Pages

Thursday, November 6, 2014

Yapısal Dönüşüm mü, Yeni Düzenleme mi?

Bugün, uzun bir zaman sonra ilk defa hükümet düzeyinde, sanayi ile ilgili düzenlemeler içeren bir basın toplantısına tanıklık ettik. Böyle bir gündemin ortaya çıkmış olması önemli ve sevindiricidir. Türkiye, 2001 krizi sonrasında özellikle bankacılık sektörü ağırlıklı düzenlemelerle finans piyasalarında önemli değişiklikler ve düzenlemeler yapmıştı. Ancak, finans piyasalarının sağlıklı olarak işlemesini sağlayacak reel sektörün gelişimini hiçbir şekilde gündeme almamıştı. Bu ihmalin sonucunda, sanayimiz çöktü ve ekonomimiz yapısal olarak kısır bir döngünün içine girdi ve tıkandı.

Türkiye ekonomisindeki tıkanma ile beraber ülke orta gelir tuzağına düştü. Türkiye, kendi yarattığı kaynaklarla büyümek yerine ancak dış tasarruflarla belli bir büyüme oranının üzerine çıkabilen bir ülke haline geldi. Ama yazılarıyla, ama televizyon programlarıyla Türkiye'nin bazı ekonomistleri yapısal bir dönüşümün büyük bir ihtiyaç olduğunu dile getirdiler. Hükümet içinde de özellikle Babacan'ın kaliteli büyüme ile ilgili ihtiyaçları dile getiren konuşmalarını dinledik. 6 Kasım tarihi itibariyle, yapısal bir dönüşümü başlatacağı düşünülen bir programın ilk bölümünü dinledik.

Yapısal değişiklikler öngören paketin 25 ana başlığının 9 tanesini öğrendik bugün. 8 maddeden oluşacak ikinci bir paket makro ekonomik değişimleri içerecek, diğer 8 maddelik paket ise insan sermayesine yönelik düzenlemeleri ele alacak.

Başbakan Davutoğlu, akademisyen kökenli olmasının getirdiği analitik bir yaklaşımla, 25 maddelik eylem planının temelini oluşturacak felsefi nitelemeye ilişkin prensipleri ortaya koydu. Buna göre, siyasi istikrarın, insan kaynağının artan kalitesinin, üretim teknolojilerinde gelişmelerin, birbiriyle bütüncül bir yapı içinde çalışacak finansal ve reel kesimlerin varlığının ve Türkiye ekonomisinin küresel ekonomiye artan entegrasyonun destekleyeceği bir plan şeffaflık, izlenebilirlik ve hesap verilebilirlik ilkeleriyle uygulamaya konulacak. Kısa dönemli noktasal müdahalelerle uzun dönemli hedeflere ulaşılması sağlanacak.

Eylem planıyla ilgili olarak, buraya kadar anlattığım prensiplerle mutabıkım. Ancak, planın detaylarını ve kalan 16 maddeyi görmeden resmin tamamını değerlendirebilmek mümkün olamayacak. Mecburen, bize sunulan kadarına yorum yapabileceğiz. Açıklanan plana ilişkin yasal düzenlemeleri çok yakından takip etmemiz gerekecek. Zira, planın yapısal değişim içeren yönlerini ve sadece bir yeniden düzenleme ifade eden yönlerini başka türlü anlayamayacağız. Kişisel beklentim, ortaya hedef koyan planların altındaki düzenlemelerin yapısal değişim niteliği ortaya koyması. İzleyeceğiz, takip edeceğiz, okuyacağız ve değerlendireceğiz.

Plan, 2018'e kadar olan süreci içeriyor. 2018'de, $1.3 trilyon büyüklüğünde olan, cari açığının milli gerlire oranı %5.2'ye düşmüş ve işsizliği %7'ye gerilemiş bir Türkiye ekonomisi manzarası öngörülüyor. Planı değerlendirmek üzere Gökay Otyam ve Prof. Dr. Murat Ferman ile NTV'nin stüdyosunda iken milli gelir hedefine takıldım. Cep telefonumun hesap makinası ile basit bir hesaplama yaptım. Dolar bazında yılda ortalama %15 oranında büyümemiz halinde $1.3 trilyon seviyesine ulaşabileceğiz. Dolar bazında yılda ortalama %15 büyümek, USD/TL kurunun aşağı yönlü baskılanması ya da hiçbir ekonomide görülmeyecek bir rekor büyüme oranının kaydedilmesi anlamına geliyor. Bu, nasıl mümkün olacak? Bu noktaya takıldım.

Gelelim, 9 maddelik plana. İlk madde, üretimde ithalata bağımlılığın azaltılmasını hedefliyor. Başlı başına devasa bir konu. Her ne kadar bir basın toplantısıyla sektör bazında detayların açıklanmasını beklemek gerçekçi değilse de, basın toplantısında yapılan açıklamalarla hedefin doğru olduğunu söylemek mümkün ama yöntemlere ilişkin detayları görmeden bir kanı oluşturabilmek mümkün değil. İhracatın ithalatı karşılama oranının 2018'de %70 olması hedefleniyor. Bu hedefe ulaşmanın stratejik alt kırılımı nasıl olacak? Şu anda bilmiyoruz.

Öncelikli teknoloji alanlarında ticarileşme programıyla ürün ve marka üretimine hız verilecek. Kamu alımlarıyla teknoloji geliştirilmesine öncülük edilecek. Yerli kaynaklarla enerji üretimi 2018'de %35 oranına ulaşacak. Enerji verimliliği sağlanacak. Tarımda su kullanımına yönelik etkinleştirme programları hayata geçirilecek. Sağlıkta 2018'de cihazlarda yerli payı %20, ilaçta ise %60 olacak. Sağlık turizmi ile bu alandaki gelir yılda $9 milyara ulaşacak. Taşımacılıktan lojistiğe dönüşüm gerçekleştirilecek.

Başlıkların hepsi çok güzel. Bu 9 başlığın altı, yapı değiştirici nitelikli yasalarla ve sıkı denetim esaslarıyla doldurulmalı. Örneğin, 2016'ya geldiğimizde sadece bu planlar için harcadığımız paraları anlatan siyasi söylemler duymamalı, niteliksel dönüşümü görebiliyor olmalıyız. İnsan sermayemiz niteliksel açıdan bugün dökülüyor. Eğitimde, sadece açılan okul sayısından, yapılan bina sayısından söz edecek olursak, insan sermayesinin verimini sorgularız. Bu nedenle, "niteliğin denetimi" çok önemli. Bu planların uygulayıcılarının performansının değerlendirilmesi çok önemli.

Planın açıklanması ve bir planın uygulanacağını görmek çok olumlu. Ancak, Türkiye'deki şirketlerin kurumsal yapısına çok önemli katkılar yapacağını düşündüğüm yeni Türk Ticaret Kanunu'nun başına gelenleri hatırlayınca, Türkiye'deki firma organizasyonlarının halini düşününce, şirket patronlarının şirketlerine bakış açısını değerlendirince, Soma ve Ermenek'i gözlerimde calandırınca izleme ve denetimin doğru regülasyonlar çerçevesinde kimseye nefes aldırmadan yapılmasının gerekliliğini özellikle vurgulamak istiyorum.

Çok geç kaldığımız, çok uzun zamandır beklediğimiz bir plan var ortada. Şimdi bunları konuşma, tartışma ve çok çalışma zamanı. Başarırsak, daha anlamlı konu başlıklarını tartışıyor olacağız. Bu tip yeniliklerin ihtiyacı karşılaması halinde uzun vadede artan oranda katkıları söz konusudur. Ama, regülasyonlar doğruysa ve nitelik arttırıcı özelliği ağır basarsa.

Bugünkü basın toplantısının soru-cevap bölümünü izlerken, basın mensuplarının sordukları soruların sığlığı karşısında Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarıyla ilgili olarak hiçbir şey anlamamış olduklarını tespit ettim. Hukuk, özgürlük, demokrasi, kuvvetler ayrılığı gibi kavramlar da var bu işin içinde. Basın mensuplarının çizdiği görüntü, insan kaynağı kalitesi ve basın özgürlüğünün reel ekonomideki yapısal dönüşümle ilişkilerini de sorgulamama neden oldu.

Arda Tunca
(İstanbul, 06.11.2014)