Pages

Saturday, February 28, 2015

Kürk Mantolu Madonna

Her insan biraz kendisinden, biraz çevresinden bir şeyler bulabilir Raif Efendi'de. Kendi iç dünyasında sorunlu, çekingen, donuk ama keşfedilmeyi bekleyen duygularla doludur. Renksiz kişiliğini değiştiren güç aşktır. Bir kadının baştan çıkarıcılığı ile içindeki Raif Efendi'yi keşfeder. Bu hiç tanımadığı, o güne kadar hiç bilmediği, yıllarca içinde kalmış o gizli karakter, bildiği karakteri aşkın coşkulu duygularıyla sarsar.

Böylesi bir aşka aç olunması mıdır Kürk Mantolu Madonna'ya bu ilgiyi hala bu kadar zinde tutan? Yoksa, Maria Puder'in sahte olmayan duygulara inanmak istediği tarzdaki aşk mıdır bugünün daha az sahte olmayan ilişkilerden yorgun kadınlarına cazip gelen? Ya da, Maria Puder'in rahat ve vurdum duymaz görünen tavırlarının altındaki gerçeğe güvenme arzusunun kendisini zamanla Raif Efendi'ye nasıl yaklaştıracağını hissetmenin kadınların duygularında yarattığı bir istek mi?

Yaşamın monotonluğundan çıkıp, sürprizli coşkulara kapılmanın acı ve hüzünle karışık hikayesinin merakla yoğurulmuş sürükleyiciliği var Kürk Mantolu Madonna'da. Hayatın aktığı mekanlar, karakterlerin mekânlarla, duygularıyla, düşünceleriyle ilgili anlatım ve tasvirleri bugün için çok bilinmedik hayallerin peşinde koşmayı gerektirmiyor okuyucu için. 17. yüzyıldan bir şövalye, 1.000 yıl öncesinden doğulu bir bilge ya da bugüne ait olmayan yaşamlar ve tarzlar canlandırmaya gerek yok Sabahattin Âlî'nin sarih ve okudukça daha çok okuma isteği uyandıran dilinde.

Bir eser, geçmişe yönelik çok hayal kurdurmuyor diye değil, tam tersine, çok hayal kurdurabiliyor diye de okunur ve geniş kitlelerin ilgisini çekebilir. Ancak, 70 yılı aşkın bir süre önce yazılmış bir romanın bugünün günlük hayatına hitap edebiliyor olmasının da bir ilgi çekiciliği olduğu şüphesizdir.

Anlatımda, merakın uyandırılışının bir keyfi vardır. Merak, sürüklenmektir, takip etmektir, bir an önce sona ulaşma isteğidir, koşmak istemek, sabır göstermektir. Duygularla yoğunlaşan merakın ilgiyi yoğunlaştırdığını insani tecrübelerimizle biliyoruz. Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Efendi ile geç gelen, merak uyandıran aşkı ilgiyi doruklara çıkarıyor.

Roman, 1943'te yazılmış. Berlin'de geçiyor büyük bir bölümü. Ankara ve Harran da var içinde. Raif Efendi'nin 2 yıllık Almanya macerası ölümüne kadar damga vuruyor her gününe 10 yıl boyunca.

Almanya'nın ekonomik açıdan adeta perişan halde olduğu bir zaman diliminde geçiyor roman. Bir çekmecenin içine gizlenmiş bir not defteri ile pıtrak gibi açılıveriyor renksiz ve melankolik Raif Efendi'nin içinde gizli kalan ve kendini keşfettiği aşkının hikayesi.

Vazgeçemediğim, sayısı bir kütüphane rafını dolduracak kadar çok sayıya ulaşmış olan küçük not defterlerim. İçlerinde yazan herşeyi hiçkimsenin bilmediği notlarım. Sinirli, neşeli, hovarda, aksi, çok keyifli ya da bambaşka ruh halleri içinde yazılmış duygularım, düşüncelerim,... Kitabın beni en çok düşündüren noktası, beni benden sonra okuyacak aile fertlerimin ne düşüneceği olmuştu.

Geçtiğimiz günlerde, Cüneyt Özdemir'in 5N1K programını izlerken, Kürk Mantolu Madonna'nın 1943'te yazılmış olmasına rağmen, neden hala çok satılan kitaplar arasında yer aldığına dair sorusu üzerine aklıma düştü bu yazı. Onca çivisi çıkmış, yoz, seviyesiz olayların ve insanların haberleri arasında bir kitabın satışının haber yapılmış olmasına sevinmem midir bilmem ama Kürk Mantolu Madonna'yı, romanın sürprizlerini, not defterini, aşkını ve acısını anlatasım geldi.

Yazdıklarım, benim duygu ve düşüncelerimdir. Subjektiftir yani. Her okuyucunun kendi tecrübesi bir başka maceradır her eserle. Edebiyatın gücü, o kişisel maceraların toplumsal algıya dönüşmesinde gizli. Bir eser veriyorsunuz, ölüyorsunuz. İnsanlar, 70 seneden uzun bir zamandan sonra baştacı yapabiliyor sizi. Bu da, edebiyata gücünü veren edebiyatçının gücü.

Not: yukarıdaki yazıyı 26 Şubat'ta yazdım ve 28 Şubat günü edebiyatın büyük bir çınarını kaybetti Türk edebiyatı. Son paragrafı, Yaşar Kemal'in ölümü üzerine yeniden okuduğumda, edebiyata güç veren bir kaleme farkında olmadan bir veda yazısı da yazmış olduğumu farkettim. Edebiyata güç veren daha nice güçlü kalemlerin yetişmesi dileğiyle...

Arda Tunca
(İstanbul, 26.02.2015)