak zorunda kalacağını söylüyor. Yani, Türk firmaları kur ile aldıkları hasarları faizle de üstlenmek zorunda kalacaklar.

Yapımız kırılgan, başımızda dert çok. Kasım'da bir genel seçimin anlamı ise, siyasilerin halkın tercihlerini umursamamasıdır. Türkçe'si, "biz beceremedik, şimdi ne yapalım" diye halka yeniden soru sormaktır. Ben, 7 Haziran'daki oyuma sadık kalacağım. Toplum, kendi işinin başında. Siyasetçi de işini yapsın. "Tek parti olmazsa" korkutmasına ben kanmıyorum.

İstatistikler diyor ki, koalisyon yıllarındaki büyüme oranları ile koalisyonsuz yıllar arasında pek fark yok. Hukuk ve demokrasi daha önemli. Bunlar tesis edilince, ekonomi de başka bir noktada olur. Sıcak para geldi, gitti hikayesinden kurtulur Türkiye de. Not iner mi kaygısı başladı bile piyasanın bir yerlerinde.

Arda Tunca
(İstanbul, 24.07.2015)