Pages

Friday, September 19, 2014

İktisadi Modelleme Bireyi Fazla mı Vurguladı?

Rasyonellik bencillik midir? Rasyonel olmak, sosyal ve etik değerlerin bir kenara atılmasını mı gerekli kılar? Adam Smith'in Ulusların Zenginliği, Alfred Marshall'ın Ekonominin Prensipleri ve Paul Samuelson'un Ekonomi başlıklı kitaplarında ekonomide karar alan bir unsur olmak özelliği ile insan, bencillik üzerine kurulu değerleriyle rasyonel bir varlık mıydı? Günümüzün krizlerine bizi götüren temel unsur bu bencillik temelli rasyonel insan mı?

Neoklasik okulun ve neoliberal akımın desteklediği ekonomi felsefesinin uygulamasında büyüyen gelirlerle beraber büyüyen gelir eşitsizliği gibi önemli bir sonuç ortaya çıktı. Küresel boyutta, çok büyük şirketlerin hem ekonomik hem de politik gücünde büyük bir artış ve gücün az sayıdaki elde yoğunlaşması söz konusu oldu. Böylece, temel gücünü demokratik özgürlükten aldığını iddia eden bir düzen, demokrasilerin işleyişini zayıflatan bir neden haline geldi. Ekonomik düzenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri ile insan sağlığı ve insanın yaşamına olanak veren doğal düzenin işleyişi tehdit altına girdi.

İnsanın ekonomik amaçları, davranış biçimleriyle şekilleniyor. Sadece amaç değil, davranış şekilleri de sonucu etkiliyor. Büyüme, tek başına hedef olup, bölüşüm dikkate alınmayınca, bir süre sonra büyüme de duruyor. Artan gelir adaletsizliği bir sınıf çatışmasına neden oluyor. Piyasa, tekelci bir davranış biçimi sergileyerek optimalite unsurunu devre dışı bırakabiliyor. Yani, neoklasik ve neoliberal akımın iddia ettiği gibi mükemmel işleyen bir mekanizma olamayabiliyor piyasa.

Bencilliği rasyonellikle aynı, sınırsız para kazanma arzusunu doğal insan karakteri ile eşdeğer ve ekonomik başarıyı giderek daha fazla tüketme gücü olarak gören anlayış vergi kaçakçılığı, çocuk işçi çalıştırılması, ekonomik gücün politik güç elde edilmesi yönünde kullanılması gibi etik olmayan sonuçlar doğuruyor.

Toplumsal çıkarı maksimize etmenin yolu ekonomik çıkarını maksimize etmek isteyen insandan geçmiyor mu artık? Sosyokültürel normlar ve insan psikolojisi beraber ele alındığında davranışsal iktisadın alanına giriyoruz. Duygular, hedefler ve kararların ortaya konması noktasında devreye giriyor. Yani, mantığın alanına duygular müdahale ediyor. Geleneksel varsayıma göre rasyonel insan kendi çıkarını maksimize etmeye çalışan insandır. 1970'lerde, rasyonel insanın karar verirken aynı zamanda kararı için gerekli tüm bilgilerle donanmış olduğu da varsayıma ilave oldu. Bilgi edinme sürecinin, bilgiyi edinmenin tahmin edinilen maliyetinin bilginin tahmin edinilen getirisi ile eşitlendiği noktaya kadar devam etmesi mümkün.

Karar verme sürecinde mantık, duygular ve bilgi kadar karar konusu ile ilgili geçmişten gelen tecrübeler de önemli. Günümüzde, bilginin çok süratle yayılması nedeniyle başka sosyal çevrelerden etkilenme ve sürü psikolojisinin yayılma sürati de karar mekanizmalarının geçmişe göre çok daha süratli bir şekilde harekete geçmesine neden oluyor.

Günümüz ekonomik modellerinin sadece kendini düşünen insan üzerine işleyen bir düzeni önermesiyle iyi işleyen bir ekonomik düzenin yaratılabilmesi mümkün değil. Zira, sadece kendi ekonomik çıkarını düşünen insan modeli üzerine kurulan ekonomik model çok büyük ekonomik, çevresel ve sosyal tahribat yarattı.

Yeni modellerin bencilliğe dayalı rasyonellik önermesi, insanı sosyal bir sermaye olarak görmemesi, sadece kendini düşünen insanı toplumsal gelişmenin pek çok unsurundan biri olarak değil, modelin temeli olarak görmesi ve çevresel unsurları hiçe sayarak gayri safi milli hasılayı artırmayı önermesi bundan böyle ekonomi teorisinin çöküşü anlamını taşıyacaktır. Bencil insan davranışlarına dayalı rasyonellik üzerine kurulan sosyal gelişme modeli çökmeye mahkumdur.

Ekonomik davranış modelinde artık başkalarının ne yaptıkları ve düşündükleri de hesaba katılmalıdır. Bireyin davranışları sosyal bir kimliği ifade etmektedir. Bireyler, çok sayıda amaç taşır. Amaçlar, sadece bireyin tercihleri değil, bireyin değerleri doğrultusunda kendisi, ailesi ve sosyal çevresi için aldığı kararlarla da şekillenir.

Rasyonel birey, bir üst paragrafta amaçların nasıl oluşturulduğunu anlatan davranış modeline dayalı olarak amaçlarını belirleyen, gerçekleştiren ve yeni amaçlara odaklanan bireyin varlığını tanır. Rasyonel birey, amaçlarını ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmeye çalışmaz, gerçekleşmesini beklediği amaçlara doğru başarı elde etmeye çalışır. Amaçlara ulaşmada eksik bilgi, birbiriyle çelişen duygular, amaçlarla uyumsuzluk yaratan etkilenmeler bireyi daha iyiye ulaşma durumundan ve amaçlarından uzaklaştırabilir.

Kararlar, sadece çıkar maksimizasyonu prensibi ile alınmıyor. İktisat, bireyin bireysel boyutunu hep dikkate aldı ama sosyal boyutunu çok baskın bir birey vurgusuyla analiz etmeye çalıştı. İnsana, daha sosyal bir pencereden bakarak mı modellerini geliştirmeliydi acaba? Sorun, insan doğasına uygun olduğu iddiasında olan neoklasik ve neoliberal yaklaşımlarda mı, insanın doğasında mı, insanın gereğinden fazla sayıda olmasında mı, yoksa ekonomik düzenin kurgulanışında mı?

Sorulara cevap bulunamazsa ve toplumsal ekonomik gelişmenin önünü açacak yaklaşımlar geliştirilmezse hem teorinin çöktüğüne tanıklık edeceğiz hem de giderek fazlalaşan sorunlara çözüm bulabilme yetimiz zayıflayacak.

Bu arada, bilgi dediğimiz şey çok süratli yayılıyor. Fakat, zaten hep var olan bilgilere ulaşabilme şansımız olabiliyor enformasyon devrimiyle. Yoksa, kimse işe yarayacak bilgileri dökmüyor ortalığa. Eskiden neyi bilmiyorsak, yine bilmiyoruz. Değişen, başka yerlerde zaten bilinmekte olan bilgilere oturduğumuz yerden ulaşabilme şansımızın ortaya çıkmış olmasıdır. Bilgi, öyle çok kolay paylaşılacak kadar basit bir şey değil.

Arda Tunca
(İstanbul, 19.09.2014)