Pages

Friday, April 17, 2015

George Orwell'in Hayvan Çiftliği

Edebi eserlerin içeriğini doğru anlamak ve yorumlamak için hangi dönemde, hangi toplumsal değerlerin hakim olduğu ortamda yazıldıklarını bilmek gerekir. Eserlerin yazıldıkları tarihi, o tarihte hangi sosyal, siyasal, ekonomik gelişmelerin meydana geldiğini bilmeden anlamlandırabilmek zordur. Fakat, bazı eserlerin tarihleri hakkında ve o tarihte yaşanan toplumsal gelişmeler hakkında hiçbir fikriniz olmasa bile, içinde yaşadığınız dönemin gelişmeleriyle okuduğunuz edebi eseri anlamlandırabilir, belki de her zaman dilimine ait çıkarsamalarda bulunabilirsiniz. Bazı edebi eserlerin tüm zamanlara hitap edebilme özelliği vardır yani.

George Orwell'in Hayvan Çiftliği adlı romanının bir Stalin eleştirisi olduğunu, dönemin İngiliz Hükümeti'ne karşı Stalin ile kurulan yakınlık nedeniyle bir tavır takınma olduğunu romanı okumadan önce bilebilirsiniz. Fakat, bazı politik gözlemlerinizle elde ettiğiniz fikirlerle romanı okuyarak ve Stalin dönemi hakkında hiçbir şey bilmeyerek ve Hayvan Çiftliği'nin Stalin dönemi eleştirisi olduğunu bilmeden de romanın vermek istediği mesaja dair çıkarsamalarda bulunabilirsiniz. Pek çok roman için geçerlidir bu durum.

Hayvan Çiftliği, hayvanların insan türüne karşı ayaklanması ile başlıyor. Hayvanlar, kendi aralarında bir yönetim düzeni kuruyorlar. Hayvan olmanın esaslarını yedi maddede toparlıyorlar. Bir nevi anayasa yapıyorlar. Bir de ortak özelliklerini anlatan bir şarkıları, yani milli marşları oluyor. Bayrak da yapıyorlar ve çiftliğin sahibi Jones'u öldürdükten sonra bayrağı çiftliğe dikiyorlar. Napoleon adlı domuz, hayvanların lideri, yani başkanı oluyor. "Bütün hayvanlar eşittir" ibaresini taşıyan anayasa maddesi en önemli madde olarak benimseniyor.

Hayvanlar, çiftlikte büyük bir projeye soyunuyor. Bir yel değirmeni yapımı için tüm çiftlik hayvanları seferber oluyor. Daha sonra, Snowball adındaki diğer bir domuz Napoleon tarafından "hain" ilan ediliyor.

Napoleon, zamanla diğer hayvanlarla iletişiminde zayıflıyor. Köpeklerden oluşan çok güçlü bir koruma duvarının içinde dolaşmaya başlıyor. Hiçbir hayvan bu koruma ordusunu aşıp Napoleon'a yaklaşamıyor artık. Napoleon, çiftliğin en korunmaya uygun ve rahat yerinde yaşamaya başlıyor.

Napoleon'un yönetimindeki hayvan çiftliğinde atlar ve koyunlar çok çalışmaktadır. Her hayvan türü için bir emeklilik yaşı ve günlük emeklilik maaşı bağlanmıştır. Maaş, belli miktarlarda mısırdır, arpadır, buğdaydır.

Zaman içinde, domuzların kalkış saati diğer hayvan türlerine göre bir saat ileri alınır. Anayasa değiştirilir, Napoleon'un her zaman haklı olduğunu vurgulayan bir cümle yeni anayasada yer alır. Eski marş kaldırılır, yerine Napoleon'u öven yeni bir marş ilan edilir. Hayvan türlerinin emekli maaşları ödenmez olur. Napoleon'un hayatı giderek daha rahat bir hal almaktadır diğer yandan. Sonunda, "her hayvan eşittir ama bazıları diğerlerinden daha fazla eşittir" sözü ile Napoleon ve kendi türünden olan domuzlar anayasal koruma altına alınır.

Romanın sonunda, tüm hayvan türlerinin Napoleon ve diğer domuzları gizlice izledikleri ve şaşkına döndükleri bir manzara ile büyük hayal kırıklığı yaşadıkları bir gelişme ortaya çıkar. "Dört ayaklılar iyi, çift ayaklılar kötü" olarak ifade ettikleri bir felsefe ile ele geçirilmiştir çiftlik. Oysa domuzlar, çift ayak üzerinde durma antrenmanı yapmaktadırlar gizlice. İnsanların yönettiği bir başka çiftliğin sahibi olan Frederick ile önceden savaş yapılmış olmasına rağmen Napoleon, gayet mükellef bir sofrada Frederick ve adamlarıyla yemek yemektedir. Çiftliğin diğer domuzları da sofradadırlar ve köpekler koruma görevlerini yerine getirmektedirler.

Napoleon, hayvan türlerini insan türünün zulmünden kurtarmaya çalışırken, zulmün lideri olmuştur.

Romanın Türkçe'sinin önsözünde Celal Üster'in imzası var. İyi yazılmış önsözler, romanın anlamını, değerini artırırlar. Celal Üster'inki de işte böyle bir önsöz. George Orwell'in 2. Dünya Savaşı sırasında çalıştığı BBC'de, her hafta Hitler'in Kavgam adlı kitabından alıntılar yaparak program yapması karşısında Hitler'e telif hakkı ödenmesi için bir yol bulmaya çalıştığını bu değerli önsözden öğreniyoruz. İngiltere, Almanya ile savaşta olduğu için Hitler ile telif hakkı konusunda doğrudan temasa geçilememektedir. Fakat, Norveç üzerinden kurulan bir bağlantıyla Hitler'e telif hakkı ödemesi gerçekleştirilir.

Romanın kahramanlarından Napoleon Stalin'i temsil ediyor. Ancak, kitabın içeriğine bakıp, Napoleon'un hangi söylemlerle yola koyulup hangi noktaya geldiğini görünce çok sayıda soru oluşuyor akılda. Anayasanın değiştirilmesi ve bir kişinin ve çevresindeki zümrenin çıkarları doğrultusunda yeniden yazılması. Düşman ilan edilen başka bir çiftlikle gizliden gizliye pazarlıklar yapılması. Bir kişinin ve çevresindeki zümrenin gayet rahat koşullarda yaşamasına rağmen, diğer hayvan türlerinin hakları olan emeklilik maaşlarını dahi alamamaları.

Napoleon'u Stalin kimliğinden çıkarınca, anlamlı sonuçlar çıkmıyor mu günlük gazetelerin içinde her gün biraz vakit geçiren herhangi bir dünya gezegeni üyesi için?

George Orwell'in 1984 adlı romanı da politik roman türündedir. Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya adlı romanı da bir başka bakış açısıyla politik eleştiri yapar. Margaret Atwood'un yorumuyla, Soğuk Savaş döneminde daha çok 1984'e benzeyen bir dünya vardı. 1989'da, Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla daha bir Cesur Yeni Dünya'ya benzemeye başladı küresel politik ortam.

Politik eleştiri denince, H.G. Wells'i es geçemeyiz. Romanları, bilim kurgu türündeydi ama her canlının temsil ettiği bir politik felsefe vardı romanlarda. Wells'in romanları için çekilen filmler sadece aksiyon türünde oldu, kitapların verdiği politik vurguyu izleyiciye aktarmayı başaramadı. Wells, Atatürk'ün okunmadık kitabını bırakmadığı bir yazardı.

Politik roman türünde, okuması keyifli çok fazla örnek var.

Not: Hayvan Çiftliği'nin animasyon filmi de var ilgilenenler için: https://www.youtube.com/watch?v=NcW02VgQ1Qc

Arda Tunca
(İstanbul, 01.03.2015)