Pages

Friday, June 19, 2015

Şaşılası Süleyman Demirel Üzüntüsü

Sürekli kavga halindeydiler. Didişip durmaktaydılar. Ülkeye hiçbir faydaları olmuyordu kavgalarının. TBMM kilitlenmişti. Fahri Korutürk'ten boşalan cumhurbaşkanlığına aylarca yeni bir isim bulamamışlardı. 12 Eylül oldu. Çocukluğumu geçirdiğim 1970'lerden aklımda kalan Demirel-Ecevit çekişmelerini böyle özetleyebilirim.

Yakın Türk siyasi tarihini okumaya başladım. 12 Mart günlerine nasıl gelindiğini anladım. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamına onay vermek için el kaldıranların kimler olduğunu öğrendim. İsimler arasında Demirel vardı.

Türkiye'de barajlar yapılıyordu. İlkokul öğrencisi idim ve bu barajların adlarını bilmem gerekiyordu. Sonradan öğrendim ki, bu barajların arkasındaki isim Demirel imiş. Çok sayıda fabrikanın da temelinin atılmasında Demirel'in olduğunu öğrendim.

28 Şubat günleriydi. İş yaşamımın başlarındaydım. Cenevre'de yaşıyordum. Türkiye'de neler olduğunu öğrenmek isteyen yabancılara ne anlatmam gerektiğini bilemiyordum. İnternet yaygın değildi o günlerde. Zar zor bulabildiğim bir Hürriyet gazetesinden okuduklarımdan ibaretti öğrendiklerim. Türkiye'de darbelerin bittiğini düşünüyordum. Haberleri okuduğumda, şaşkınlık içindeydim. Cumhurbaşkanı Demirel idi o günlerde. Yılların siyasetçisiydi belki ama olanı biteni kontrol edememişti. Darbelere sebep olmuş, darbelerden çekmişti ama bu defa gözünün önünde cereyan eden bir darbeye karşı pasif bir tavır takınıyordu.

Derin devletin ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir tane devlet yok muydu? En azından öyle öğrenmiştik. Bunun derin olanı ne demekti? Okudukça, Demirel'e rastladım yine sık sık. Sonradan paralelini de gördük bunun ama işler derin olanıyla başlamıştı 2010'lu yılardan yıllar önce.

Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz demişti. Maraş'ta bir katliam olmuştu. Çocukluğuma denk geldiği için haberim dahi olmamıştı bu olaydan. Bu sözün söylenmiş olduğunu öğrenmiştim ve neden söylendiğini öğrenmeye çalışmıştım. Yine altından Demirel çıktı.

Türkiye'de neden hep din siyasete alet edilir diye düşündüm bir zamanlar. Merak ediyordum nedenini. Yine Demirel ile kesişti kitapların arasındaki yolum.

Cumhurbaşkanı idi. Partisine karşı tarafsız kalmayı başarmıştı. Kendisinden önceki cumhurbaşkanı Özal, içinden geldiği partiye karşı hiç tarafsız olamamıştı ve sürekli müdahale etmişti. Demirel, sadece olması gerekeni yapıyordu. Bir başarı hikayesi falan yoktu ortada yani.

2015'e geldik. Türkiye'de hukuk bitmişti. Cumhurbaşkanı tarafsız değildi. Anayasanın her yeri delik deşik olmuştu. Bunları kafasına takanlar bıkkın, ümitsiz ve çaresizdi. Bir anda Demirel'in ölüm haberi geldi. Yukarıda saydıklarıma ve yaşları gereği çok daha fazlasına tanıklık etmiş olanlar bir anda "ah, vah" sesleriyle sevecen tepkiler vermeye başladılar Demirel için. Anladım ki, toplumun siyasetten beklentilerinin standardı kalmamış. 1990'larda doğanlar, döneminde yaşamadıkları biri hakkında sempatik laflar sarfetmekteler. Okuma alışkanlıkları da olmadığı için yukarıda sıraladıklarımdan habersizler.

Bugünkü felaketten dolayı eskinin perişanlıklarına bile şükretmenin psikolojik boyutunu bir nebze anlayabilirim ama bu kadar da düşük standartlara razı olma be Türkiye. İnan ki çok daha iyisini hak ediyorsun. Ne diye ağlarsın bu ülkenin bugünkü hale gelmesine sebep olan bir adamın ölümüne?

Ölünün arkasından konuşulmazmış. Eğer kişi, bir toplumun her kesimine ve her anına yarım asır dokunmuşsa, o kişi hakkında öldükten sonra da konuşulur yaşıyorken konuşulduğu gibi. Cenaze namazında sorulan soruya "iyi bilirdik" demeyeceğim kimsenin cenazesine bile ikiyüzlülük yapmamak için gitmedim hiç.

Demirel'e ne için teşekkür edeceğiz? Baraj ve fabrika yaptığı için mi? Peki, edelim bunlar için. Soyunduğu görevin doğal gereklilikleri idi bunlar ama haydi yine de teşekkür edelim. Bunun dışında, basına bağırmadığı için mi? Tarafsız cumhurbaşkanlığı yaptığı için mi? Karikatürlerine kızmadığı için mi? Bunlar için mi "ah, vah" sesleriyle sempatik sözler sarfedeceğiz Demirel için? Ya eski Türkiye diye ülkenin geçmişini kapkara gösterenlerin eski Türkiye dedikleri zamanın başrol oyuncusu için yas ilan etmesine ne demeli? Duyguların resmi elden kontrolü!

Olması gerekenin, normal olanın, doğal olanın meziyet haline geldiği bir ülke oldu Türkiye. Siyaset, toplumu zavallılaştırdı. Şükredip baştacı ettiğimiz duruma bakar mısınız? Uyan Türkiye, uyan. Taleplerinin standartlarını yükseltmedikçe takılacaksın bu az gelişmişlik ağına. Onlarca yıldır takılı kaldığın gibi. Bir arpa yol alamamakta olduğunun farkında mısın? Ama sus yine de istersen. Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür, keyfi kaçar sonra siyasetçinin. Neme lazım.

Arda Tunca
(İstanbul, 19.06.2015)