Pages

Sunday, April 26, 2015

Ekonomik Görünüm Olumsuzlaştı

Son iki hafta içinde negatif ayrışmaya yaşayan Türkiye piyasaları kur oynaklığını artan bir yoğunlukla yaşıyor. Yılın başında yapılan kur tahminlerini geçersiz halen getiren bu durum, yılın devamı için olası senaryoların sürekli değişmesine yol açıyor. Belirsizlik olarak ortaya çıkan ortam, işletmeler için sadece işletme sermayesini yönetmenin ötesine geçmeyen karar süreçlerini zorunlu kılıyor ve uzun zamandır zaten zayıf olan yatırım kararlarının en küçük ölçeklilerinin dahi askıya alınmasına neden oluyor.

Hane halkları için belirsizliğin anlamı tüketimi ertelemek. İşletmeler ve hane halkları harcamaları büyük ölçüde yavaşlatınca, büyümenin dinamikleri de zayıflıyor doğal olarak. Dolayısıyla, zayıf bir özel kesim desteği ile büyümenin tek olası alternatifi kamu harcamaları oluyor. Başta Avrupa olmak üzere, dış piyasalarda da zayıflık söz konusu olunca, dış ticaretin büyümeye vereceği net katkı da zayıf kalıyor.

Yukarıda özetlediğim ekonomik gelişmeler çerçevesinde, 2015 yılı için piyasalardaki büyüme beklentisi %3 civarında oluşmuş durumda. Türkiye'nin seçim atmosferinde olması ve önümüzdeki seçimin başkanlık tartışmaları ve dördüncü bir partinin TBMM'ye girebilme olasılığı nedeniyle bazı belirsizlikleri beraberinde getiriyor. Seçimle ilgili belirsizlik, hangi partinin hangi oy oranına sahip olacağından çok, yeni ekonomi yönetiminin hangi anlayışla önümüzdeki yıllara yön verecek olduğu sorusuyla kendini gösteriyor.

Türkiye ekonomisi, büyüme ile ilgili güç kaybı yaşıyor. Bu kaybın sebebi çok açık: Türkiye'nin dışa bağımlı ekonomik yapısı ve dış ekonomik gelişmelerin Türkiye'nin büyümesine verdiği desteğin önemli ölçüde azalmış olması. Bu tespitleri yaparken, hem içeride, hem de dışarıda açıklanan son verilere bakıyoruz. Bu veriler, 2014 yılının büyüme verisi, aylık sanayi üretimi endeksleri, enflasyon, dış ticaret, ödemeler dengesi gibi sonuç ifade eden veriler olmakla beraber, tüketici güven endeksi, satın alma yöneticileri güven endeksi, kapasite kullanım oranları gibi öncü göstergeler de oluyor.

Son haftalarda elde ettiğimiz verilerin tutarlı analizler yapabilmeyi son derece zorlaştırdığı koşullardan geçiyoruz. İhracatta zayıflama var, sanayi üretimi zayıf ama kapasite kullanım oranında artış var. Reel sektör güven endeksinde de artış ortaya çıkmış ama tüketici güveninde zayıflama var. Verilerin birbirlerini doğrulamak gibi özellikleri bulunmaktadır. Fakat, bu verilerde bu özelliğe rastlayamıyoruz. Açıklanabilir bir durum değil. Tüketicinin güveninde azalma varsa, reel sektörde güven neden artar? Tek açıklaması var: ekonomik gelişmelerin değişik kesimlerde yarattığı algıda zaman farklılıkları var. Başka hiçbir açıklama bulamıyorum. Bu algı farklılıklarının nedeninin anlamak hiç kolay değil. Bu nedenle, verileri izleyeceğiz ama sonuç ifade eden verilere ilişkin temeli sağlam analizler yapamayacağız. Piyasa oynaklıklarının yükseldiği dönemlerin ortaya koyduğu bir durum ile karşı karşıyayız.

Verilerden sonuç çıkarmanın zor olduğunu başka verilerdeki gelişmelerle de anlıyoruz. 24 Nisan günü, Dolar/Türk Lirası kurunda 2.7433 seviyesi ile bir rekor görülürken BİST'te 85.551 seviyesine çıkış görülüyor. Gösterge faiz de %10.27 seviyesine çıkıyor. Kurdaki yükselme, yabancı sermayenin çıkışı olarak düşünülebilir. Nitekim, gösterge faiz üzerinden bu durumu anlayabiliyoruz ama borsa endeksi üzerinden aynı kanıya varabilmek mümkün değil. O halde, içeride de Dolar'a talep aniden çok mu arttı? Cevabı, başka veriler gelmeye başladıkça bulmaya çalışacağız.

Kur oynaklığının hafifletilmesi konusunda ekonomi politikasının kullanımı ile ilgili olarak akla ilk gelen kurum merkez bankası. 22 Nisan tarihli PPK toplantısında, TL cinsinden zorunlu karşılıkların faiz oranlarını 0.50 puan kadar artırdı. Dolar için döviz deposu faiz oranını %4.5'ten %4'e, Euro için ise %2.5'ten %2'ye indirdi. TCMB, bu adımların atılacağını piyasa önceden bildirmişti. Bu durumda, faiz oranlarında herhangi bir değişiklik beklenmiyordu. Ancak, bu adımların etkin olacağı da düşünülmüyordu. Nitekim, Türkiye'nin negatif ayrışması ile beraber, bu adımların etkinliği olmadığı görüldü. Küresel piyasalarda Dolar iki haftada değer kayıpları yaşadı ama Türk Lirası karşısında değer kazanıyor.

Türkiye seçime gidiyor ama negatif ayrışmanın temelindeki sebebi sadece seçim olarak göremeyiz. Faiz politikasına ilişkin tartışmalar yatışmış gibi görünse de, her an yine gündeme gelebileceğine dair tedirginlik nedeniyle Türkiye'nin ülke riskinde o tartışmaların hasarı halen bulunuyor. Seçim sonrasının ekonomi politikalarına ilişkin beklentilerdeki belirsizliğin başında da o tartışmalardan kalan soru işaretleri var.

TCMB, 22 Nisan toplantısında 0.25'lik bir faiz artırımı yapmalıydı. Faizin artacağına dair bir beklentim yoktu ama faiz artırımı fikrini, kendi görüşüm olarak dile getiriyorum. 0.25'lik faiz artırımının piyasalara vereceği mesaj, faiz artırımının ekonomik değişkenler üzerinde tek başına yaratacağı etkiden çok daha yüksek olacaktı. Mesaj, TCMB'nin faizin indirilmesine yönelik baskılardan kurtulduğunun ilanı olacaktı. Sembolik bir faiz artırımının tek başına ne enflasyon üzerinde, ne de büyüme üzerinde önemli etkiler yapabilmesi söz konusu. Ancak, verebileceği mesajın gücü düşünülünce, Türkiye'nin negatif ayrışma durumunun önemli ölçüde önüne geçebilecek bir etkisi olabilecekti. Böylece, kur oynaklığının da geçici bir çaresi olarak görülebilirdi. Tabii, bir faiz artırımı sonrasında yine ağır eleştirilerin odağında olmamak kaydıyla.

Türkiye ekonomisi olumlu bir görünüm vermiyor. Büyümenin kalitesi düşük. 2000'li yılların başından beri süregelen dış finansman ile büyüme senaryosunun sonuna gelindi. Ekonomik yapıda hiçbir değişiklik olmadı. Bildiğimiz ekonomik modelle devam edeceğiz. Şimdilik başka çare yok. Reform ihtiyaçlarının olduğu ortada ama açıklanan pakete rağmen bu cephede herhangi bir adım atılmıyor. Oysa reform, mevcut tıkanıklığı birkaç sene içinde az da olsa açmaya yarayacak tek çare. Dünya büyüdüğü için biz de büyüyoruz. Oysa, bulunduğumuz yerde 30 yıldır bir değişiklik bulunmuyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 26.04.2015)