Pages

Monday, February 9, 2015

Kahve Muhabbetiyle Merkez Bankası, Faiz, Enflasyon

Aynı gün içinde siyasilerin verdiği demeçlerin içeriği para politikasında hem faiz indirimini, hem de faiz artırımını gerektirecek mesajlar verebilir mi? Teorik olarak veremez. Vermemelidir ama 9 Şubat 2015 tarihinde Türkiye'de oldu.

Bir ülkenin siyasi iktidarı, faizin inmesini isterken nasıl yükseltir? Bilmiyordum ama öğrendim. Bu durumu da yine Türkiye'de son 10 gün içinde yaşadık.

Ne ekonomi teorisi, ne de kafa karıştıracak politika uygulamaları. Sokakta yürürken birisi bizi çevirdi ve diyelim ki sordu: aklım allak bullak oldu, faiz inmeli mi artmalı mı?

Hemen belirteyim, bu yazıyı iktisatçılar, iktisat eğitimi almışlar ya da tecrübeleriyle piyasaların işleyişi hakkında fikir sahibi olmuş kişilere yönelik olarak yazmıyorum.

Adım adım gidelim:
  1. Bizim merkez bankasının görevi enflasyonun makul seviyelerde seyretmesini sağlamak. Enflasyonun, yani düzenli fiyat artışlarının makul bir oranda kalması için merkez bankası bazı araçlar kullanıyor. Bu araçların bütününe para politikası araçları deniyor. Bunların içinde en güçlü olan araç faiz. Enflasyonu, günün koşullarına göre makul düzeylerde tutabilirse, fiyat istikrarını sağlamış oluyor. Bizim merkez bankasının internet sitesine girerseniz, orada "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir" yazdığını göreceksiniz. "Bankası'nın" yerine "Bankasının" yazıyor. İmla hatası yapmışlar ama boşverin şimdi bunu.
  2. Bir merkez bankası, kendi ülkesinin para birimini doğrudan etkileyecek araçlarla en yüksek düzeyde etkinlik sağlar. Yani, bizim merkez bankası, Türk Lirası'nın faizini belirleme hak ve yetkisine sahip olarak, Türk Lirası'nın üzerindeki değerler hakkında kararlar alarak en yüksek etkinliği sağlar. Faiz de bu değerlerin başında gelir. Etkisi en güçlü araçtır çünkü. Başka araçlar da var ama gündemde faiz olduğu ve bu yazıyı en düşük düzeyde karmaşık kılmak için sadece faizi konuşalım.
  3. Faiz, kredi sistemi var olduğu sürece olacaktır. Paranın belli bir süre için kiralanmasının bedelidir, yani fiyatıdır faiz. Nasıl ki evinizi kiraya verip kira geliri elde ediyorsanız, parayı da bir süre kişilere ya da firmalara ödünç verirsiniz ve karşılığında faiz geliri elde edersiniz. Bu işi yapan kuruluşlara banka deniyor. Çok basit düşünerek, kendinize ait bir banka olsa, 3 ay için birisine ödünç para verecek olsanız, elde edeceğiniz faiz gelirinin satın alma gücünü koruması için neyi kıstas alırdınız? Bence enflasyon. Yoksa mazallah, en az 3 ay sonraki enflasyon kadar verdiğiniz borcun (mesela 100 TL) değerini koruyamazsanız o 100 TL'nin satın alma gücü zayıflamaz mı? Bugün 100 TL'ye 2 tane pantolon alabiliyorsanız, 3 ay sonra da elinizdeki para ile yine 2 tane pantolon almak için, o 100 TL ile elde edeceğiniz faiz gelirinin en az enflasyon oranı kadar olması gerekmez mi? Böylece, faiz için uygulayacağınız oran için enflasyona bakmış olmuyor musunuz? İşte, merkez bankası da böyle yapıyor. Faiz oranını belirlemek için gelecekteki enflasyona bakıyor. Yani, enflasyon neden, faiz sonuç oluyor. Yani, bu örnekte siz de 100 TL'lik bilançosu olan bir küçük merkez bankası olmuş oldunuz aslında. Varsa başka bir kıstasınız, aşağıda yorum kısmına lütfen yazınız. İsterseniz mevduatı düşünün. Güvendiğiniz bankalar arasında enflasyona karşı en güzel zaferi kazanacak faiz oranını seçmiyor musunuz?
  4. Merkez bankası faizi belirliyor ve piyasayı izliyor. Faizi indirirseniz ne olur? Hepimiz, bireyler, firmalar, kısaca ödünç para ihtiyacı duyan herkes daha fazla kredi alma eğilimine girmez mi? Bir ev, kredi kartı faizi üzerinden taksitle buzdolabı, bir otomobil alacaksanız, faiz oranı düşünce, bunu bir fırsat olarak görerek satın alma yapmaz mısınız? Düzenli bir gelir akışınız varsa ve beklentiniz, satın almak istediğiniz şeyin fiyatının önümüzdeki dönemde artacağına yönelik ise, düşük faiz ile istediğiniz şeyi almaya karar verirsiniz. Daha fazla kredi kullanılmasıyla beraber, piyasada daha fazla para dönmeye başlamaz mı? Yani, para miktarı bollaşmaz mı? Bir şey bollaşınca ne olur? Değeri düşer değil mi? O halde, Türk Lirası'nın yabancı paralar karşısında değeri azalır. Mesela, $1=2.30 TL iken, $1=2.50 olabilir. Kredi kullanımı arttıkça talep artmaya başlar. Bir şey çok talep edilirse ve artan talebi karşılayacak üretim hemen yapılamazsa ne olur? O talep edilen şeyin fiyatı başlar yükselmeye. Ne oldu şimdi? Merkez bankası faizi indirdi, para bollaştı ve kur yükseldi bu yüzden, bir taraftan da talep arttığı için başladı fiyatlar artmaya. Sonuç: hem kur yükseldi, hem de enflasyon.
  5. Faiz artarsa ne olur? Yukarıdaki 4. maddede anlattıklarımın hepsinin tersini düşünün. Yani, faiz artınca kredi talebi azalıyor, para bollaşması yerine azalması söz konusu oluyor. Yüksek faiz söz konusu olduğu için kimse kredi kullanıp herhangi bir şeyi talep etmiyor. Yani, fiyatı artıracak bir talep de devreye girmiyor. Faiz arttı ve ne oldu? Türk Lirası değer kazandı, yani kur düşmeye başladı. Talep düşünce de fiyat baskısı ortadan kalktı ve enflasyon da başladı düşmeye.
  6. Diyebilirsiniz ki, indiririz faizi, kur artınca merkez bankası atar elini döviz cebine, verir piyasaya Dolar ve düşürür Dolar'ın değerini. Yukarıda ne demiştim? Bir merkez bankası, kendi para birimi üzerinden o para birimine ilişkin değerleri belirler. Dolar'ın üzerindeki değerleri yönetmek Amerika'daki merkez bankasının işi. Biz Dolar basabilir miyiz? Olmaz. Kalpazana çıkar sonra adımız. Dolar'ın faiz oranını belirleyebilir miyiz? O iş için Amerikalı arkadaşlar var görevde. Biz Türküz ve Türk Lirası'ndan sorumluyuz. Basamadığımız bir parayı kullanırsak ve ya çok Dolar satmamıza rağmen kuru düşüremezsek ne olacak? Biz o parayı basamıyoruz ki. Geçen sene denedik bu işi ve merkez bankası $3.8 milyar harcadı döviz olan cebinden. Fakat piyasa, "nasıl olsa merkez bankası Dolar satmaya devam edecek, ucuzken alalım bari diyerek" Dolar'ı aldıkça aldı. Merkez bankası baktı ki bu durumla başa çıkamayacak, piyasaya onca Dolar satmasına rağmen indiremiyor kuru, "heeeyyyttt, benim aslan gibi Türk Lira'm var" dedi, yükseltti faizi, azalttı piyasadaki Türk Lirası miktarını ve yukarıda anlattığım gibi düşürdü kuru. Merkez bankası başkanı o zaman, Türk Lirası Dolar'ı döver falan dedi hatta. Hatırladınız mı? Yani, bu döviz cebine güvenerek yola çıkılmaz. Günde $5.3 trilyon para dönüyor bu döviz piyasasında ve bas tuşa uçur parayı bir yerden bir yere. Hangi merkez bankası baş edebilir bu kadar dev bir piyasayla? Mümkün mü hiç? Biz kendi paramızla ilgilenelim en iyisi. Sizce?
  7. Bir soru daha soracaksınız ve diyeceksiniz ki, bazen bu faiz düşüyor ama enflasyon falan yükselmiyor hemen. O zaman derim ki, biraz bekleyin. Faiz düşünce bir şeyler satın almak isteyen bakacak ekonomiye. Fiyatlar düzenli olarak yükseliyor mu, yani enflasyon var mı diye soracak. Enflasyon varsa, "aman fiyat daha fazla artmadan ihtiyacımı karşılayayım" diyebilecek. Fiyatlar düşüyor olsa, tam tersini yapacak ve alacağı şeyi almayı erteleyecek. Yani, enflasyon varsa ülkede, faiz düşünce daha hızlı davranabilir tüketici. Tabii, işsiz kalma riski çoksa falan da "dur şimdi, biraz bekleyelim, nicedir halimiz bugünlerde" diyebilecek. Yani, faiz düşünce, insanların o bekleme süreleri her ülkedeki duruma, kültüre, alışkanlıklara, aile ilişkilerine ve daha bir sürü nedene göre değişiyor. Faiz ile ilgili kararın enflasyona yansıması biraz zaman alıyor yani anlayacağınız. Her ülkede değişiyor bu süreler. Öyle hemen, "bak faiz indi, 2 aydır hala enflasyon değişmedi" demeyin. Bekleyin biraz.
  8. Yine diyebilirsiniz ki, Avrupa'da, Amerika'da, Japonya'da faiz sıfır ama adamlar enflasyonu %2 bile yapamıyorlar. Tutturdular enflasyon diye. Biz enflasyon olmasın istiyoruz, onlar ise enflasyon yok diye deliriyorlar. Nedir bu iş? 2008'de, ABD'de öyle bir kriz çıktı ki, Amerika'da, Avrupa'da, Japonya'da üretim falan durdu. Fabrikalar kapasitelerini kullanamadı. Şimdi, Amerika kullanabilmeye başladı. Fena gitmiyorlar. Fakat, insanlar ekonomiye güven duymaya başlayıp daha fazla tüketmeye başladıkça, yani talebi arttırdıkça o fabrikaların boşta kalan kapasiteleri devreye girmeye başladı. Talep arttı ama arz da, yani talep edene sunulan miktar da artabildi. Böylece enflasyon bir türlü artmadı. Halbuki, %2 civarı enflasyon ekonominin kalp atışlarının iyi olduğunu gösterir. Fakat, Avrupa'daki arkadaşlarımız o kadar korktular ki bu kriz durumundan, bir türlü tüketecek güven de duyamadılar Amerikalı'lar gibi ekonomilerine. Zaten bir karar alacaklar diye 19 kafadan 190 tane ses çıkıyor, yedi kocalı hürmüz gibi adamların merkez bankası. Yukarıda dedim ya, aile ilişkileri bile önemli tüketmek için karar almakta. Mesela Amerikalı daha kolay tüketmeye başlıyor böyle krizlerden sonra. Öyle alışmış çünkü adam. Yiyor, içiyor. Avrupalı biraz daha az meyilli tüketmeye ama mesela Japon hiç değil. Ver bir Japon'un eline $100, hemen bankaya götürüp tasarruf hesabına yatırıyor. Bir de, Avrupa'da ve Japonya'da tüketimden yana bir çekince olduğu için fiyatlar üzerinde bir türlü baskı oluşmuyor. Ayrıca, bankalar da insanlara ödünç para verip, buyurun tüketin demiyor. O da güvenmiyor tüketiciye çünkü. O zaman ne oluyor? Fiyatlar biraz artacağına, düşmek eğilimine giriyor. Herkes mal satmak derdinde ama alan yok. Mal bol ortalıkta. O zaman, fiyat düşüyor. Bu sefer ne oluyor? Biraz tüketmek niyetinde olan bile "nasılsa düşer bunun fiyatı gelecek ay" diyerek tüketimini hepten erteliyor. Bu deflasyon denen şey enflasyondan fena. Şimdi, ben de size bir soru sorayım: bizde böyle bir durum var mı?
  9. Her ülkenin tüketim, üretim alışkanlıkları, kalıpları, gelir dağılımı durumu, ülke ekonomisine herkesin duyduğu güven farklı. Bizde faiz inerse enflasyon çıkacak değil mi? Burada anlaştık mı? Çünkü, bizde talep bol maşallah. Tüketmeye her an hazır 78 milyonluk bir karınca ordusuyuz. herkesin eline versek $100'er, göndersek Japonya'ya, 3 günde toparlamazsa Japon ekonomisi, bırakıyorum ben bu işi. Hatta, o kadar tüketmeye meraklıyız ki, kendi yaptığımız tasarruftan daha fazla tüketmeye çalışıyoruz. Türk Lirası faizini cazip kılarak Hans'tan, Francois'dan falan tasarruf getirsinler bize istiyoruz. Fakat, şimdi Amerika faiz artırmaya yakın. Eh, bizden daha çok güveniyor insanlar oraya ve bizde faizde tuttukları parayı hemen kaçırıp New York'a uçuruverirler Amerika faizi artırınca. Biz faizi düşürelim ama cazibemizi yitirir gibi olduğumuz yere kadar yavaş yavaş indirelim istiyoruz. Bunu "küüüt" diye indirirsek Hans ve Francois ürker ve gider. O zaman hepten büyüyemeyeceğiz. Yani, hem faiz düşsün ve ülkemizin içindeki büyüme biraz artsın ve enflasyon da çok yükselmesin, hem de yurt dışından bize gelen tasarruf kesilmesin ki biz de tüketimi çok kesmek zorunda kalmayalım. Değil mi? Nasıl bulacağız bu dengeyi pekiyi? Buyurun, çıkın işin içinden.
  10. Hükümet ne istediğini açıkladı. O istediklerini açıkladığı belgenin adı orta vadeli program. Bizim merkez bankası da ona uyum sağlamaya çalışıyor ama anlattığım gibi, bir sürü dengeye bağlı ekonomik şeylerin kendi içindeki kurallar doğru tespit edilmeyince merkez bankası da ne yapacağını şaşırıyor. Bir yere kadar uyum gösterebiliyor. Hele ki, yukarıda anlattıklarımın yerine faiz düşerse enflasyon da düşer denince donup kalıyor. Çünkü, bilmediği bir şeyi yapmaya zorlanmış oluyor. Merkez bankası mı anlamıyor bir şeylerden? Hayır. Dünya'da anlayan yok bu anlatılanı. Faiz düşünce, firmalarımızın yaptıkları tüm masrafların (işçilik, hammadde, yakıt, kırtasiye, tamirat, gibi masraflar) sadece %2.5'i etkileniyor bu düşüşten. Yani, devede kulak gibi. Kredi mekanizması o kadar güçlü ki, bu %2.5'in hiçbir önemi yok.
Ben şimdilik kaçıyorum. Bir sıkıntı olursa konuşuruz yine. Ne de olsa, bir kahvenin 40 yıllık hatırı var. Ha bu arada, bu anlattıklarımın arkasında bazı detaylı çalışmalar ve teoriler var. Söylememiş olmayayım. Ekonometrik büyüme modelleri, miktar teorisi, Fisher denklemi, paranın dolanım hızı, volatilite, para çarpanı, konjonktürel dalgalanmalar, likidite tuzağı, imkansız üçleme, regresyon ve VAR analizleri, rasyonel beklentiler, parasal aktarım mekanizmaları, yeni Keynesyenler, monetaristler, IS-LM eğrileri, Barro-Ricardo hipotezi falan var. Çok merak ederseniz okuyun elbette ki. Çocuklar 1776'dan beri çalışıyor. Onlar da sıkıntıda. Genç ekonomistler rahatsız.

Arda Tunca
(İstanbul, 09.02.2015)