Pages

Friday, April 17, 2015

Güçlenen Dolar: Neye Karşı, Hangi Zaman Diliminde, Olası Sonuçları Neler?

Döviz kurundaki hareketlenme ile ilgili olarak, Euro/Dolar paritesine atıfta bulunmaya çok alışıldı. Ancak, Dolar/Türk Lirası kurundaki her yükselmenin sebebi Euro/Dolar paritesi değil. Kurdaki oynaklığın küresel gelişmelerden ve Türkiye'nin kendisinden kaynaklanan nedenleri zaman zaman aynı zaman diliminde, zaman zaman da ayrı zaman dilimlerinde meydana geliyor.

13 Nisan ile 17 Nisan arasındaki haftada ortaya çıkan Dolar/Türk Lirası kuru yükselişi tamamen Türkiye'nin kendisinden kaynaklandı. Türk Lirası, Dolar'a karşı Euro/Dolar paritesindeki gelişmelere paralel bir seyir izleseydi, 13-17 Nisan tarihleri arasında Dolar'a karşı güçlenmesi gerekirdi. Oysa, bu durumun tam tersini yaşadık.

13 Nisan sabahı haftaya başlarken, Euro/Dolar paritesi 1.0590 civarında seyrediyordu. 17 Nisan akşamına geldiğimizde ise, 1.0800 seviyesinin biraz altı ile üstünde dolanıyordu. Yani, hafta boyunca gördüğümüz iniş ve çıkışlara rağmen, küresel piyasa ortamında genel itibariyle Dolar'ın "zayıfladığı" bir hafta yaşandı.

Doların zayıfladığı bir haftada, Türk Lirası Dolar karşısında değer kaybetti. 13 Nisan sabahı 2.6350 civarında olan Dolar/Türk Lirası kuru 17 Nisan'ı 2.6900'ın üzerinde kapattı.

Küresel boyutta değer kaybeden Dolar, değer kazanan Euro oldu. Türk Lirası, Euro/Dolar paritesindeki gelişmeyi Euro tarafında takip etti ama Dolar karşısında akıntının tersinde yol aldı. Haftaya başlarken, 2.7920 olan Euro/Türk Lirası kuru, hafta biterken 2.9000'ın üzerinde idi.

Genel itibariyle Dolar güçleniyor. Dolar endeksine göre Dolar, 2014'te %11, 2015'in başından bu yana ise %7 civarında değer kazandı. Bugün itibariyle son bir yıla bakacak olursak, %22'nin üzerinde bir değerlenme ile karşı karşıyayız.

Dolar'daki değerlenme trendine dikkatle odaklanılması gerekiyor ama kısa zaman dilimleri içindeki gelişmelere de aynı ciddiyetle odaklanılması gerekiyor. Aksi takdirde, Türkiye'nin maruz kaldığı piyasa risklerinin nedenini yanlış anlarız. Bu durumda, makro düzeyde politikalar belirlerken, yanlış politika kararları alırız. Mikro düzeyde ise, tasarruf sahipleri karar alırken, hangi gelişmeye yönelik beklenti oluşturacakları konusunda yanlış yere odaklanırlar. Dolayısıyla, belirli zaman aralıklarında çeşitli kur gelişmelerini takip etmek zorundayız.

Bu hafta yaşanan kur gelişmesi, Türkiye'den sermaye çıkışı olduğuna işaret ediyor. Yani, bu hafta için "küresel boyutta Dolar güçleniyor, Türk Lirası da bu durumdan etkileniyor" sözü doğru değil. Zaman aralığı analizinin önemini belirtmek için Dolar endeksinin bugün itibariyle son bir aylık performansına bakalım. Dolar, %2'ye yakın değer kaybetmiş!

Dolar'ın bir "trend" itibariyle değer kazanıyor olması Amerikan ekonomisine olumsuz yansıyacak. İhracat olanakları kısıtlanan ABD'nin büyüme ve dolayısıyla işgücü piyasasındaki olumlu gidişatında yavaşlama meydana gelecek. Ancak, Dolar'ın güçlenmesinden küresel ekonominin çok önemli bölgeleri ve ülkeleri olan Euro Bölgesi, Japonya ve Çin olumlu etkilenecek. Çünkü, bu üçlünün ihracat olanakları artacak ve dış ticarette olumlu gelişmeler yaşamaya başlayacaklar.

Dolar kurundaki gelişmelerin ve beklentilerin verdiği çok önemli bir mesaj var: Sorun, 2008'den bu yana ekonomik toparlanmanın görüldüğü tek yerin ABD olması ve diğer bölge ve ülkelerin ABD'deki toparlanmaya ayak uyduramaması.

ABD, faiz artırımı kararının tarihini belirlemekte bu kadar zorlanırken, kendi ekonomik çıkarlarını etkileyecek küresel gelişmeleri de mutlaka hesaba katıyor. Fed yetkilileri, "biz ABD ekonomisine bakarız" ya da "Fed dünyanın merkez bankası değildir" derken, "bizim çıkarlarımız başkalarının çıkarlarından bağımsızdır" demiyorlar. Bu nedenle, yapılan açıklamalarda bir tutarsızlık görmüyorum.

Bu süreçte, gelişmekte olan ülkelerin işi zor. Güçlenen Dolar, bu ülkelerden sermaye çıkışı anlamına geliyor. 2008'den sonra, önemli bir süre küresel ekonomiye destek veren gelişmekte olan ülkeleri büyüme performansının giderek düştüğü bir süreç bekliyor.

Uzun zamandır dile getirmekteyiz ki, gelişmekte olan ülkelerin zorluklarını önemli ölçüde yaşayacak ülkelerden biri Türkiye'dir. Türkiye, küresel zorluklara, kendi çabalarıyla da zorluklar kattı. Oysa, doğru ve dengeli para ve maliye politikalarıyla Türkiye'nin, seçim de olmasına rağmen bu oynak ve zorlu senede sermaye girişleri açısından önemli bir sorun yaşayacağını düşünmüyordum. Halen çok zorlanacak bir noktada değiliz ama bundan sonrası için tercih bizde. Ya bilimsel yaklaşımlara sarılacağız, ya da ... "Ya da" kısmından sonrasını bilmiyorum.

IMF'nin 2015 yılına dair büyüme tahminlerinde küresel büyüme %3.5'e çekildi. Gelişmekte olan ülkelerin tamamı için ortalama tahmin %4.3 düzeyinde. Gelişmekte olan ülkeler için bu, 5. kez aşağı yönlü olarak revize edilen bir tahmin. Türkiye için ise %3.1 öngörülmüş. Bence makul bir tahmin. ABD için de %3.1 tahmini yapılmış.

Tahminlerde, Çin için %6.8, Hindistan için %7.5, Brezilya için -%1 ve Rusya için -%3.8 verileri yer alıyor.

Tüm bu veriler ve gelişmeler karşısında TCMB, 22 Nisan'daki PPK'da ne yapacağının sinyalini verdi. Faiz dışı enstrümanlarla TL'yi sıkılaştıracak, yabancı parayı rahatlatacak. Faiz artırımı olanağını canlı tutacak durumu koruyacak. Kurdaki oynaklık giderilebilecek mi böylece? Çok kısa süreli olarak belki. Dışarıdan gelecek rüzgarın kuvveti artmazsa ki haftalık ve aylık zaman dilimlerinde analiz yapınca durum pek öyle bir havaya işaret etmiyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 17.04.2015)