Pages

Thursday, September 11, 2014

Yaşlanıyoruz

Öteden beri, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusu ne zaman gündeme gelse genç nüfusumuzun Avrupa ekonomisine dinamizm getireceğinden söz edilir. Bu iddia, nesilden nesile aktarılabilecek kadar uzun süren, sürecek olan ve başarısızlıkla sonlanacak olan Avrupa maceramızda geçerliliğini yitirebilecek bir noktaya varmak üzere. Ayrıca, başarısızlık konusunu da belki de ayrıca ele almak lazım. Çünkü, Türkiye'nin dış politikasında AB üyeliğinin samimi bir istek olduğunu hiçbir zaman düşünmedim.

9 Eylül günü Bloomberg HT'nin Günden Kalanlar programında Aslı Şafak ile Türkiye'de emeklilerin gelirlerinin %30'unu konut ve kira harcamalarına ayırdıklarına dair bir haberi konuştuk. Aslı Şafak, çok haklı olarak bu konunun her gün konuşulması gerektiğine parmak bastı. Sosyal sınıfların gelir bölüşümündeki payları döviz kuru, faiz, borsa endeksi gibi her gün değişikliğe uğramıyor ve bu nedenle her gün haber olmuyor ama ekonomi adını verdiğimiz olgu insanların refahını arttırmak amacını içinde barındırmıyor mu?

Adam Smith'in homo economicus kavramının odağında ekonomik çıkarlarını gözeten bir insan figürü vardır. Dolayısıyla, insan faktörünü ve insanın sosyal boyutunu irdelemeyen, gündemde tutmayan bir ekonomik yorum anlayışı gün gelir çöker. Krizlerin nedenlerinin önemli bir bölümü bu çıkarsamayı yeteri kadar ispat ediyor zaten.

Birleşmiş Milletler'in tanımlamalarına göre, 65 ve üzerindeki yaşta olan nüfus yaşlı olarak adlandırılıyor. Bir ülkenin toplam nüfusu içinde 65 ve üzerindeki yaşta olanların oranı %8 ila %10 arasında ise, o ülke nüfusunu "yaşlı" olarak nitelendiriyor Birleşmiş Milletler. 2013 itibariyle, Türkiye'nin yaşlı nüfusu toplam nüfus içinde %7.7'lik bir paya sahip. Yani, yaşlı ülke kategorisine girmemize 0.3 puan kalmış durumda. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı %10 ve üzerinde ise o ülke çok yaşlı olarak nitelendiriliyor.

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2012 itibariyle Japonya'da %24.4, Almanya'da %21.1, İtalya'da ise %20.8. Aynı yıl itibariyle Türkiye'nin 91. sırada olduğu tespit edilmiş.

Yapılan tahminlere göre Türkiye'de yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2023'te %10.2, 2050'de %20.8 ve 2075'te %27.7 olacak. Ekonomik refah arttıkça nüfus yaşlanıyor.

Yaşlı nüfusun ekonomideki önemi, çalışan nüfusun içindeki her 100 kişinin kaç kişilik bir yaşlı grubuna bakmak zorunda olduğu noktasında kendini gösteriyor. 2013 yılı rakamlarına göre Türkiye'deki her 100 çalışma çağındaki kişi 11 yaşlıya bakıyor. 2030'da, 11 kişinin 19 kişiye çıkacağı tahmin ediliyor.

Şimdi, Türkiye'deki emeklilere ait bazı istatistiki verilere bakalım. Emeklilerimizin %72.9'u kendi evine sahip. %27.1'i ise kiracı konumunda. İşte bu %27.1'in gelirlerinin %30'u konut ve kira harcamalarına gidiyor. Bütün emeklilerin %67.5'i bir apartman dairesinde, %27.5'i ise gecekonduda yaşıyor. %5'lik bir kesim ise dubleks konutta yaşıyor.

Emekli nüfusumuzun Türkiye genelindeki konumlandırmasını doğru yapabilmek için Türkiye geneline bakmak lazım. Türkiye genelinde, harcamalar içinde konut ve kiraya ayrılan pay %25. Konut ve kira harcamalarına ayrılan payın en yüksek olduğu kesim %34.5 ile temel gelir kaynağı karşılıksız transfer harcamaları olan hane halkları. Konut ve kiraya en düşük pay ayıran kesim %21.7 ile temel gelir kaynağı müteşebbislik olan hane halkları.

Emeklilere ait olan verilerle Türkiye geneli için söz konusu olan verileri karşılaştırdığımızda, emeklilerin Türkiye genelindeki konumunun gelir düzeyi düşük olan kesime yakın olduğu anlaşılıyor. Yani emekliler, %34.5 ile %21.7 arasındaki iki uç arasında harcamaları içinde %30'luk konut ve kira payı ile %34.5 ile temsil edilen kesime daha yakın bir konumda bulunuyor.

Ülke nüfusunun yaşlanması, çalışan nüfus üzerindeki vergi yükünü arttıran bir unsur. Verginin tek bir başlık altında ne kadar adil bir kaynak dağılımı sağladığı başlı başına bir konu. Türkiye'nin hangi alanlarda ve hangi niteliklerde çalışanlara ihtiyaç duyduğu ve buna göre bir eğitim yönlendirilmesi yapılması gerektiği yine bambaşka bir konu. Eğitimin kalitesi ve Türkiye'yi rekabetçi kılabilecek öğeler taşıyıp taşımadığı ise bir başka çok önemli başlık. Emeklilerine iyi ve kaliteli hayat koşulları sağlayabilen bir ortam yaratmak ve bu alanlara kaynak aktarmak yine büyük mesele ve bu alanda son derece zayıfız. İşgücü verimliliğini artırarak ve uluslararası alanda mukayeseli üstünlüklere göre katma değeri giderek yükselen üretim modellerine geçmek ve yeniden modellenmiş bir büyüme sürecine girmek devasa bir başlık. Devamı da var ama burada keseyim.

Çözüm? Çözüm noktasında devreye inançlar ve ideolojiler kaçınılmaz olarak giriyor. 7 milyarlık Dünya nüfusunun aynı tüketim kalıplarıyla mevcut doğal kaynakları tüketebilmesi mümkün değil. Mutlaka birileri daha iyi, birileri daha az iyi ya da daha kötü koşullarda yaşayacak. Bu kaçınılmaz.

Küresel ısınma ve doğal kaynakların hoyratça kullanımı giderek ağırlığını arttıran bir gündem maddesi halini alıyor. Küresel düzeyde nüfusun artması yoluyla gençleşme de bir çözüm değil dolayısıyla. Bu şartlar altında, ekonomilerin performansına daha çok yüklenmekte buluyor çareyi insanlık. Fakat, bu da çare olmuyor. Kar marjları daralıyor, doğal kaynakların tükenmekte olduğu umursanmadan ekonomik yapılar bozuluyor, yeniden inşa ediliyor. Krizlerin gerisinde insan ihtiyaçlarının sonsuzluğu var.

Malthus zaman zaman haklı ya da haksız durumda olabiliyor küresel ekonomik konjonktüre göre ama aradaki makinanın çarklarında, yani ekonomide bir işleyiş ve felsefe sıkıntısı var. Tüketim, üretim, bölüşüm ve refah için çarklarda bir yenilenme gerekiyor. İhtiyaç ortada ama yönetim konusu var. Yönetememenin nasıl sonuçları olabileceğini Euro Bölgesi çok iyi örnekliyor. Belki bir gün bir şeyleri başarabilir Dünya ama maalesef manzara pek umut vermiyor.

Bakın, bizim emeklilik konusu nerelere uzanıyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 11.09.2014)