Pages

Thursday, January 29, 2015

Dünya Değişti: 25 Yıl Öncesinin Beklentilerine Ne Oldu?

1990'ları duvarların yıkıldığı bir ortamda karşılamıştık. ABD ve Sovyetler Birliği'nin soğuk savaşı bitmişti. II. Dünya Savaşı, küçük bir kıtaya sıkışmış onlarca toplumu perişan etmişti. Aynı şeylerin bir daha yaşanmaması gerekiyordu. Sıcak savaştan sonraki soğuk savaşın da sayılamayacak kadar olumsuz etkileri olmuştu insanlığa. Ama artık, barışın, demokrasinin önü açılmıştı. Sınırların kalktığı bir Dünya artık büyük işbirliklerine hazırdı. Huzur, refah ve daha fazla demokrasi bekliyordu bizleri. Artık ülkelerin değil, koca bir gezegenin insanlığı kucaklayacağı günler yakındı. Thomas More'un Ütopya'sına inanacaktık neredeyse. Ulus devlet kavramı çökecekti. İletişim teknolojilerindeki büyük devrimler tam zamanında devreye girmişti. Internet, müthiş bir iletişim aracıydı. Artık herkes birbirinin ne yaptığını anlık olarak bilebilecekti. Böylelikle, kültürler kaynaşacak, birbirlerine empatiyle yaklaşabileceklerdi. Tarihin sonuna gelinmişti. Küreselleşme, önü alınamayacak bir hızla insanlığa hizmet edecekti artık.

Bir çeyrek asır sonra, şimdi insanlık 1990'ların başlarında yaşadıklarını sorgulama ihtiyacı hissetmeye başladı. Ulus devlet çökecek denirken milliyetçilik hortlamaya başladı. Sıcak savaş olmayacak denirken, sıcak savaş başka bir formatla geri döndü: terörizm. Küreselleşme ile ekonomik entegrasyon artacak denirken AB'nin çöküşünü bile konuşur hale geldi gezegen.

Bir çeyrek asır önce yaşananların heyecanıyla çok mu hızlı gitti acaba insanlık? Mesela AB, sadece bir ticari birlik olarak 28 ülke yerine 12 üye ile sınırlı kalsa 25 yıl öncesinin insanlığa heyecan veren projeleri daha bir hazmedilerek ve kalıcı olabilecek şekilde mi inşa edilebilirdi? AB'nin bu kadar süratle genişlemesi ve bu genişlemeyi yeteri kadar sindirememesi soğuk savaş döneminin bir refleksi miydi acaba? Euro Bölgesi hiç kurulmasa ve birbirinden bu kadar uzak ekonomik yapılar tek bir para politikası ile yönetilmese Avrupa'nın refah artışının durma noktasına gelmesi engellenebilir miydi? 1980'lere hakim olan neoliberal politikalar değil de, sosyal içeriği de gözetilmiş ekonomi politikalarının uygulama alanı bulduğu ve sağlam temellere oturduğu bir havayla 1990'lar karşılansa, ekonomik eşitliğin daha iyi bir noktada olabildiği bir küreselleşeme süreci yaşayabilir miydi bu gezegen? Bu soruları sormama neden olan şüphe, bu soruların hepsine evet cevabı vermeme neden oluyor. Sizlerin cevabını bilemem ama merak da etmiyor değilim.

Küreselleşme, büyük ölçüde teknoloji ve finans ile sınırlı kaldı. Farklı kültürler birbirlerini daha yakından tanıyabildiler belki ama aralarındaki keskin ayrımlar da derinleşti. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF, G7, G20 gibi uluslar ve devletler üstü kuruluşlar ve oluşumlar küresel sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm bulmakta yetersiz kaldı. Çünkü, 25 yıl öncesinden başlayan değişimle Dünya'nın ağırlık merkezi yavaş yavaş doğuya kaymaya başladı. Satınalma gücü paritesine göre Çin'in milli geliri ABD'ninkini geçmiş durumda. Doğuyu kapsayan tek oluşum G20. Fakat, bugüne kadar makam odalarında sıkılan liderlerin biraz oksijen ihtiyacını gidermek amaçlı seyahatlerinin ötesine geçemedi G20 toplantılarının içerikleri ve sonuçları.

Ekonomik açıdan gelir eşitsizliğinin yarattığı sosyal sorunların Hisndistan'da Modi'yi başa getirdiğine tanık olduk. Fransa'da Marine Le Pen'in yükselişini izliyoruz. Japonya'da Abe'nin, Çin'de Xi Jinping'in, Rusya'da Putin'in milliyetçilik kavramı üzerinden iç siyasetlerini farklı frekanslarda götürdüklerini görüyoruz. Daha geçtiğimiz yıl içinde İskoçya bağımsızlığını oyladı. Bağımsızlığa evet diyenlerin oy yüzdesi hiç de azımsanacak gibi değildi. Buna benzer kopma eğilimlerinin başka coğrafyalarda da giderek artan oranda taraftar bulduğunu gözlemlemekteyiz.

Duvarların yıkılmasıyla gelişen süreçteki en büyük ayrışma, batı ile İslam arasında oldu. IŞİD'in ortaya çıkmasının temelleri 11 Eylül saldırılarına kadar dayanıyor. Daha 2 hafta öncenin Charlie Hebdo saldırısını hazmedemedi Dünya. Tabii, ne İslamiyet'in hakim din olduğu ülke liderleri ne de Charlie Hebdo'nun karikatüristleri daha barışçıl bir süreci ortaya çıkaracak yaklaşımlar sunamadılar. Etki-tepki sarmalında kısır bir kavgaya tanıklık ettik. Bu işten küresel boyuttaki en büyük zararı aklı başında, medeni İslam dini mensupları gördü. Hem içinde yaşadıkları farklı dinlerin hakim olduğu toplumlarda, hem de uluslararası seyahatlerinde hiçbir suçları olmadığı halde bu tatsız ve ilkel ortamın bedelini ödeyecekler. Dışlanacaklar, ittirilecekler.

Dünya nüfusu 7.2 milyar. 2060'ta 9.5 milyar olacağı tahmin ediliyor. 1800'lerin sonlarında da büyük bir küreselleşme süreci yaşanmış ve ardından 2 tane Dünya savaşı ve büyük bir iktisadi kriz gelmişti. 25 yıl önce hareketlenen küreselleşme ile beraber mesela Facebook kullanıcılarının sayısı Çin'in nüfusunu geçti bugün. Dünya'daki cep telefonu hattı sayısı 7.2 milyarlık Dünya nüfusunu geçti. Masa üstü ve diz üstü bilgisayarların satış rakamı, tablet bilgisayarların satış rakamının gerisinde kaldı artık. ABD'de, internet üzerinden yapılan reklam harcamaları, televizyon, gazete ve sokaklardaki panolarda yapılan reklam harcamalarını geçti. Yani, iletişim teknolojilerinin sebep olmadığı ama yardımcı olduğu bir küreselleşme olgusuyla karşı karşıya kaldık. İletişim teknolojisindeki devrimin hızı, insanoğlunun kültürel, psikolojik, sosyal, siyasal ve ekonomik uyum hızının çok üstüne çıktı.

Dünya değişti, değişiyor. Ancak, 25 yıl öncesinin beklentilerinden çok uzakta bir haldeyiz bugün. Nicelikte değişim yaşandı ama nitelikte değişim beklentilere paralel olmadı. Görebildiğim kadarıyla, 21. yüzyıl içinde de pek o beklentilere yaklaşamayacak gibi.

Batı, kendi kavramları üzerinden bir Dünya inşa etmişti. Şimdi doğu ve batılı olmayan diğerleri de oyuna dahil oldu. Farklı ekonomik, sosyal ve siyasi yapılar eski kuruluşlar ve oluşumların altına sığmıyor. Ortada büyük bir güç mücadelesi var. Diğer bir ifadeyle, asimetrik bir yönetim var. Yerel demokrasiler ve küresel demokrasi ilerlemiyor. Ekonomiler sıkışmış durumda. Üniversite öğrenciliğim ve mesleki kariyerimin başlangıcı, bu 25 yılın içine denk geldi. Kriz olmayan bir ekonomik koşulda hiç çalışmadım desem abartmış sayılmam.

Sistemleri tartışıyoruz ama bir yerde sorun arıyorsak eğer, sorun bir canlı türü olarak insanın kendisinde. Bir arada yaşayamıyor. Farklılıkları kabul etmiyor, kendi farklılıklarını diğer farklılıkların üzerinde görüyor. Paylaşmıyor. Çok büyük bir servet az sayıdaki insanın elinde birikiyor. ABD'de, bu az sayıdaki insana "gel biraz daha vergi öde de düşük gelirlilere pay edelim" deniyor. Yanaşmıyorlar. Siyasetçiye güven duymadıkları için de olabilir ki o da ayrı bir küresel siyasi sorun.

25 yılda geldiğimiz noktada, fazla sabırsız, fazla "homo economicus" ve giderek daha fazla tahrip edici oldu insanoğlu. Küresel ısınma, bu tahribatın en tehlikeli ve somut olanı oldu. İnsanlık, sorunu çözmek için alternatifler arıyor ama geç kaldı. Sorunu kendi başına çözemezse, doğa zaten kendi işini biliyor.

Türkiye'den söz etmeyi unutuyordum az daha. Dünya haritasını alın. Kızıldeniz'e doğru uzanın. Kızıldeniz boyunca, arada bir kara parçası var. Kızıldeniz'den Basra Körfezi'ne doğru bir ilerleyin. Biraz kuzeye de çıkabilirsiniz. Biz oraların lideri olmaya çalışıyoruz işte. Her medeniyet geçmişinden güç alır. Bazısı biliminden, sanatından, müziğinden, edebiyatçılarından, bazısı da büyük askeri gücünden. Tarih, hangi tarafın kazandığına tanıklık etti acaba bugüne kadar?

Tarih tekerrürden ibaret. Dönemler, süreçler, galibiyetler, mağlubiyetler, yıkımlar, yeniden yapılanmalar, v.s. bir insanın ömründen çok daha uzaklara taşıyor. İnsan ise, her yeni doğanla sil baştan öğreniyor bu kahrolası ve aynı zamanda yaşanası Dünya'yı.

Not: 22 yaşında iken yazmışım şimdi paylaşacağım diğer bir yazıyı. Yine medeniyetlere bir göz atmışım o zaman. Sözünü ettiğim 25 yıllık süreç henüz başlamış o tarihlerde. Demek ki, bir kıpırdanma hissetmişim ve neler olduğuna dair geçmişe bakmak gereği duymuşum. İlginç oluyor insanın gençliğinde neler düşündüğünü hatırlaması. Yani, henüz olgunlaşmamışken, çocukken, gençken, çok daha az tecrübeliyken düşündüklerini gözden geçirmesi: http://ardatunca.blogspot.com.tr/2010/03/uygarlgn-celiski-dolu-yollar.html

Arda Tunca
(Köyceğiz, 29.01.2015)