Pages

Monday, May 25, 2015

Çin Ekonomisi Özeti

1990'lı yıllarda, Çin'in ekonomik açılım süreci içinde olması nedeniyle Çin hakkında çok sayıda makale ve kitap yayınlanırdı. Ben de, büyüklüğü itibariyle küresel ekonominin tepelerine oturacak bir ülkenin tarihini ve kültürünü daha yakından tanımak için Çin hakkında yoğun okumalar yapardım. Çin ekonomisi için o yıllarda okunabilecek veriler sınırlıydı. Çünkü Çin, küresel ekonomiye henüz entegre olmamıştı ve bugünkü kadar çeşitliliği olan veri bulmak zordu. Şimdi ise, zaman zaman güvenilirliği tartışılsa da, Çin ekonomisi hakkında bir hayli fikir verecek verileri bulabilmemiz mümkün. Geçtiğimiz günlerde oturdum ve Çin'in yapısal değişimlerini de ele alacak şekilde istatistiki taramalar yaptım ve niteliksel olarak bildiğim bilginin niceliksel temellerine inmeye çalıştım. İşte sonuç.

1990'larda, %26 civarında olan şehirleşme oranı bugün %55 düzeyine çıkmış. Çin'in bazı şehirlerinin fotoğraflarına internet üzerinden bakınca, büyük bir inşaat faaliyeti içinde bulunulduğunu görebilirsiniz. Gidenler, gözleriyle de tanık olmuşlardır bu manzaralara.

2015 yılının ilk çeyreğinde yıllık bazda %7'lik bir büyüme kaydetti Çin. Bu veri, 2008 krizinin etkisiyle 2009'dan beri görülen en düşük büyüme oranı. Satın alma gücü paritesine göre Çin'de kişi başına milli gelir $12.000 düzeyinde.

Çin ekonomisinin toplam borç rakamı 2008 yılında gayrisafi yurt içi hasılaya oranlandığında %150 oranını veriyormuş. Nisan 2015 itibariyle %250'ye çıkmış. Yani, küresel düzeyde gerçekleşen yüksek borçluluk durumu Çin'de de söz konusu. Borcun çok büyük bir bölümü iç borç niteliğinde.

1990'lı yıllarda, Çin'de kredi mekanizmasının neredeyse tamamı kamu bankaları üzerinden çalışırken bugün kamu bankalarının payı 2/3'ün altına gerilemiş. Özel bankacılık sisteminin büyük bir bölümü ise geleneksel bankacılık sisteminden değil, gölge bankacılık sisteminden meydana geliyor. Bu nokta, önemli bir riske işaret ediyor ki uzun zamandır bilinen bir durum.

Kredi büyümesi, içinde bulunduğumuz 10 yıllık dönemde bugüne kadar %15'lik bir hareketli ortalama orana sahip olmuş. Bir önceki 10 yıllık döneme gore %25 oranında bir gerileme gerçekleşmiş.

Çin'in şehirleşme oranı dikkate alındığında, bankalar tarafından düşük oranlı konut finansmanı olanakları sunulmuş. Ancak, son bir yıl içinde konut fiyatlarında %6'lık bir gerileme gerçekleşmiş durumda. Gölge bankacılık sisteminin yarattığı risklerle beraber bu fiyat düşüşü, konut finansmanlarındaki ipotek teminatlarının değerini düşürüyor. Bu, sıkıntılı bir potansiyel gelişmeye işaret ediyor.

Çin, ivme kaybeden büyüme oranıyla beraber yabancı sermaye çıkışlarına, kamu maliyesinde zorlanmalara ve bankacılık sisteminde şüpheli kredi alacaklarının artmasına sahne oluyor bu günlerde.

Çin'de halk, elde ettiği gelirin %40'ını tasarruf ediyor. Yani, tasaruf oranı çok yüksek. Bizdeki oranın %12-13 civarında olduğunu belirtirsem, sanırım oranın yüksekliği hakkında bir fikir vermiş olabilirim. Ancak, ekonomide giderek tüketimin ağırlığını arttırdığı bir süreç yaşanıyor. Üretim kapasiteleri, artan tüketimi karşılayabilecek düzeyde. Bu noktada Çin için her arz kendi talebini mi yaratıyor, her talep kendi arzını mı yaratıyor tartışması yapılabilir. Tüketim, üretimde yaratılan kapasiteye uyum göstermezse sermayenin getiri oranı düşecek. Çin'e giden yabancı sermaye için önemli bir gösterge!

Bugün, sektörel ağırlık itibariyle hizmet sektörü ekonomide %48.2'lik bir paya sahip. Hizmet sektöründe yaşanan büyüme nedeniyle düşen genel büyüme oranına rağmen işsizlikte önemli bir artış yok. Çünkü, hizmet sektörü emek yoğun bir sektör olduğu için genel büyüme oranındaki düşüşün yaratacağı işsizlik artışını büyük ölçüde kapatabilme özelliğine sahip. Yani, hizmet sektöründe büyümekle Çin, düşen büyüme oranı nedeniyle işsizliği başına dert olarak almamış oluyor.

Çin, finansal liberalizasyon konusunda ağır hareket ettiği tasarruf sahiplerine geniş bir yelpazede farklı yatırım araçları sunamıyor. Bu nedenle, gayrimenkul ve konut yatırımları, yatırımlar içinde başı çekiyor. Böylece, gayrimenkul sektöründe gereğinden fazla yatırım yapılmış oluyor. Gayrimenkul yatırımlarının özendiriliyor olması nedeniyle konut fiyatları geçtiğimiz dönemlerde önemli ölçüde artış göstermişti. Bankalar, kredi geri dönüşlerinde bir aksilik yaşanması halinde kamu kesiminin yatırımcılara destek olacağı düşüncesiyle kredi musluklarını açmış durumdalar. Bu nedenle, şüpheli kredi alacakları yukarıda da belirttiğim gibi artıyor. Üstelik şimdi, konut fiyatlarında düşüş de başlamış durumda.

İçinde bulunulan koşullarda Çin, finansal liberalizasyona ve bürokratik reformlara ihtiyaç duyuyor. Maliye yönetiminde önemli aşamalar kaydetmiş durumda ama o tarafta da yapacak bazı işleri var halen.

Finansal liberalizasyon konusunda akla gelen ilk iş bankacılık sisteminde akla geliyor. Tasarruf sahiplerinin %30'u tasarruflarını banka hesaplarının alternatifi olacak ürünlerde tutuyor. Bu oran, 2009'da %5 dolayındaymış. Yeni yatırım araçları ile gayrimenkul sektöründeki yığılmanın önüne geçilmesi için bir çaba var ama devamının gelmesi gerekiyor. Ayrıca, piyasadaki faiz oranları eskiden daha çok merkez bankasının kontrolünde iken, şimdi daha çok piyasaya bırakılmış durumda. Yine de, örneğin mevduat oranlarında, bir aralık içinde faiz uygulaması söz konusu. Sermaye kontrollerinde esnekliğe gidilmiş. Çin'deki bir firma, yurt dışındaki yatırımı için 2014'ün sonuna kadar $100 milyon için onay almak durumunda iken, rakam $1 milyara yükseltilmiş.

Maliye tarafında Çin, yerel yönetimlerin gelir yaratma gücünü artırmaya çalışıyor. Belediyelerin tahvil ve bono ihraç etmesiyle ilgili kanunlar çıkartılmaya çalışılıyor. Ancak, merkezi hükümetin onayı alınmak koşuluyla.

Bürokrasi ile ilgili olarak ise, hane halkı kayıt sisteminde (hukou), büyük şehirlerde yerleşme izinlerinin kalkması gerekiyor. Halkın, ülke içinde yaşayacağı yeri serbestçe seçemediğini 1990'larda öğrenmiştim. Bir diğer önemli bürokratik engel, girişimcilerin nakdi olmayan varlıklarını sermaye olarak kullanamamaları noktasında kendini gösteriyor.

Çin ekonomisine ilişkin önemli rakamlar, yukarıda anlatmaya çalıştığım gelişimi göstermekte. Reform ihtiyaçları mevcut riskleri kapatmak için önemli. Ancak, bu küresel ekonomide Çin'in tek başına reform yapması küresel ekonomiye katkılarını sınırlandırıyor. Başta Avrupa ve Japonya reform hamlelerine dahil olmadıkça ekonomilerde asimetri sorunları ortaya çıkıyor. Bir de siyasi kaynaklı asimetriler var ki, o konular bu yazının kapsamı dışında kalıyor. Örneğin, Rusya, İran, Transatlantik ticaret antlaşması ve Çin'in bu başlıklarla ilgisi.

Arda Tunca
(İstanbul, 25.05.2015)