Pages

Friday, June 12, 2015

Seçim Sonrasında Önce Toplumsal Barış

7 Haziran seçimi sonrasında karşımıza çıkan siyasi manzara hakkında her gün yeni yorumlar yapılıyor ve koalisyon çalışmalarına ilişkin senaryolar her yeni bir açıklama ile yeniden şekilleniyor. Hep beraber olanı biteni izliyoruz. Parti liderlerinin açıklamalarını dinliyorum ama çok da önemsemiyorum. Hepsi, koalisyon pazarlığına çıtayı yukarıda tutarak başlamak istiyor. Mutlaka bir ortak nokta tayin edenler çıkacak ve koalisyon kurulacak. Açıklamaları, bu nedenle çok önemsemiyorum. Önemsemem için koalisyon görüşmelerinin çökmesi ve erken seçimin gündeme gelmesi lazım.

Seçim sonrasında, Türkiye'nin toplumsal yapısının temel taşlarını oluşturan kitlelerin parlamentoda temsil edilebildiği siyasi bir yapı çıktı ortaya. Muhafazakarlar, laik cumhuriyetçiler, Türk milliyetçileri ve Kürt milliyetçileri bugünün Türkiye'sinin sosyo-kültürel yapısının ana damarları. Diğer yapıların temsil edilemiyor olmasının nedeni %10'luk baraj. Öyle gözüküyor ki, yakın tarihimizde de var olan bu yapının bazı unsurlarının demokrasinin ilerleyişinden sapılması nedeniyle siyasi temsilde kendine yer bulamaması gibi sıkıntıları oldu. Seçmen, bu sıkıntıların farkında olarak ve kronikleşmiş sosyal sorunları yaşayarak, hissederek ve görerek 7 Haziran'da sandığa gitti. Türk siyasetinin yıllardır yapmadığı anayasa değişikliğini sandıkta yaparak barajı yerle bir etti.

HDP'nin barajı geçmiş olması, seçmenin demokrasi isteğinin bir yansımasıdır. Seçimin ertesi gününde Demirtaş'ın emanet oyları daimi olarak kazanmak için çalışmaktan söz etmesinin ardında yatan neden, 7 Haziran'da ortaya konan bu demokrasi isteğinin bir kereye mahsus kalmamasını istemesidir. Ama barajın kalmasıyla, ama baraj kalkmadan HDP'nin her zaman TBMM'de yer almasıyla demokratik bir tavrın ortaya konması arzusudur açıklamanın ardında yer alan düşünce.

Demirtaş'ın, barajın kaldırılmasıyla ilgili düşüncelerinde samimi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, AKP ile koalisyon yapmamak konusunda seçimden sonra ortaya koyduğu tutarlı tutumu da izliyorum. HDP'ye kayan ve ödünç olarak nitelenen oyların seçmenlerinin en tedirgin olduğu nokta, verilen bu sözün tutulmama olasılığıydı zira. HDP seçmeni bu konuda bir hayal kırıklığı yaşamak istemeyecektir.

İçinde bulunulan süreç son derece hassastır. 13 yıllık tek parti iktidarı dönemi son buldu. Gelinen bu noktada seçmen, önemli mesajlar verdi. Öncelikle, 13 yıllık tek parti iktidarının "ben yaptım oldu" anlayışından bıkkınlığını ifade etti. Toplumsal gerilimin belki de tarihimizde hiç olmadığı kadar zirvede olduğu yıllardan geçti Türkiye. Kamplaşma, kutuplaşma, toplumsal huzursuzluk özellikle son 4-5 yıla damgasını vurdu. Toplum, bu ortamdan yorgun ve bu gerilimi bir daha yaşamak istemiyor. Özellikle cumhurbaşkanının ortalığı sürekli geren sinirli tavırları topluma "yeter artık" dedirtti. Gezi'deki mesaj da aslında bu seçimin sonucuyla ortaya çıkan mesajdı. Mesaj belliydi ama çarptırıldı. Seçim süreci, cumhurbaşkanının hiç dahil olmaması gereken bir süreçti ama öyle olmadı. Zaten hukukun yerle bir olduğu bir ortamda, ülkenin cumhurbaşkanı tarafından her gün bir de anayasa ihlal edildi.

Seçmen, barajın yarattığı adaletsiz seçim ve adaletsiz temsil durumunun ortadan kaldırılması gerektiğini anlattı 7 Haziran'da. Toplum, sosyolojik yapının temel taşlarını parlamentoya yollamak iradesini gösterdi. Ancak, halen temsil edilmeyen kesimler de var. Bu durum da demokratik değil. Barajın sıfırlanması ya da hiç değilse %5'e inmesi gerekiyor. 12 Eylül'ün anayasasının dayattığı bu gayri demokratik durumun Türkiye için dayanılabilir bir tarafı yok artık.

Başkanlık sistemi şimdilik rafa kaldırıldı seçmen iradesiyle. Şimdilik dememin nedeni, bu isteğin bir gün yeniden gündeme alınacak olmasına dair beklentimdir. Kişisel görüşüm, başkanlık sisteminin Türkiye'de uygulanması gerektiği yönündedir. Ancak, bu sistemin nasıl bir anlayışla yaratılacağı ve kimin yaratacağı çok önemli. Türkiye'yi demokrasiden uzaklaştıracak, kurumların çapraz kontrol mekanizmalarını tesis etmeyecek olan bir başkanlık diktatörlüktür. Başkanlık sistemine prensipte veya kategorik olarak karşı olmadığım halde, Türkiye'nin mevcut koşullarında karşıyım. Başkanlık sisteminde parlamento da vardır. Yarı başkanlık ile yönetilen Fransa'da ve başkanlık ile yönetilen ABD'de parlamento işlevini gören kurumlar Türkiye'deki kamuoyunda yok zannediliyor. Oysa var ama Türkiye'de başkanlık sistemi önerenler bunlardan hiç söz etmediler. Kurulmak istenen sistemin içeriği için önemli bir ipucudur bu.

Seçimin sonucundan çıkan bir diğer mesaj, yolsuzluğa bulaştığı düşünülen ve dokunulmazlıkları kalkanların bağımsız yargı tarafından yargılanması isteğidir. Kamu vicdanı, yolsuzluklarla ilgili olarak rahatsızdır. Bunu, tüm seçmen için söyleyemeyiz. Fakat, hatırı sayılır bir seçmen kitlesinin talebinin yargılama olduğu açıktır.

Son derece önemli olan bir başka konu, cumhurbaşkanının anayasal görevlerine geri çekilmesi gereğidir. Daha önce de belirttiğim üzere, toplumsal gerilimin bu kadar tırmanmasında ve bu ülkenin vatandaşlarının neredeyse sokaklarda birbirlerini gırtlaklayacak hale gelmesinde hukuksuzluğun, keyfiliğin ve dolayısıyla demokrasiden ve özgürlüklerden büyük tavizler verilmiş olmasının payı büyüktür. Her türlü eleştiriyi kendine hakaret olarak algılayan bir mentalite ile demokrasi tesis edilemez. Hoşgörünün bittiği, karşılıklı anlayışın yok edildiği bir toplumsal yapımız var artık ve siyasetin şimdi ne yapacağı her zamankinden daha önemli.

Önümüzde, siyasi çekişmeler, hesaplar ve taktikler var. Yolsuzlukların peşine düşülmesi gerektiğini, cumhurbaşkanının anayasal çizgisine geri çekilmesi gerektiğini, hukukun süratle yeniden tesis edilmesi gerektiğini, toplumun her kesiminin her hak ve hürriyetten eşit şekilde yararlanması gerektiğini ortaya koyan ve bunu topluma samimiyetle anlatarak inandırıcılık sağlayan kazanır. Ayrıca, bunu yapan iradenin başarılı olması için siyasi tuzağa da düşmemesi lazım. Ben, bu iradeyi ortaya koyana oy vermeye devam edeceğim. Çünkü, Alevi vatandaşların cem evinde ibadet etmesini istiyorum. Çünkü, Alevilik'in ayrı bir din olup olmadığı ile ilgili ahkam kesilmesin istiyorum. Çünkü, İzmir'in özgürlük anlayışının içki içmek ve açık giyinmek olduğunu söyleyenlerin başkalarının yaşam tarzlarına karışmamasını istiyorum. Çünkü, Kürt vatandaşların kendi kültürlerini özgürce yaşamasını istiyorum. Çünkü, ateiste kitapsız denilerek hakaret edilmemesini istiyorum. Çünkü, kimseye kafası kapalı diye aşağılık muamelesi yapılmamasını istiyorum. Çünkü, din adına ortalıkta etrafa sapıkça hakaret edenlerin susmalarını, sınırlarını bilmelerini istiyorum. Çünkü, bu ülkenin yahudi vatandaşlarının İspanya'ya vatandaşlık için başvurmamasını istiyorum. Çünkü, hiçbir sosyal grubun kendi inancını kimseye dayatmasını istemiyorum. Çünkü, özgürlüğün sevgiyle ve saygıyla bir arada yaşamayı beraberinde getireceğini biliyorum. Çünkü, insan, rahatladıkça bağlanır. Çünkü, benim için gerisi vız gelir, tırıs gider.

Ekonomi iyiye gitmiyor. İyiye gitmeyecek gibi de görünüyor. Hatta, önümüzdeki dönemde kötüye gitme olasılığı, iyiye gitme olasılığından çok daha yüksek. 13 yıldır, hiçbir şey yapılmadan, sadece 2001 krizinden sonra yapılan reformları bozmadan istikrar sağlayan bir hükümetin ekonomi mucizeleri hikayelerini dinledik. Oysa, oluk oluk para akıyordu gelişmekte olan ülkelere. Biz, o paralarla büyüdük. Oysa, temel yapı bozuktu ve bozulmaya devam ediyordu. Üretemeyen, verim artıramayan bir ekonomi haline geldik. Şimdi, işler iyiye gitmezken bu topa kim atlayarak ve AKP'yi koalisyonda yanına almayarak büyük bir taktiksel hata yapacak acaba?

İzleyelim ve görelim. Topluma ölümü gösterip sıtmaya razı etmek isteyenlerin tuzağına düşülürse, unutun hukuku, demokrasiyi, özgürlükleri, barışı, kardeşliği, adaleti. Unutmayın, uzun vadede ekonomiyi ayağa kaldırmak için yapısal reformdan önce, yapısal reformların üzerine oturacağı medeniyet zeminini sağlam tutmamız gerekiyor. Nedir bu zemin? Bıkmadan tekrar edelim: hukuk, demokrasi, özgürlük, barış, kardeşlik, adalet.

Arda Tunca
(İstanbul, 12.06.2015)