Pages

Tuesday, July 21, 2015

Suruç'ta Boğulan Ülke

Türkiye ve ekonomisi için en önemli gündem başlıklarının yeni bir koalisyon hükümetinin kurulması ve güney sınırlarımızdaki gelişmeler olduğunu defalarca yazdım ve dile getirdim. Korkum, yeni bir hükümetin kurulamaması ya da kurulsa bile ömrünün kısa olması ve Suriye'deki terörün Türkiye'ye sıçramasıydı. Dün, Suruç'ta meydana gelen olaylar ile beraber korkularımdan biri gerçekleşmiş oldu. Bundan sonra ne olacağı hakkında fikir yürütebilmek için gelişmeleri izleyeceğiz. Önce, insani açıdan bir acı yaşadık. Ekonomik açıdan olumsuz etkilerini de göreceğiz. Fakat, esas olarak toplumsal dokudaki kanser hücrelerini bir kez daha çok net gördük.

Koalisyon hükümeti kurulması konusunda siyasi partilerin ortaya koydukları yaklaşımlar Türkiye'yi kucaklayan bir türden çok uzak. Fiili olarak ülkeyi bölmeyi başardılar. Son 13 yılda zaten korkunç bir kutuplaşma yaşandı AKP ile. Şimdi, giderek barizleşen bir şekilde dincilik ile faşizm arasına sıkışan bir Türkiye manzarası ortaya çıkıyor.

Siyasi partiler, Suruç'taki terör olayının arkasından dahi bir araya gelmeyi başaramadılar. Türkiye'de siyaset müessesesinin analitik, çoğulcu, stratejik düşünmekten yoksun olduğunu ve Türkiye'yi yönetmek konusunda aciz olduğunu biliyoruz. Hoyrat, acımasız, gözü dönmüş yorumlarla toplumu germeye devam ediyor siyaset. Suruç, bölünmüşlüğü gördüğümüz sadece son bir örnektir.

Korkunç bir cehaletin yıllardır yönetimi altında bir ülkedir Türkiye. Partiler ve taraftarları birbirlerine saldırırken vatandaşlar da sosyal medya üzerinden atışmaktalar. Bu toplumsal bölünmüşlük geri dönülemez bir noktaya gelmiş durumda. Bu koşullar, Türkiye'nin gelişmesini kesinlikle engelledi, engelliyor ve engelleyecektir. Türkiye'nin sahip olduğu ilkel kafa yapısı geleceğe yönelik hiç umut vermiyor.

Dünkü acının ortasında, Suruç'a yardıma giden aydınlık kafalı insanların orada ne işleri olduğu dahi sorgulandı. Neredeyse suçlu ve olaydan dolayı sorumlu ilan edildiler.

Olayın ardından, protesto gösterileri için toplandı insanlar bazı şehirlerde. Terör yapmıyorlardı. Terörü lanetlemek için bir aradaydılar. Biber gazı ile simgeleşen totaliterleşmiş rejimi tattılar yine.

Türkiye'yi yönetmek zordur. Çok farklı etnik kökenli insanların yaşadığı bir ülkedir ve farklı etnik kökenlerle ve dinlerle çevrilidir. Dünya'nın en sorunlu ve en medeni bölgelerinin yanı başında olmak gibi eşine az rastlanır bir coğrafi özelliği vardır. Bu iç ve dış farklılıkları yönetebilmek eğitim ister, vizyon ister, saygınlık ister. Bunların hepsinde zaten zayıf olan bir ülke, sonunda hepsini kaybetti. Dış dünyanın Türkiye'ye ilişkin algısını iş yaşamında uluslararası alanda faaliyette olan insanlar çok iyi biliyorlar. Yönünü şaşıran Türkiye, sonunda herkesin sırt çevirdiği bir hale geldi. Aydınlık yüzü karardı çünkü Türkiye'nin.

Gidişat hiç ümit verici değil. Ne sosyal yaşamda, ne ekonomide, ne uluslararası ilişkilerde. Komşularla sıfır sorun derken, komşuların cehennemine düştük. Değerli yalnızlık falan gibi analitik bir analizden, stratejik düşünceden yoksun laflar üretti siyaset. Kalitesi düşük, seviyesi düşük, akıldan uzak yöntemlerle Türkiye gibi bir ülke yönetiliyormuş gibi yapılıyor.

Şu çözüm süreci denen şeyin ne olduğunu hiç anlamadık ama bakalım nasıl çözülecek diye beklemekteydik. Şimdi, birşey beklemeye gerek de kalmadı. Ülke meşgul. Oral seksin dozu konusunda fetva bekliyor insanlar. Suruç, Suriye, Irak, 2 milyona yakın Suriye'li göçmenin Türkiye'deki varlığı, IŞİD, v.s. geçin bunları.

Siz seçim yapmakla uğraşın siyasiler. Bu ülke, daha 1.5 ay önce seçim gördü. Kararını verdi. Ama, bu karara uygun hareket etmeyip, yeni seçim gündemi yaratıp, bir de milletin iradesinden söz ediyorsunuz. Toplumla alay etmeye devam edin. Nasılsa oturuyorsunuz sıcacık koltuklarınızda kandırdığınız insanlar sizi şakşaklarken meydanlarda.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.07.2015)