Pages

Monday, December 29, 2014

2014'e Veda Ederken

2015 yılına ilişkin beklentilerimi, geçtiğimiz günlerde bir yazıyla paylaştım. O yazıda, varsayımlarıma dayanan herhangi bir kur, faiz, büyüme oranı, enflasyon, petrol fiyatı gibi rakamsal tahminlerde bulunmadım. O yazıdaki varsayımları temel alarak, 2015 sonundaki USD/TL kurunu 2.50, yıllık ortalama enflasyonu %7, Türkiye'nin yıllık büyüme oranını %3, gösterge faiz ortalamasını %9 ve Brent petrolün yıllık ortalamasını $70 olarak öngörüyorum. Gelişmeler, ekonomik ve politik olaylar varsayımlarımın dışına çıkarsa tahminleri revize etmem şart olacak.

2014 yılına Türkiye çok sert bir siyasi ortamda girdi. 17 ve 25 Aralık adı verilen siyasi süreç, paralel yapı iddia ve çarpışmaları altında 30 Aralık yerel seçimlerine doğru yol aldı ülke. Bu süreçte, yabancı sermayenin Türkiye'nin siyasi atmosferinden tedirgin olmasıyla çıkış yaptığına tanıklık ettik. Kurda ve faizde büyük dalgalanmalar gördük. TCMB, bu sürece sadece döviz cephesinde müdahale ederek dahil oldu ama yönettiği para birimi olan TL üzerinden hiç müdahalede bulunmadı. Ancak, piyasa koşullarına dayanamayarak, 28 Ocak tarihinde olağanüstü bir PPK toplantısıyla politika faizini 6.5 yüzde puan gibi sert bir artırımla %10'a çekti. TCMB, müdahalede çok geç kalmıştı ve iktisat teorisinde imkansız üçleme adı verilen kuralı yıkmaya çalışan bir tutum içindeydi. Nitekim yıkamadı.

28 Ocak müdahalesiyle piyasadaki ateş düştü ama TCMB, kurun tırmanışının durdurulamadığı günlerden birinde $3.8 milyarlık bir müdahale ile tarihinin en büyük döviz müdahalesinde bulunmuştu. Bu müdahale de hiç işe yaramamıştı. Kurdaki yükselişin önü alınamıyordu. Üstelik, kur üzerinden müdahale, piyasada oluşturduğu beklenti nedeniyle döviz talebini azdırıyordu. 28 Ocak toplantısı, işte böyle bir ortamda geldi ve gelmek zorundaydı.

22 Mayıs 2013 günü, Fed'in o günlerdeki başkanı Bernanke'den hiç beklenmeyen bir açıklama geldi. Fed'in o dönemde uygulamakta olduğu $85 milyarlık tahvil alım programının Haziran 2014'e kadar bitirilebileceği dile getirildi. Nitekim, tahvil alım programının aylık $10'ar milyarlık dilimler halinde azaltılmasına yönelik uygulama, 2014'ün başında göreve gelen Yellen'a kaldı ve program Ekim 2014 itibariyle son buldu. Ancak, bu defa faiz artırımı ile başlayacak ekonominin normalleşme sürecinin başlangıcı üzerine yapılan spekülasyonlar piyasaları etki alanına almaya başladı. Özellikle Haziran ayı sonrasında, yine Fed'in her açıklamasının dikkatle dinlendiği yeni bir süreç başladı. Fed, artık Dünya'nın merkez bankası gibiydi.

Mart ayı itibariyle Rusya'nın Ukrayna'da yarattığı kriz ve Ağustos itibariyle IŞİD'in birkaç saat içinde Irak'ın kuzey bölgelerini işgal etmesiyle hem soğuk savaşa geri dönüldü, hem de ABD askeri güçleri Irak'a geri döndü. Bugünlerde IŞİD'i çok ilginç bir şekilde fazla konuşmaz olduk ama sonbahara girerken "artan jeopolitik riskler" başlığı altında IŞİD'i epeyce konuştuk.

Rusya, batının uyguladığı yaptırımlarla krize girdi. Sonbaharın başlangıcında Türk piyasalarında pozitif bir ayrışma gördük. Bu arada TCMB, sakinleşen havadan faydalanarak politika faizini %10'dan %8.25'e kadar çekti. Fakat, büyümeye ilaç olamadı. Hükümetin sürekli eleştirilerine maruz kaldı. TCMB, para politikasına ilişkin zaman zaman ortaya koyduğumuz eleştirilere rağmen faizi düşürmemekte haklıydı.

2014'ün sonlarına doğru, Rusya'nın içine girdiği krizin gelişen ülkelerde yarattığı olumsuz etkilerle uluslararası sermayenin Türkiye'ye yönelişinde zayıflama belitrileri ortaya çıktı. Fed'in faiz kararının giderek yoğunlaşan bir gündem işgaliyle piyasa fiyatlamalarına dahil olmasıyla beraber bu zayıflamanın şiddetinin arttığını göreceğiz önümüzdeki dönemlerde.

Yılın sürprizi petrol fiyatıydı. Ortada bir arz bolluğu ve zayıflayan küresel büyüme performansı nedeniyle talep yetersizliği söz konusu. Jeopolitik unsurların da etkisiyle petrol fiyatının küresel büyümeye katkı yaptığını göreceğiz ama özellikle Avrupa ve Japonya tutarsız ekonomi politikalarında ısrarcı olurlarsa, bu avantajdan sınırlı bir ölçüde yararlanırlar. Dolayısıyla, Türkiye de dolaylı olarak sınırlı ölçüde yararlanır. Türkiye için en önemli ihracat piyasasının toparlayamadığı bir ortam, Türkiye'nin ihracat tarafından büyümesinin önündeki en ciddi engel olarak ortada duruyor.

İktisadi analizde varsayımı olmayan tahminlere yer yoktur. Varsayımlara uyumsuz gelişmeler, tahminlerin revize edilmesini gerekli kılar. İktisat kör bir bilim. Geleceği göremiyor. Ayrıca, ekonometrik çalışmalar da ortaya koyuyor ki uzun vade için tahmin yapabilmek kısa vade için tahmin yapabilmeye göre daha elverişli şartlar sunuyor. Zira, uzun vade trend demek. Kısa vade ise beklenmeyenlerin aniden ortaya çıkması ve yok olması gibi trendi değiştirmeyecek gelişmeleri de içeriyor. Ancak, kısa vadede gerçekleşen bazı beklenmeyenler trendi alt üst edebiliyor aynı zamanda.

2001'de, Dünya Ticaret Merkezi'ne saldırı olacağını, 2011'de Japonya'da büyük bir deprem ve ardından tsunami yaşanacağını, 2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesiyle sonuçlanacak bir sürecin ortaya çıkabileceğini kim öngörebildi ya da öngörebilirdi? Bu örnekler, çok uç noktalardaki gelişmeleri temsil ediyor. Diğer bir deyişle, olağanüstü koşullar içeren örnekler kuşkusuz. Fakat, çok daha düşük şiddetli olağanüstülükler de ekonomi üzerinde beklenmeyen etkiler yaratabiliyor. Dolayısıyla, beklenmeyen etkilerin beklenen etkilere göre hangi ekonomik değişken üzerinde ne kadarlık bir sapmaya yol açtığını ölçebilmek için bir varsayım bütünü içinde hem makro ekonomik, hem de şirket iş planları ve bütçeleriyle şekillenen mikro ekonomik tahminleri yapmamız gerekiyor. Gerekiyor ki, hangi noktaya neden ve nasıl geldiğimizi anlayalım. Planların dayandığı varsayımlar tutmasa bile plan yapmak zorundayız.

2015'e neredeyse saatler kala, 2015'e dair yorumlar yapılıyor. Kur, enflasyon, emtia fiyatları, v.b. değişkenler için 2015 ortalamaları ve 2015 sonu üzerine çok sayıda tahmin ileri sürülüyor. Bu tahminlerin içinde, varsayımları disiplinli bir planla ortaya konulmuş ve kendi içinde ekonomi bilimi çerçevesinde tutarlı olanlarına, varsayımlarına katılmasam dahi diyeceğim yok. Saygı duyuyorum. Bir de, "2014'ün başında kur için 2.30 demişti ve tutturdu" diye adeta tombala oynama mantığı ile karşılıklı tahmin yarıştıranlar var ki, bu kişilerin analizlerine analiz demek mümkün değil. Ortada ne bir varsayım var, ne de bir ekonominin kurallarını doğru kullanma mantığı var. Buna ancak içgüdüsel iktisat ya da boş atıp dolu tutturma ekonomisi diyebiliriz.

Tahmin yapmak konusunda bir de kurnaz iktisat gibi yeni bir dal yaratma çabasında olanlar var. Onlar da, mesela enflasyon için "%6 ila %10 arasında ve orta noktası %8 olan" gibi bir tahminde bulunuyorlar ki tahminlerinin tutmaması imkansız. Verdikleri aralıkta her tahmin tutabilir. İktisadın bu alt dalı da yeni türedi. Neşriyat çok geniş. İyi takip edip öğrenmekte fayda var. Krugman, Phelps, Schiller'in falan dahi haberi yok bu yeni gelişen daldan. Bu akım, Türkiye'deki müslümanlar arasında bulundu ilk kez. Fazla duyurmamakta fayda var. Hemen çalıverirler fikirlerimizi yoksa. İspatı güç oluyor sonra.

Herkese iyi yıllar. Yılsonu, yılbaşı konusu fazla hoşuma gitmiyor. Temenniden çok olana bitene bakarım. Temenni ile bir şey olsa, Dünya bu halde olmazdı bugün. Sadece sağlık ve mutluluk dileyebilirim ki zaten bu iki şeyi her an dilemeliyiz. Zira, daha önemlisi yok.

Arda Tunca
(İstanbul, 29.12.2014)