Pages

Monday, March 23, 2015

Değişen Dünya, Değişen Yaşam Tarzları

Fiyakalı ekranların önünde endeksler, döviz, altın, borsa, v.s. fiyatları, grafikler. Dünya değişti, Türkiye de değişti.

Sezonluk çamaşır, çorap alışverişlerini topluca Mahmutpaşa'dan yapardık bir zamanlar. Galleria ile başlayan AVM furyası yoktu eskiden. İstanbul'un Maslak, Gayrettepe, Esentepe gibi semtlerinde gökdelenler yükselmiyordu henüz. Hepsi 1980'lerden sonra dikilmeye başlandı. Geleneksel işler yerinde duruyordu ama ortalıkta konuşulanlar hep hisse senedi, döviz swapları, derivative ürünler, forex falan oldu. Süratle adapte oldu Türkiye bu bol endeksli, grafikli aleme. Oysa, geleneksel işler devam ediyor ve o işlerin geleneksel müşterileri de eskiden gelen bu geleneksel işyerlerine alışverişe gidiyorlar.

Osmanlı'dan kalma hanlarla dolu Mahmutpaşa'nın ara sokakları. Hepsi bakımsız, hepsi köhne. Dökülüyorlar adeta. Bir dehlize giriyor insan sanki o hanların koridorlarında dolanırken. Hafifçe ittirilince, insanın içini kıyan bir gıcırtıyla açılıyor ağır ahşap kapı. Bir döküm atölyesi. Nargile, abajur, demir doğrama işleri için ayrı ayrı atölyeler. Osmanlı'dan kalma hanlarda Osmanlı'dan kalma geleneksel işler.

Sol omzu yırtılmış kazağıyla bir adam, şekil vermek için dövüyor demiri soluk sarı ışıklı bir atölyenin içinde. Demir tozları her yere yayılmış. Yırtık kazaklı adamın ayağının dibinde bir ısıtıcı, ağzını ve burnunu kapatan bir maske. O tozun içinde bir işe yaradığı yok ama alışkanlıktan kullanıyor işte.

Soluk sarı ışıklı izbe atölyelerin her birinde ayrı hayatlar, ayrı yaşam mücadeleleri. Kimdir bu atölyelerin müşterileri? Kim bilir de gelir bu yırtık kazaklı, maskeli adamların o tozlu, izbe atölyelerde yaptıkları nargileleri, abajurları satın almaya? Ne internet, ne reklam, ne pazarlama, ne algı, ne beklentilerin fiyatlanması. Herşey Osmanlı'dan kalan geleneksel usullerle yürüyor o atölyelerde.

Bir adam görüyor bizi. Adam başı 1 TL'ye dama çıkarırım sizi diyor. Yine insanın içini kıyan bir sesle açılan ağır ahşap bir kapıdan yine bir dehlizden geçer gibi geçerek çıkıyoruz taş merdivenlerden dama. Altımızda atölyeler, ama karşımızda yükselen gökdelenler bu defa. Altımızda Osmanlı'dan kalma ve hala Osmanlı'daki gibi yürütülen işler, karşımızda gökdelenlerin içinde borsa grafikleri, derivative ürün endeksleri, renkli ekranlar ve kazağı yırtık olmayan insanlar ve havalandırmalarla tozu emilen ofisler.

Dünya değişti, Türkiye de değişti. Birileri hep aynı yerde hiç değişmeden kaldı. Tercih mi, zorunluluk mu yoksa? Hangisi tercih, hangisi zorunluluk? Herkes memnun mu tercihlerinden ve zorunluluklarından?

Arda Tunca
(İstanbul, 15.02.2015)