Pages

Wednesday, June 24, 2015

Asya'da Uluslararası Güç Savaşı

Ekonomi, ülkelerin uluslararası politika stratejilerinin önemli bir aracı olabilmektedir. Uluslararası ticari ortaklıklar, ülkelerin milli gelirlerini dış ticaret yoluyla artırmalarının bir yolu olduğu gibi, uluslararası politikada güçlü ya da lider konumunda olan ülkeler için bir güç kazanma yöntemidir.

Trans Pasifik Antlaşması, ABD'nin önderliğinde Avustralya, Brunei, Kanada, Şili, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Japonya, Malezya, Singapur ve Vietnam'ı kapsayan olası bir ticaret antlaşmasını ifade ediyor. Bu 12 ülke, Dünya'nın toplam milli gelirinin %40'ını temsil ediyor. Antlaşmanın gerçekleşmesi halinde, Dünya'nın toplam toplam milli gelirine yılda $220 milyarlık bir katkının ortaya çıkması bekleniyor.

Çin günden güne güçleniyor. Ancak, Trans Pasifik Antlaşması'nın olası ortakları arasında Çin bulunmuyor. Zira, ABD'nin amacı Asya'da Çin'e karşı bir ekonomik blok oluşturmak. Aynı zamanda Çin, bir süredir ABD'nin kontrolünde olmayan bir altyapı yatırımları fonu kurma çabası içinde. Yani, Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kredi kuruluşlarına bir alternatif yaratmak isteğinde. Güney Çin Denizi'ndeki jeopolitik gerilimlere karşı güç kazanmak için Asya'daki ekonomik dengeleri kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde şekillendirmeye çalışan bir Çin var bugün ABD'nin karşısında. Buna benzer Çin-ABD karşıtlıklarını Gürcistan, Irak, Suriye, Ukrayna gibi uluslararası politika krizlerinde de izledik bugüne kadar.

ABD başkanı Obama, Amerikan Kongresi'nden Trans Pasifik Antlaşması'nın koşularını potansiyel üyelerle müzakere edebilmek için yetki istiyor. Demokrat Obama'ya Cumhuriyetçiler destek veriyor ama Demokratlar vermiyor. Obama'ya verilecek yetkilerin önü, geçtiğimiz haftalarda Kongre'de Demokratlar tarafından tıkandı.

Obama'nın istediği yetkileri alamamasının ABD için anlamı, Asya'da meydanı Çin'e bırakmak ya da en azından Çin'e karşı zayıflamak. Hatta, Trans Pasifik Antlaşması'na odaklanmayı tercih ettiği için AB ile ikili ticareti geliştirme görüşmelerini ertelemiş olan Japonya da Trans Pasifik Antlaşması'nın ortaya çıkmayacağı yakın bir gelecekte kesinleşirse yeniden AB ile görüşmelere süratle odaklanabilir.

Trans Pasifik Antlaşması benzeri ticari ortaklıklardan ekonomik olarak en büyük faydayı ekonomik gücü zayıf olan ülkeler sağlıyor. Ekonomik olarak güçlü olan ya da bu tip antlaşmaların liderliğini üstlenenler ise uluslararası politikadaki güçlerini artırıyorlar daha çok. Ancak, politik gücü artırmanın ABD açısından en azından mevcut gücü koruma kabiliyetini artırmak anlamına geldiği de unutulmamalı.

Brookings Enstitüsü'nün bir çalışmasına göre, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana indirilen gümrük tarifelerinin Amerikalılar'ın gelirlerine %7.3 oranında ek katkı sağlamış olduğu ortaya çıkmış. İhracata dayalı sektörlerde çalışan işçilerin gelirleri de ülke içi satışa dayalı sektörlerde çalışan işçilerinkine göre %18 oranında daha iyi bir noktaya gelmiş. Trans Pasifik Antlaşması'nın da 2025'e kadar ABD'deki hane halkı gelirlerine yılda %0.4'lük katkı yapabileceği hesaplanmış.

Demokratlar'ın Trans Pasifik konusuındaki itirazı, daha önce imzalanmış ticari antlaşmalar sonucunda önemli sayıda Amerikan işçisinin işini kaybetmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu noktada, kendilerinin haklılık payı var. Ancak, Trans Pasifik Antlaşması'nın eski ticari ortaklıklarda olduğu gibi uluslararası ticarete konu olan malların gümrük tarifelerinde indirimlere odaklanması beklenmiyor. Bu antlaşma, daha çok fikri mülkiyet haklarının, yatırımların ve antitröst yasalarının düzenlenmesi ve çevre koruma ile ilgili işbirliklerinin artırılmasına yönelik olacak. Dolayısıyla, antlaşmayı postendüstriyel (*) dönemin bir parçası olarak görmek gerekiyor. Zira, uluslararası ticarete konu olan malların gümrük tarifeleri geçmiş dönemlerde zaten indirilmişti. Dolayısıyla, mal ticareti ile ilgili gümrük tarifelerinin Trans Pasifik Antlaşması'nın temel unsurlarını oluşturabilmesi mümkün değil.

Servis sektöründe ABD küresel boyutta çok güçlü bir konumda. Trans Pasifik Antlaşması'nın da ağırlıklı olarak servis sektörüne yönelik olacağı çok yüksek bir olasılık. Ayrıca, ABD'de servis sektöründeki ortalama ücretler sanayi sektöründekine göre %20 oranında yukarıda. Yani, Demokratlar'ın korktuğu gibi bir durum bu defa yok ortada sanki.

Asya'daki dengeler tüm Dünya için önemli!

*Önemli Not: Postendüstriyel ifadesi kesinlikle endüstrinin öneminin kalmadığını vurgulamak için değil, endüstriyel ilişkilerdeki atılımların gerçekleşmiş olduğunu ve yeni odak noktasının servis sektörlerinde ortaya çıktığını belirtmek için kullanılmıştır.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.06.2015)