Pages

Friday, November 28, 2014

Petrol Fiyatı Ekseninde Olası Faiz Politikası

Uzun zamandır, bu kadar kritik öneme sahip bir OPEC toplantısını takip etmek durumunda kalmamıştık. Suriye ve Irak'taki terör, Rusya'nın Ukrayna'daki hegemonyası ve batı ile restleşmesi uluslararası politikadan en çok etkilenme potansiyeline sahip emtia olan petrolün fiyatı üzerinde önemli etkiler yaptı. Brent petrolün varil fiyatı son derece sert bir çakılma yaşadı ve $110 civarından $85 civarına indi.

27 Kasım tarihli OPEC toplantısına ilişkin sorulan soru, petrolün arzında herhangi bir kısıntı yapılıp yapılmayacağı yönünde idi. Karar çıktı ve herhangi bir kısıntı olmadı. Karar sonrasında, kısıntı olabileceği yönündeki petrol pozisyonlarının bozulmasıyla fiyat $72 seviyelerine indi.

Biliyoruz ki, petrol fiyatının düşüşü şiddetle büyüme trendine girme ihtiyacındaki küresel ekonomi için olumlu bir durum. Petrol fiyatının bu düşüşünde ve önümüzdeki günlerde daha da düşmesi durumunda kısa vadede olumlu ekonomik gelişmeler ortaya çıkacaktır. Ancak, petrol fiyatını analiz ederken, petrol fiyatının ekonomiler üzerindeki etkilerini vade analiziyle anlamaya çalışmak daha doğru analiz sonuçları verecektir. Zira, kısa vadedeki olumlu durumun orta ve uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabilmesi mümkündür. Bu olumsuz durumun ağırlıklı nedeni uluslararası politikadaki ve petrole aşırı derecede bağımlı ülkelerdeki iç siyasi dengesizlikler olacaktır.

OPEC'in aldığı petrol arzını günlük olarak 30 milyon varilde tutma kararı büyük ölçüde Suudi Arabistan'ın arz kısıntısına gidilmesi konusunda ikna edilememesinden kaynaklandı. Suudi Arabistan, günlük 9.2 milyon varillik üretimiyle OPEC içinde çok önemli bir konumda. ABD'nin Suudi Arabistan ile ittifakı neticesinde arz kısıntısı gerçekleşmedi. Amaç, Rusya'yı ve İran'ı ekonomik olarak boğmak. Nitekim, her iki ülke de ekonomik olarak zor durumda. İran, bir ambargo ile karşı karşıya. Rusya ise ABD ve Avrupa sermaye piyasalarına giremiyor. Batının uyguladığı yaptırımlar söz konusu zira.

Soğuk savaş döneminde izlediğimiz uluslararası ilişkiler ile karşılaştırdığımızda, orta şiddetli bir soğuk savaş havasına geri dönmüş olduğumuzu ifade etmek mümkün. Bu orta şiddetin yoğunlaşması, örneğin Rusya'nın Avrupa'ya arz ettiği gaz miktarını düşürmesiyle mümkün olabilir. Yani, şiddetlenen bir soğuk savaş havası hem uluslararası politikada, hem de ekonomide çok önemli hasarlar yaratır. Ayrıca, siyasi olarak istikrarsızlaşma eğilimi güçlü olan petrol üreten ülkelerin düşük petrol fiyatı nedeniyle istikrarsızlaşan ekonomileri iç siyasi çekişmelerin kaynağı haline gelebilir. Böyle bir durum, petrolün arzı üzerinde kuşkular yaratacağı için petrol fiyatının çok ani olarak yükselmesi gibi bir sonuç doğurabilir.

Kısa dönemde olumlu sonuçları olacak olan petrol fiyatı düşüşü, orta ve uzun vadede siyasi istikrarsızlıkların tetiklediği ani bir yükselişin sebebi olabilir. Kısa vadede, Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerinde petrol fiyatının düşüşü nedeniyle olumlu etkiler göreceğiz. Türkiye'nin cari açığı hemen hemen sadece petrol ithalatından kaynaklanan bir düzeye gelmiş durumda.

Düşen petrol fiyatı nedeniyle Türkiye'nin kısa vadeli uluslararası sermayeyi cezbetme ihtiyacı düşecektir. Aynı zamanda enflasyon da düşeceği ve Fed'in olası faiz artırımı adımının 2015'in ilk çeyreğinde gelmeyeceği varsayımıyla TCMB'nin 0,25-0,50 puan aralığında bir faiz indirimine yeri olabileceğini düşünüyorum. Ancak bu indirimin mutlaka yeni yıla bırakılması gerektiği kanısındayım.

Politika faizi %8.25 iken, gösterge faiz zaten bugünlerde %7.6 seviyelerine gerilemiş durumda. Yani, piyasada faiz bir hayli geriledi. TCMB, fırsatı varken düşük oranlı bir faiz indirimine giderek 2015'in büyüme oranı hedefine katkıda bulunabilir. Ancak unutmayalım, yeni yılla beraber petrol fiyatlarının düşük kalması, enflasyonda gerileme görülmesi ve cari açığın şişirilmemesi şartıyla. Zira, Fed'in faiz artırımına ilişkin spekülasyonların yoğunlaşması bile piyasaları yüksek frekanslı bir dalgalanmaya götürebilir. Böyle bir durum, 2015 içinde bir yerlerde faizin artması gerekliliğini de beraberinde getirebilir.

TCMB'nin bu hafta yayımladığı finansal istikrar raporundan anlaşılacağı üzere, önümüzdeki dönemde faizden çok munzam karşılıklar gündemde olacak. Ancak, faiz konusu yine de masaya gelebilir. Bunu, hükümet baskısı ekseninde söylemiyorum. Objektif ve bilimsel bir tartışma yürütüldüğü sürece, faizin indirilmesi de, artırılması da bir ekonomik gereklilik başlığı altında tartışılabilir. Diğer unsurları sadece bir realite ve gelişme olarak izliyorum. Zira, içinde bulunduğumuz koşullar hükümetin bir bölümünün arzu ettiği yüksek puanlı bir faiz indirimini haklı çıkarmıyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 28.11.2014)