Pages

Monday, April 6, 2015

İstihdam ve Üretim Paketi

Mart ayı enflasyon oranı yıllık bazda %7.61 olarak gerçekleşti. Ocak ve Şubat aylarındaki veriler sırasıyla %7.24 ve %7.55 idi. Eylül ayından bu yana gerçekleşen yıllık enflasyon oranlarını bir tabloya yerleştirecek olursak, çeyrek dönemler arasında bir düşüş olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Ancak söz konusu düşüşün bir "trend" oluşturması bekleniyordu ki, bu gerçekleşmedi. 2015'in ilk çeyreğinde yükselen bir enflasyon oranı ile karşı karşıya kaldık.

Ay          Enflasyon (Yıllık %)
Eylül          8.86
Ekim          8.96
Kasım        9.15
Aralık         8.17
Ocak          7.24
Şubat         7.55
Mart           7.61

Söylemekten ve yazmaktan bıktım ama galiba bıkma lüksüm yok. Türkiye ekonomisi, sanayide de, tarımda da önemli yeniliklere ihtiyaç duyuyor. Her iki sektör de "benimle yalvarırım ilgilenin artık" diye bağırıyor. Sanayi ile ilgili bir farkındalık oluştuğunu gözlemleyebiliyoruz. Hükümet tarafından açıklanan 25 maddelik bir dönüşüm paketi ile bu gözlemi yapabildik. Ancak diğer yandan, tarımla ilgili aynı farkındalık düzeyinin mevcut olmadığını gözlemliyoruz.

Yukarıdaki enflasyon manzarasının temelinde gıda fiyatları artışı var. Yılın ilk çeyreğinde gerçekleşmesi beklenen düşüş gerçekleşmedi. Gıda fiyatları direndi. Bu fiyat direnişini sadece kuraklık, don gibi mevsimsel etkilerle açıklayamayız. Tarımda yapısallaşan sorunlar söz konusu. Yani, hükümete düşen çok yoğun bir mesai var tarımda.

Ekonomide ortaya çıkan her sorunun çözümünü merkez bankası politikalarında arama hastalığı küresel boyutta baş gösterdi. 2008'de çıkan küresel finans krizinden bu yana bu hastalık süratle yayıldı ve Türkiye'ye de bulaştı. TCMB'nin faiz politikalarıyla her derde deva bulunabileceği düşünüldü. Siyasetçiler, altından kalkamamaları durumunda ödeyecekleri siyasi diyeti dünyanın her yanında merkez bankalarına ihale ettiler. Şimdi, bu hikayenin sonuna yaklaşıldığı ispatlarıyla açıkça ortaya çıkmaya başladı. Türkiye'nin enflasyon verileri de enflasyonu %5 ve altındaki seviyelere indirmek için artık TCMB'nin fazlaca bir hareket alanı kalmadığını gösteriyor.

Hükümetin 25 maddelik dönüşüm paketinden sonra, geçtiğimiz hafta içinde istihdam ve üretime yönelik 11 ayaklı bir teşvik paketi açıklandı. İstihdam ve üretim paketi 25 maddelik paket ile uyumlu ama o paketin bir parçası değil. Zira, istihdam ve üretim paketi yapısal sorunları kökünden çözmeyi hedeflemiyor. Özellikle yatırımlara ilişkin teşvikler tarafında 2015 ve 2016 yıllarına dair vurgu yapılıyor. Yani, teşviklerin devamı söz konusu olacak ise, 2016 yılında uzatılmaları gerekiyor.

İstihdam ve üretim paketinin içinde yer alan önemli bir konu, işbaşı eğitimleriyle ilgili olarak ortaya çıkan maliyetlere İŞKUR tarafından verilecek destek. Yeni işe başlayanların 6 aylık işbaşı eğitim programlarındaki net asgari ücretleri İŞKUR tarafından karşılanacak. Yükselen genç işsizliği hükümetin dikkatini çekmiş olmalı ki bu önemli adım atıldı. Ayrıca, kursiyerler için yapılan masraflar da vergi matrahından düşülebilecek.

İşgücü için destek verilmesi son derece olumlu. Ancak, temel eğitim zayıfken işbaşı eğitiminin ne ölçüde işe yarayacağını düşünmeden edemiyorum. Paketin ilerleyen bölümlerinde, "ileri teknoloji sınıfında yer alan yatırımlar" için öncelikli yatırımlar kapsamında 5. bölge teşviklerinin uygulanması söz konusu. Niyet çok güzel. Fakat, temel eğitimi zayıf olan bir ülkede başkasının yarattığı ileri teknolojiyi dahi kullanmakta zorlanırsınız. Bu durumda, ileri teknolojiden kastedilen "ileri teknolojiyi ithal edip uygulamak mı" yoksa "ileri teknolojiyi yaratmak mı"? Rakamlar, verim artışlarına işaret etse bile ben eşik atlamaktan söz ediyorum. Yani, bilimsel esaslı güçlü bir temel eğitimin üzerine oturmuş bir işbaşı eğitiminden söz ediyorum. Günü, haftayı, ayı, yılı ve hatta yılları kurtarmak sorun değil ama "eşik atlamak" başka bir kavram.

İstihdam ve üretime ilişkin teşvik paketinin en hızlı sonuç vereni KKDF oranının sıfırlanması olacak. Vadeli ithalattan alınan KKDF'nin nedenini hiçbir zaman anlamadım. Gereksiz bir maliyetten firmalar kurtulmuş oldu. Dışa bağımlılık bu kadar yüksek iken, firmaların üzerine böyle bir maliyetin yıkılması anlamlı değildi. Faiz ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir yüktü KKDF.

Paket, büyümekte zorlanan ve tıkanan ekonomiye biraz kan vermek amacını taşıyor. Zira, büyüme performansımız düşüyor. 2013'te %4.2 büyüdük, 2014'te ise %2.9. Küresel olarak büyüyememe sorunu varken %2.9 kötü değil ama hedeflerle uyumsuz. Sanayi üretimi Ocak'ta %2.2 daralmıştı. Şubat ayı verisini bu hafta içinde alacağız. Tüketici güven endeksleri ve satınalma yöneticileri anketlerinden çıkan sonuçlar daralmanın devam edeceğini söylüyor.

Cari açık düşüyor ama temelinde düşen büyüme performansı var. Kurdaki oynaklık ekonominin tüm kesimlerinde karar almayı imkansızlaştırdı. Dış kaynağa ihtiyaç var ve yabancı sermaye Ocak'ta net $403.6 milyon giriş yapmışken, Şubat ve Mart aylarında sırasıyla $731.3 milyon ve $510 milyon tutarında net çıkışlar gerçekleştirdi. Böylece, Ocak-Mart döneminin net kısa vadeli yabancı sermaye çıkışı $837.8 milyon olarak gerçekleşti. Diğer yandan, düşen büyüme ile beraber işsizlik yükseliyor. Ekonomik faaliyetlerdeki zayıflamanın kamu maliyesi üzerinde de olumsuz etkileri görülecektir.

Reel sektör, kurdaki oynaklık ile ilgili tecrübelerinden ders çıkarmalıdır. 2001 krizi sonrasında, bankacılık sektöründe yapılan reformların reel sektörde de yapılması gerekir. Ancak, firmaların kur riskini yönetmek konusunda almaları gereken dersler var. Umarım ki kur oynaklığı ile ilgili tecrübelerini yeteri kadar masaya yatırmış ve önlem almak konusunda önemli kararlar almışlardır. Reel sektör önemli bir reform sürecinden geçse bile kur riskinin yönetilmesi "kurumsallaşma ilkeleriyle" beraber öğrenilmesi gereken bir konu.

Türkiye'de reel sektörün zayıflığı sektörel çeşitlenmeyi engelliyor. Aynı zamanda, ithalata dayalı yapı da sektörel çeşitlenme konusunda önemli bir engel teşkil ediyor. Yine istihdam ve  üretime ilişkin pakete dönecek olursak, Türkiye Kalkınma Bankası'nın yeniden yapılandırılacağı söyleniyor. Bu konu da çok önemli. Türkiye Kalkınma Bankası'nın yeniden yapılandırılmasında sektörel yaklaşımlar öne çıkmalı. Türkiye, bölgesel teşviklere ihtiyaç duyuyor ama bölgesel kalkınma, bizim iç meselemiz. Eşik atlayacaksak, sektörel bazda küresel rekabetteki mukayeseli üstünlüklerimizi tespit etmek zorundayız. Türkiye Kalkınma Bankası'nın yeniden yapılandırılması ile kredi desteği verilecek olan firmaların küresel rekabet koşullarında Türkiye'nin mukayeseli üstünlüklerine göre belirlenmeleri gerekiyor. Bu konuda çalışma var mı ya da yapılacak mı? Bilmiyorum. Haberleri takip edeceğim.

Reel sektörde, sektörel çeşitliliğin artması ile kamu maliyesi cephesinde de avantajlar sağlanacaktır. Vergi gelirlerinin daha geniş bir tabana yayılması, örneğin akaryakıttan alınan yüksek vergilerin hafifletilebilmesini de beraberinde getirebilecektir. Dolayısıyla, düşen küresel petrol fiyatlarından sadece cari açıkta değil, kişisel gelir boyutunda da faydalanabilmek mümkün olabilir.

Tüm ekonomik sorunların üstesinden gelebilmek için analitik ve sistematik yaklaşımlar gerekiyor. kur ve faiz bir sonuç. O sonuçları arzu ettiğimiz noktaya getirmek için makro düzeyde yukarıdaki konuları konuşmaya ihtiyacımız var.

Seçime gidilirken hükümet ekonomiye destek vermek istedi. Türkiye'nin kendi olumsuzlukları dışarıdan gelen şoklarla daha derinden hissediliyor. 2000'li yılların başında piyasa koşullarıyla, 2008'den sonra ise büyük merkez bankalarının niceliksel genişlemeleriyle oluşan bol likidite koşulları Fed'in etkisiyle güç kaybediyor. Hükümet, bu olumsuzluğa karşı bir önlem almaya çalıştı. Paketin özeti bu.

Paket, merkez bankası üzerinden yapılan tartışmaların anlamlı olmadığını hükümetin gördüğünü anlatıyor ama burası Türkiye.

Arda Tunca
(İstanbul, 06.04.2015)