Pages

Tuesday, January 27, 2015

TCMB'nin İletişimi Öngörülebilirlik Sunuyor mu?

Merkez bankalarının bağımsızlığı, para politikalarını uzun vadeli hedeflere yönlendirmek için kural olarak benimsenmiştir. Siyasetçiler, oy kaygısı ile kısa vadeli hedeflere yönelerek, para politikasının uzun vadeli olması gereken hedeflerini saptırabilirler.

Ekonominin hedeflerini iktidarlar belirler. Merkez bankaları bu hedeflere uygun para politikası araçlarını devreye sokarak iktidarın ortaya koyduğu hedeflere uyum göstermek zorundadırlar. Zira, seçilmiş iktidarların halka verdikleri sözler vardır. Ancak, merkez bankalarının bağımsızlığı iktidarların hedeflerinin önüne set çekmez. Merkez bankaları, hükümetlerin programlarını destekleyici ve para-maliye politikalarının uyumunu gözetici para politikaları uygulamak zorundadırlar. Bu doğrultuda merkez bankaları amaçta değil ama para politikası araçlarının kullanımında bağımsızdırlar. Bu farkı bilmek, doğru yorum yapabilmek için son derece önemli.

Haziran ayında Türkiye'de genel seçim var. Dünya'nın her yerindeki her seçimde ekonomi en önemli oy kriterlerinden biridir. Refahı artan toplum, bu refah artışını kullandığı oya yansıtır. Türkiye'de, küresel ekonomik aktivitenin yavaşlaması ile beraber yavaşlayan bir büyüme oranı söz konusu. Seçime kadar yaklaşık iki çeyrek yıllık bir süreç var. Bu süreçte, ekonominin yavaşlayan seyrinin bir miktar ivme kazanması iktidar için son derece önemli. Bu bağlamda, para politikasının önemli bir aracı olan faiz, kısa vadedeki ekonomik hedeflerin önemli bir belirleyicisi konumunda. Faizin düşürülmesiyle beraber artacak olan kredi talebiyle ekonomik faaliyetlerin ivme kazanması ve bu yolla iktidar partisinin rakiplerine göre seçime daha olumlu bir havada girmesi söz konusu olabilir. İşte merkez bankası bağımsızlığı, para politikası siyasetçinin kısa vadeli hedeflerine alet olmasın diye ortaya konmuş bir kural. Türkiye'nin Ocak 2015 itibariyle içinde bulunduğu süreç, konuyu anlatabilmek için çok güzel bir örnek sunuyor.

Merkez bankasının bağımsızlığı konusu, Türkiye'de son aylarda, haftalarda ve günlerde yoğun bir tartışma konusu oldu. Yukarıdaki satırlarda merkez bankalarının bağımsızlığı konusunu çok kısa bir özetle anlatmaya çalıştım. Gelişmiş ekonomilerde genel kabul görmüş anlayış yukarıda anlattıklarım paralelinde oturmuş durumda. Teorik olarak, her siyasetçinin kısa vadeli düşündüğünü ve düşüneceğini peşin olarak kabul edemezsiniz ama toplumsal kuralları düzenleyen hukuk, en olumsuz olasılıkları düşünerek yasalarını yapar ve yapmak zorundadır. Aksi taktirde, temel ilkeleri oturmuş bir hukuksal uygulama düzeninden söz edemezsiniz.

Para politikası neden uzun vadeyi hedeflemelidir? Ekonomide, karar alıcıların geleceğe ilişkin kararlarını mümkün olduğunca öngörülebilir bir ortamda verebilmeleri için. Buna göre, yatırım, tüketim, kredi kullanımı, v.b. başlıklara ilişkin ekonomik kararlar firmalar ve hane halkları tarafından güvenle alınabilsin diye. Para politikası, tüm bu kararların alınmasında elbette ki tek başına kriter olamaz. Ancak, çok sayıda başka kriterle beraber çok önemli bir karar alma unsurudur.

TCMB'nin 27 Ocak 2015 günü yayımladığı enflasyon raporunun sunum kısmındaki konuşmayı yukarıda yazdıklarım doğrultusunda değerlendirecek olursak, özellikle iki noktadaki ifade dikkat çekti. Birincisi, Ocak ayı enflasyonunun 1 puanın üzerinde düşmesi durumunda PPK'nın 24 Şubat yerine gerekirse 4 Şubat'ta toplanarak faize ilişkin karar verebilecek olması. İkincisi ise, faiz indirimi sürecinin Ocak ayı itibariyle başlamış olduğunun açıklanması.

TCMB'nin son dönemdeki iletişim politikası öngörülebilirlik unsurlarının artırılmasına yardımcı olmuyor. TCMB'nin çok hatalı para politikası uygulamaları içinde olduğunu düşünmüyorum ama iletişimdeki hataları, karar alıcıların uzun vadeye yönelik sağlıklı düşünebilmesine yardımcı olmuyor. Küresel ekonomik gelişmelerin karar almayı zorlaştıran her koşulu sunduğu bir ortamda merkez bankalarının karar almayı destekleyici iletişim politikaları geliştirmelerinin ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyoruz. Ayrıca, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede merkez bankası kararlarının siyasi malzeme olabildiği koşullarda TCMB'nin öngörülebilirlik yaratmak konusundaki işi bir hayli zor. Ancak, bu koşullara rağmen TCMB, son derece önemli iletişim hataları yapıyor.

Öncelikle, bir ayın enflasyon verisine bakılarak faiz konusunda nasıl karar verilebilir? Bugünkü sunumda, reel faize ilişkin referanslar yer aldı. Reel faiz, bugünün enflasyonuna değil, gelecekteki enflasyona bakılarak belirlenir. Nasıl ki bugünkü enflasyon oranı geçmiş dönemlerde alınmış faize ilişkin kararların bir sonucuysa, bugünkü faiz oranı da gelecek dönemlerin enflasyon oranının belirleyicisi olacaktır. Bu konuda, ex-post ve ex-ante analizlerle faiz teorisinin en önemli yaklaşımlarından birini sunan Fisher denklemine başvurulabilir. Detaylarını merak edenlerin okumalarını öneririm. Bu teorik temellerden yola çıkarak, TCMB'nin 20 günlük bir süreci kriter alarak gerekirse bir olağanüstü PPK toplantısıyla uzun vadeye yönelik bir para politikası uygulamasını nasıl hayata geçirmeyi düşündüğünü anlamadım. Bu kadar acele edilmesine neden olacak hangi panik havası var piyasalarda? Ayrıca, Türkiye'de yatırım talebinde 20 güne sıkışmış bir patlama mı var? Merkez bankacılığının felsefesiyle ne teoride, ne de uygulamada hiçbir uyumu olmayan bir yaklaşım olarak not ettim bu açıklamayı.

TCMB, faiz indirimlerine ilişkin bir "indirim sürecinden" söz etti. TCMB, 2015 yılına ilişkin olarak enflasyonun baz etkisiyle Ağustos'a kadar düşüş eğiliminde olacağını biliyor. Beklenmedik şekilde petrol fiyatlarındaki düşüşün faiz politikasında rahatlık getireceğinin elbette ki farkında. Fed'in yılın ortasında faiz oranını artırma ihtimalinin önümüzdeki aylarda giderek yoğunlaşan piyasa fiyatlamalarını beraberinde getireceğini de çok iyi biliyor. Nitekim, faiz politikası ile ilgili olarak "temkinli duruş" ve "sıkı para politikası" nitelemeleri sıkça dile getiriliyorsa da "indirim süreci" gibi bir ifade bu nitelemelerle beraber kavramsal temelde nasıl kullanılabilir? Bunu da anlamadım.

Fed'in faiz artırımına ilişkin belirsizliklerin gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy akımlarında dalgalı bir seyire yol açtığından söz ediyor TCMB. Yani, piyasalar gibi TCMB de 2015 yılında volatilitenin artacağını çok iyi biliyor ve bunu da ifade ediyor. Öyleyse, bu ortamda nasıl yine faiz indirimlerine ilişkin bir "indirim süreci" ifadesi kullanılabilir? "Süreç" ifadesi, bir döneme işaret eder. Bu süreç, Nisan'a kadar mı devam edecek, yoksa sadece Şubat ile sınırlı mı kalacak? Zira, dil kullanımında "iki aylık faiz indirim süreci" ifadesiyle Ocak'taki ve kuvvetle muhtemel Şubat'taki indirimi kastedebilirsiniz. Böylece, kendinize bir çıkış yolu bulmaya çalışabilirsiniz.

Firmalar ve hane halkları, kendi ekonomik koşullarına ilişkin kararlar alırken TCMB'nin açıklamalarına bakmak durumundalar. TCMB'nin açıklamalarından sonra herkes faiz indirimleri beklemek durumunda. Neden? Bakınız, TCMB'nin açıklamaları. Küresel piyasalarda oynaklık beklenirken, Fed'e ilişkin belirsizlikler hala söz konusu iken, Türkiye'nin dış tasarruf çekmek gibi bir zorunluluğu varken ve bu konudaki rakiplerimizin ne yapacağını da tahmin edemiyorken Ocak'ta indirim sürecinin başlatılmış olduğunu hangi ekonomik temellere dayanarak belirledi TCMB? Oysa, 0.50 puanlık son indirimde siyasi baskının etkili olmadığı izlenimini edinmiştik. Sanırım yanıldık. Zira, faizin ineceğine dair kesinlik ifade eden başka açıklamalar da dinliyoruz.

Ekonomi ve siyaseti birbirinden ayıramazsınız ama ekonomi yönetimi ilkelerinin doğru uygulanması için bazı konularda aradaki çizgiler bazı ülkelerde çok net çizilmiştir.

Gelinen bu noktadan sonra konuyu ekonomi kuralları değil, siyasetin kapalı kapıları ardından değerlendirebiliriz. Bu da mümkün olmadığına göre neye bakacağız? Yine TCMB'nin açıklamalarına. Ocak ayı enflasyonu 1 puanın üzerinde bir düşüş kaydederse olağanüstü PPK toplanacak ve faizi indirecek. Ne kadar indirecek? Bilmiyoruz. Siyasetçilere bakacak olursak, en az 1 puanlık indirim gerekir ki tatmin edici olduğunu düşünsünler. Bir önceki indirimle beraber düşünüldüğünde, 2 puana yaklaşan bir indirim olasılığı gündemde olabilir.

Buradan sonrasında söz ekonomistlerde değil artık. TCMB ne yapacağını anlattı. Tahmine gerek yok. Kur mu? Onu da piyasa belirler. Sınır neresi? Gökyüzü.

Arda Tunca
(Köyceğiz, 27.01.2015)