Pages

Monday, May 25, 2015

Kısa Vadeli Düşünmenin Bedelleri

Türkiye, yeni Türkiye söylemi ile oyalanırken, eskiden Türkiye'de iş yapmaya istekli yabancıların bir bölümünün ya bu isteğinden vaz geçtiğini ya da zaten Türkiye'de olanların çıkmak için ciddi düşünceler içinde olduklarını gözlemliyorum. Gözlemlerimde, sıcak parayı yöneten fonların olmadığının altını çizmeliyim.

Sıcak para, girişi ve çıkışı an meselesi olan, ekonomik gelişmeye katkı sunmayan bir sermaye türü. Piyasa verileri ve Türkiye'nin dışa bağımlılığı çerçevesinde Türkiye'nin sıkıntılı dönemler yaşayıp yaşamayacağını anlamak açısından ilgilendiğim ama "ekonomik analiz" çerçevesinde hiç ilgilenmediğim bir sermaye hareketi. Ekonomik gelişme ve kalkınma dendiğinde bakılacak başka değişkenler söz konusu. Sıcak paranın bu konularla ilgisi yok.

Yeni yatırımların Türkiye'ye girişinde sorun varken bilişim sektöründe ve/veya şirket yapılandırmalarında danışmanlık yapan bazı firmaların Türkiye'ye ilgilerini azaltmaya başladıkları bir dönemdeyiz. Bu firmaların arazi, bina, fabrika, makina-teçhizat gibi ağır ve bir ülkeye sokulması ya da çıkarılması zor aktifleri yok. Aktifleri, bilgi ve sahip oldukları yazılım programları. Portföy yatırımları kadar kolay olmasa da, bir ülkeyi terk etmeleri çok zor değil.

Türkiye'nin reel sektörü son derece modası geçmiş bir yapının üzerinde faaliyet gösteriyor. İş yönetme kültürü ve anlayışının gelişmiş dünyanın çok gerisinde olduğu bu yapılarda verim arttırıcı tavsiyeler içeren hizmetlerin verilmesi dahi çok zor. Modern iş yaşamının yöntemleriyle tavsiye verilecek herhangi bir yapı yok ortada.

Türkiye'deki şirketlerin çoğu profesyonel kadrolardan yeteri kadar yararlanamayacak düzeyde. Mühendislik eğitimi almış yeni bir üniversite mezunu bir üretim tesisinde ancak montaj işiyle uğraşabiliyor. Yaptığı işe kısaca "vida sıkmak" diyebiliriz. Üretim yapısı böyle olunca, diğer meslek türlerinde de faaliyet gösterilecek konular son derece basit ve katma değer üretmek anlamında çok düşük kalıyor.

Hükümet, ileri teknolojilere teşvik vereceğini ilan etti geçtiğimiz aylarda. Niyet güzel duruyor ama amaç yeni teknolojiyi getirmek mi, yoksa yeni teknolojiyi üretmek mi? Yeni teknolojinin üretimiyse kastedilen, böyle bir gücü yok Türkiye'nin. Hangi birikim, hangi tecrübe ve hangi eğitim düzeyiyle mümkün olabilecek yeni teknoloji üretimi?

Türkiye'de girişimci bir ruh var. Yeni işler kurmak ve yeni sektörler yaratmak konusunda başarılı girişimciler var. Fakat girişimcilik, sadece bir işe girişmekle sınırlı kalıyor. Yenilik yok. Dünyadaki yeni teknoloji ürünlerinin satın alınıp Türkiye'ye getirilmesi bir yenilik olarak düşünülemez. Marjinal tüketim eğiliminin yüksek olduğu genç bir nüfus ithal edilen akıllı telefonlara güçlü talep yaratıyor.

Türkiye'de mevzuat ve uygulayıcıları da iş sahiplerinin kalkınma sağlayacak girişimlerde bulunmalarını teşvik etmiyor. Hatta engelliyor. Kanunlar çıkıyor ama tebliğler çok geç çıkıyor. Tebliğler çıkıyor, tebliğleri uygulayacak olan kamu çalışanları kanunlar ve tebliğler ile ilgili olarak eğitimli ve donanımlı olmadıkları için kendilerine başvuru yapan iş sahiplerine yardımcı olamıyorlar.

Son yıllarda ağır darbeler alan hukukun temel prensipleri ve işleyişi, iş sahiplerinin herhangi bir yeniliğe girişmek konusundaki iştahını da azaltmış durumda. Hukuka güvenin kalmadığını bazı hükümet üyeleri de dile getirmeye başladılar son günlerde. Yerli yatırımcının güvenmediği hukuki zemine yabancının güvenip gelmesi nasıl beklenebilir?

Bir ülke portföy yatırımlarıyla kalkınmaz. Yukarıda dile getirdiğim konuların hangisi bir portföy yatırımcısının yatırım kriterleri arasında yer alabilir? Portföy yatırımcısı, ülkenin para kaybettirme olasılığına, getiri oranlarına bakar ve durumu diğer ülkelerle kıyaslayarak yatırım kararını verir. Bir günde geldiği gibi, ertesi gün de çıkar gider getiri oranlarını beğenmezse.

Türkiye, portföy yatırımları üzerine kurdu büyüme hikayesini yıllarca. Küresel konjonktür, bu yatırmların hızını kesince Türkiye için %3 civarıyla sınırlı kalacak bir büyüme tablosu çıktı ortaya. Üstelik, sadece 2014 ve 2015 için değil, önümüzdeki yılları da kapsayacağını düşündüren bir tablo bu.

Yenilik yapamıyoruz, yapmıyoruz. Dönüşemiyoruz. İşletmelerin organizasyon yapıları çağ dışı. Verim artışı sağlanamıyor. Verim artışı sağlayacak hizmetleri dahi satın almak isteyecek bir anlayış ve iş yapış tarzı söz konusu değil Türkiye'de. Emek harcamadan çok şey elde edilmeye çalışılıyor. Eleştiremiyoruz. Eleştirince, hemen "birşeyci" oluveriyor her kimse eleştiren. Sosyal ve siyasal kutuplaşmanın iş yaşamındaki izdüşümleri bunlar. Yaratıcılık da baltalanıyor böylece.

Dünyadaki çok sayıda firmanın yıllık cirosu Türkiye'nin milli gelirinden daha fazla. Yani, Türkiye ülke olarak bir yılda üretim yapıyor ve bu şirketlerin yine bir yılda ürettikleri parasal değere ulaşamıyor. Ayrıca, bu şirketlerin bazılarının sahip oldukları nakit miktarı bile Türkiye'nin sahip olduğu döviz rezervi ile hemen hemen aynı düzeyde.

Küresel ekonomi zayıf seyrediyor. Kriz sonrası süreçte tüm ekonomiler zorlanıyor. Fakat, krizin artçı şokları hafiflediğinde ya da bittiğinde bazı ülkeler yollarına devam edecekler. Türkiye'nin iş kültürü yeniliğe kapalı. Üç beş tane yeni ihracat pazarı bulmak kısa vadede önemli ama uzun vadenin ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Uzun vadenin ihtiyaçları farklı.

Yabancı yatırımcıların Türkiye için çok umutlu olduklarına dair yazılar okuyorum bazen. Bu yazıları hem abartılı buluyorum, hem de bu yazıların kastettiği yabancı yatırımcı, portföy yatırımcısı. Yani, ekonomik gelişme için hiç önemsenmeyecek yatırımcı tipi.

Hukuk güven veriyor mu? Demokrasinin geldiği nokta nedir? İstihdam yaratan ve yeni teknolojileri Türkiye'ye getirebilecek yeni doğrudan yabancı sermaye Türkiye'nin bugünkü koşullarında Türkiye'ye gelebilir mi?

Doğrudan yabancı sermaye, en fazla halihazırda kurulu olan şirketleri satın almaya gelebiliyor Türkiye'ye. Yani, sadece sermaye el değiştiriyor. Türkiye, portföy yatırımları ile beraber böyle bir doğrudan yabancı sermayeyi mi istiyor? Yoksa, temel atmaya gelen doğrudan yabancı sermayeyi mi?

Birşeye yeni dendiği zaman umut vardır. Daha iyiye ilerleyen bir yapıya yeni denir. Sadece hukuku ve demokrasisi kötüye gidiyor olduğu için yeni bir durumla karşı karşıya kalındı diye ortaya çıkan yapıya yeni denmez. Yeni doğrudan yabancı sermaye gelmiyorsa ve bunun temelinde siyaset de varsa, ortaya çıkan yeni şey, eskinin daha da kötü bir halinin yeniden sunumundan başka birşey değildir.

Arda Tunca
(İstanbul, 30.04.2015)