Pages

Friday, January 23, 2015

7.75'likler: Endonezya Örneği

Filipinli bir arkadaşımla sohbet ediyordum bir gün. "Sizin ülkenizde kaç tane ada var" diye bir soru sordum. "Duruma bağlı" gibi garip bir cevap aldım. "Ne demek duruma bağlı" diye tebessüm ederek yeni bir soru sormak zorunda kaldım. "Gelgit olaylarının yaşandığı döneme göre değişiyor" dedi. Bu defa, ikimiz de gülerek bu ada sayısı meselesini konuşmaya devam ettik.

Dünya, duvarların yıkıldığı, komünist bloğun çöktüğü 1989 yılından bu yana çok büyük değişimler yaşadı. Uluslararası ilişkilerin şekli değişti. Ekonomiler farklı ve o güne kadar hiç alışmadıkları üretim ve finansman yapılarıyla karşılaştılar. Aradan 25 yıl geçti. Bugün karşımızda çok başka bir Dünya gezegeni var. Bu değişimi başka bir yazıda ele alacağım.

25 sene önce ortaya çıkan radikal değişimlerin hemen arkasından, 1997'de Asya Krizi yaşandı. Bu krizin önemli ölçüde etkilediği ülkelerden biri Endonezya oldu. Endonezya'yı özel bir yazı ile ele almamın sebebi, Türkiye gibi kırılgan beşli olarak adlandırılan ülkeler içinde yer alması. Ülkenin gündemindeki konuları aşağıda sıralayacağım. Türkiye'ninkilerle benzerlikleri var. Siyasi ve ekonomik yapı itibariyle iki ülkenin çok büyük benzerlikleri yok ama gelişmekte olan ülke konumunda olmaları nedeniyle gündemleri birbirine yakın. Ben de bu gündem yakınlığına gelişmekte olan ülkeler cephesinden bakarak bir örnek vermek istedim.

Endonezya önemli. Satın alma gücü paritesi itibariyle Dünya'nın en büyük 10. ekonomisi. 256 milyonluk büyük bir nüfusu var. Dünya'nın en büyük müslüman nüfusuna sahip ülkesi. Bu açıdan, Türkiye gibi demokrasi ve İslam'ın bir arada olabileceğini ispatlamak derdinde. Hele ki, islamofobinin yükselişte olduğu bir dönemde.

Endonezya'nın Ekim 2014'te göreve gelen yeni bir başkanı var: Joko Widodo. Kısaca Jokowi olarak anılıyor. 1997'deki Asya Krizi, 31 yıl iktidarda kalan Suharto'yu istifa ettirmişti. Endonezya'da, üst düzey kamu görevlerinde ve ülke yönetiminden sorumlu makamlarda yakın akrabalık ve arkadaşlık ilişkileri geçerli. Asya Krizi'nin önemli sebeplerinden birisi de ekonomik düzenin bu yakın ilişkilere bağlı olarak idare edilmesiydi. Yani, sosyal, kültürel ve yönetsel bir hastalık Asya'nın gelişmekte olan ülkelerinden kaynaklanan bir krizin önemli nedenlerinden biri olmuştu. Jokowi, bu ilişkilerin dışından gelen bir başkan. Seçimlerdeki rakibi Suharto'nun damadı Subianto idi.

Jokowi, Jakarta'nın eski valisi. Görevde olduğu sürede şehrin kamu hizmetlerini bilgisayar sistemleri üzerinden duyurulur hale getirmiş ve şeffaflık ve hesap verilebilirlik kavramlarında halka yeni bir bakış açısı kazandırmış. Başkanlık seçimlerinde, birbiriyle arkadaş, akraba olan eski yöneticilerden farklı olduğunu ve demokrasiyi geliştirmek adına çok önemli özellikleri olduğunu anlatmış. Jakarta'da yaptıklarını da örnek olarak göstermiş. Kandırılmayacak olduğunu, önemsendiğini hisseden halk, bir orman mühendisi olan ve vali olmadan önce mobilya ihracatı işi yapan Jokowi'yi göreve getirmiş.

Endonezya, 1967'de kurulan ASEAN (Association of South-East Asian Nations) üyelerinden en büyüğü. ASEAN, içinde budist, müslüman ve hıristiyan çoğunluklu nüfuslara sahip ülkeleri, bir komünist diktatörlüğü, demokrasileri, bir İslami sultanlığını ve bir de askeri cunta yönetimini barındıran yapısıyla verimli bir ekonomik yapı sunmuyor. 10 tane üyenin milli gelir toplamı $2.8 trilyon. Bunun $990 milyarı Endonezya'dan geliyor. ASEAN üyelerinin toplam nüfusu ise 630 milyon. ASEAN'da kişi başına yıllık gelir $4.370. Sadece bir büyüklük kıyaslaması için 28 üyeli AB'nin milli gelir toplamının $18.2 trilyon, nüfusunun 510 milyon ve kişi başına gelirin de $35.620 olduğunu belirtelim.

Endonezya, G20'nin de bir üyesi. Yani, işine yarayan herhangi bir birliğin ya da uluslararası bir ekonomik kuruluşun üyesi değil. Aslında, küresel siyasi ve ekonomik düzeni daha fazla refah, daha fazla demokrasi, daha barış dolu ilişkiler kurmak yönünde geliştirecek bir organizasyon kalmadı yeni küresel düzende. Bu açıdan bakacak olursak, işe yarayan uluslararası bir siyasi ya da ekonomik kuruluşun var olduğunu hiç düşünmüyorum. Bilinen eski kuruluşların misyonlarını çok daha geniş coğrafyaları kavrayıcı bir şekilde yenilemeleri gerekiyor.

Dünya'da bir büyüyememe sorunu var. Endonezya da bu durumdan kendine düşen payı almış. 2010-2012 arasında yılda ortalama %6.3 büyüyen ekonomi 2013'te %5.8 büyümüş ve 2014 için ise büyük ihtimalle %5.2'lik bir büyüme verisi açıklayacak. Endonezya'nın doğal kaynaklarının ihracatı toplam ihracatının %60'ından büyük bir yer tutuyor. Çin ve Avrupa yavaşlayınca Endonezya'nın ihracat kaynaklı gelirleri düşüyor ve bu durum milli gelirine de düşüş olarak yansıyor.

Endonezya'nın 2014 yılı enflasyon oranı Aralık 2014 itibariyle yıllık %8.4 olarak gerçekleşmiş. Türkiye'nin enflasyonu %8.2 düzeyinde. Endonezya'nın faiz oranı %7.75'te. Hindistan ve Türkiye'de de politika faizi %7.75. Endonezya'nın işsizlik oranı ise %5.9. Türkiye'nin işsizliği ise %10.4.

Endonezya'nın cari açığının milli gelire oranı %2.8. Bu oran, $24 milyarlık bir rakamı ifade ediyor. Hindistan'ın cari açığının milli gelire oranı %2. Diğer bir ifadeyle, $23.4 milyar. Türkiye için veriler ise %5.4 ve $47.1 milyar.

Yukarıdaki veriler çerçevesinde, TCMB'nin politika faizini örneğin %4'e indirmesiyle Türkiye'nin uluslararası sermaye için cazibesi ne olurdu? Cevabı okuyucuya bırakıyorum.

Demokrasi, ülkelerin refahını artırıyor ama gelir adaletsizliğine çare değil. Dünya kamuoyunda demokrasinin son 25 yılda ilerleme kaydettiği ama gelir dağılımının düzelmediği yönünde bir kanı var. Tespit doğru ama beklenti yanlış. Endonezya da bu yanlış kanının tuzağına düşmüş. Asya Krizi sırasında sona eren Suharto saltanatı sonrasında uygulanan "reformasi" ile  gelir eşitsizliğinin ortadan kaldıracağı düşünülmüş.

Endonezya, finansal kaynak bolluğunun azalmakta olduğu, Çin'in ve Avrupa'nın büyüme sorunu yaşadığı bir dönemde ihracat pazarlarını çeşitlendirmeye gidiyor. Doğal kaynak ihracatına aşırı bağımlılığın ileride bedelini ödemek istemiyor çünkü. Ayrıca, katma değeri yüksek üretime yönelmek gibi bir amacı var. Bu nedenle, altyapı, üretim ve araştırma-geliştirme harcamalarının yeniden ele alınması gerekiyor. Bu noktada, insan sermayesinin geliştirilmesi özellikle büyük önem arz ediyor. Endonezya'nın nüfusunun %50'si 30 yaş altındaki genç bir kesimden meydana geliyor. Gelecekteki rekabet koşullarına adapte olunabilmesi için bu genç nüfusun nitelikli eğitimle donatılması gerekiyor. Endonezya'nın kamu kesimine bağlı eğitim sistemine harcadığı paranın milli gelire oranı %3.6 gibi düşük bir düzeyde.

Endonezya'nın önemli sorunlarından biri, ahbap çavuş ekonomisi alışkanlıklarından kaynaklanan yolsuzluk. Bürokratik engeller de işin içine girince yatırım yapılması zor bir ülke manzarası çıkıyor ortaya. Yani, yolsuzluk ve bürokrasinin yarattığı bir verimsizlik söz konusu.

Jokowi'nin politik olarak zorlanacağı önemli bir konu var: yılda $22.5 milyara ulaşan akaryakıt sübvansiyonları. Halk, bu sübvansiyonlara öylesine alışmış durumda ki, geri çekmek politik olarak zor. Aslında, petrol fiyatlarının $115'ten $50'a gerilediği ortam bu sübvansiyonları kesmek için bir politikacıya gereken desteği ve fırsatı veriyor. Bütçede büyük bir enerji yükü söz konusu.

Endonezya, 615 kilometrelik Trans-Java yolunun yapımını önemli bir altyapı çalışması olarak görüyor. Ayrıca, limanların hem fiziki koşullarının hem de gümrük mevzuatının düzeltilmesi lazım ki gemilerin mal yükleme ve boşaltma süreleri kısalarak ülkenin uluslararası ticaretine verimli bir düzen getirilsin. Zira, Endonezya limanlarına demirleyen gemilerin ortalama mal yükleme ve boşaltma süreleri 2010'da 4.8 gün iken, 2014'te 6 güne çıkmış.

Jikowi, ülkenin mental bir devrimden geçmesi gerektiğini söylüyor. Reform, üretim, insan kaynağı kalitesi, katma değeri yüksek ihracat, alt yapı, cari açık, %7.75'lik faiz, yolsuzluk, şeffaflık, hesap verilebilirlik, İslam ve demokrasi gibi kavramlar çerçevesinde yukarıdaki özet biraz tanıdık geliyor mu?

Arda Tunca
(İstanbul, 23.01.2015)