Pages

Friday, June 26, 2015

Borçlanma Sorunu

Küresel ısınma, kaçak göçmenler, jeopolitik sorunlar, Yunanistan krizi, v.s. Küresel boyutu olan çok sayıda sorun var. Küresel sorunlar için uzun bir liste yapsak, bu listede yer alabilecek önemli bir madde de kuşkusuz borçlanma sorunu olur.

Hane halkları ve firmaların aşırı derecede borçlanmaları gibi bir sorunla karşı karşıya bugün küresel ekonomi. Bu durum, bir soruna işaret ediyor ama bu sonucu tetikleyen ne? Borçlanma bir ihtiyaç mı yoksa maliyetinin düşüklüğü nedeniyle bir gelir kaynağı gibi algılanır hale mi geldi?

Dünya'daki pek çok ülkede borçlanma teşvik ediliyor. Hane halkları için örneğin ABD'de, Belçika'da, İtalya'da, Hollanda'da, İsviçre'de, İspanya'da borçlanma için vergi muafiyetleri var. Firmalar için ise borçları için ödedikleri faizlerin vergilendirilmiş kazançlarından düşülmesi suretiyle daha az vergi ödenmesi olanağı söz konusu. Diğer yandan, şirket hissedarlarına yapılan temettü ödemeleri vergiye tabi. Yani, bir ekonomik faaliyetin gerçekleşmesini özendirici olan girişimcilik, borçlanmadan daha az önemsenmiş durumda. Borçlanın ve borçla yaşayın ama karla yaşamaya karar verirseniz, bunun bir bedeli var.

Küresel boyuttaki borçlanma rakamının küresel milli gelire oranı bugün %286 düzeyinde. Borcunu çeviremeyen ve Euro Bölgesi'ni krizden krize sürükleyen Yunanistan için bile oran %180. Bir ifadeyle, Dünya'nın genel durumu Yunanistan'ınkinden çok daha kötü. Dünya, güneş sisteminin Yunanistan'ı gibi.

Ülkelerin vergi kanunları dışında, bazı finans yöntemleri de borçlanmanın sürekli artmasına neden oldu. Örneğin, kaldıraçlı şirket satın almaları yoluyla küresel borçlanma kamçılandı. Vergi muafiyetleri de bu mekanizmayı özendirici kıldı. Kaldıraçlı finansal işlemler öyle bir boyuta vardı ki, en büyük çılgınlık döviz pozisyonları yaratmak amacıyla ortaya çıktı.

Borçlanmak ya da borç vermek ekonomi için kategorik olarak reddedilecek bir kavram değil. Para çarpanı mekanizması çerçevesinde ekonomiyi büyütme fonksiyonu var. Yani, yeni iş sahalarının hayata geçmesine, istihdam yaratılmasına katkı sunabilen bir mekanizma. O halde sorun, borçlanmanın kavram olarak kendisinde değil, niteliğinde ve düzeyinde. Borç, alanın yükümlülüğü, verenin de varlığı olarak görülerek özendirildiğinde büyümenin önüne engel çıkarabiliyor.

Borcun niteliğinin kalitesi küresel düzeyde düştü. Borç verme mekanizması, yeni üretim alanlarına, istihdam yaratacak ve süreklilik arz edecek sektörlere odaklanmak yerine zaten var olan varlıkları teminat almak suretiyle bir borçlanma yapısının oluşturulmasına odaklandı. Bu şekilde şişen mekanizma küresel borçluluğu süratle ve yüksek oranlarla artırdı. 2007-2014 arasında, Dünya'nın en büyük 47 ekonomisinin 41'inde borçluluğun milli gelire oranında artış kaydedildi.

Firmaların borç ile finanse edilmesinin sermaye artırımı yoluyla finanse edilmesine göre sistemik anlamda çok riskli bir yönü var. Borcun vadesi var ve vadede ödenmek zorunda. Sistemin içindeki bir temerrüd vakası, firmaları domino etkisiyle sarsabiliyor. Oysa sermaye artırımında ancak kar erozyonu söz konusu olabiliyor. Firma düzeyinde olumsuz ama sistemik olarak borçlanmanın yarattığı ani ve büyük boyutlu olumsuzluğa neden olmayacak bir durum.

Borçlanmayı 2000'lerde artıran önemli bir unsur, ABD ekonomisinin 1990'lardaki verim patlaması oldu. Verim artışlarıyla beraber çok yüksek düzeylere ulaşan tasarruflar finans piyasalarında borç verme motivasyonunu artırdı. Zira, tasarrufların finans sisteminde bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyordu. Bunun yolu, yeni finansal enstrümanlar yaratmaktı.

Borçlanmanın özendirilmesi için vergi boyutunun devreye sokulmuş olması yeni ortaya çıkmış bir durum değil. Kapitalist sistemin krizli dönemlerinde ekonomik canlılığı artırmak için 100 yılı aşkın bir süredir kullanılagelmiş bir yöntem. Konjonktürel dalgalanmaların, kapitalizmin doğasında var olduğunu düşünecek olursak borçlanmanın özendirilmesinin kalıcı bir çözümle ortadan kaldırılabileceğini düşünmüyorum. Bu durumu, şahsımın bir ideolojik tercihi olarak değil, bir gerçek olarak ortaya koyuyorum.

Borçlanmanın aşırılığını engellemek için bugün yapılması gereken, vergi tabanını genişletecek reformlar yapmak, borçlanmanın finansal ürünler üzerinden para kazanma mekanizması yaratmasının yolunu kapatmak ve şirketlerin ana faaliyetleri üzerinden kar elde ederek sermaye oluşturmalarını sağlayacak bir anlayışın küresel boyutta hakim kılınmasını sağlamaktır. Bunları kim yapacak? IMF mi? Dünya Bankası mı? G20 mi? G7 mi? Belki biraz biraz hepsinin çabalarıyla yeni bir anlayış ve yaklaşım gelişebilir. Fakat, sermaye birikimi ile yine tasarruflar birikince finans sektörü yine rahat durmayacak. Yeni ürünler, yine üretimden uzaklaşan finansal yapılar, v.s. kurulacak. Kurulmuş olan düzenleri değiştirmek de pek kolay olmuyor. 2008 krizinden sonra çıkarılan bazı "felsefesi doğru olan" yasalarla ya da o yasalara rağmen ABD tahvil piyasasında likiditenin nasıl düştüğüne tanıklık ettik. Ani değişimlerle mevcut sistemin ve düzenin bir şekilde canlı olan noktalarını da öldürme riski ile karşı karşıya kalınabiliyor.

Konjonktürel dalgalanmalar, iktisadın kapitalist tarafının asla yok edilemeyecek bir parçası.

Not: Bu yazı, komplo teorisyenleri ve İslami finanstaki kar payının düpedüz faiz olduğunu bildiğimiz halde faizin küresel düzeyde kaldırılmasından söz edenlerle tartışmak için yazılmamıştır. Ekonomi, ulusal ya da uluslararası politik stratejilerin bir parçasıdır. Yani, güç elde etmenin bir silahıdır. Bu realite karşısında, komplo teorilerini yakın tarihi anlatan kitaplardan öğrenmek faydalı olabilir ama bugüne ait olan ve öğrenme şansımızın hiç olmadığı komplolara kafa yormak sonuçsuz ve anlamsız bir çabadır.

Arda Tunca
(İstanbul, 26.06.2015)