Pages

Monday, September 29, 2014

Energiewende

Hindistan'ın çevre bakanı Prakash Javadakar, geçtiğimiz günlerde okuduğum bir beyanatında Hindistan ekonomisinin önceliklerinin fakirliği azaltmak ve ekonomiyi geliştirmek olduğunu söyledi. Hindistan nüfusunun %20'sinin elektrik kullanamaz durumda olduğunu belirtti. Öngörülebilir bir gelecekte Hindistan'ın elektrik üretiminin en az yarısının kömür kullanımına dayalı tesislerden sağlanacağını dile getirdi. Geçtiğimiz yüzyılda, atmosferi kirleten sera gazlarının üretiminin büyük ölçüde gelişmiş ülkelerden kaynaklandığı ve gelişme sırasının gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerde olduğu düşünülerek Hindistan'ın sera gazı salımında en az 30 yıl kadar herhangi bir düşüş kaydedemeyeceğini anlattı beyanatında. Yani, sera gazı üretimi konusundaki hassasiyeti gelişmiş ülkelerin ortaya koyması gerektiğini söylüyor ve bu konuda bizden herhangi bir talepte bulunmayın diyor.

Günümüzde, sera gazı üretiminde başı çeken ülke Çin. Hemen ardından ABD geliyor ama kişi başına sera gazı üretiminde üstünlük ABD'de. Çin, fosil yakıt ve çimento üretimi kaynaklı olarak yılda 10 milyar ton karbon salımı gerçekleştiriyor. Bu veri, ABD'nin karbon salımının 2 katına tekabül ediyor. Üçüncü sıradaki ülke ise Hindistan. Bu 3 ülkenin taraf olmadığı herhangi bir uluslararası çevre antlaşmasının küresel ısınmayı azaltmak konusundaki etkileri son derece zayıftır. Kyoto Protokolü bu nedenle beklenen faydayı sağlayamadı.

Geçtiğimiz günlerde, Instagram'da bir fotoğraf paylaştım. Şangay sokaklarında insanlar, poşetlere doldurulmuş dağ havasını solumak için yapılan satışlara rağbet göstermişler. Sokaktaki insanlar, aşırı hava kirliliğinden birkaç dakika için kurtulmak amacıyla bu dağ havası arzını talep ediyorlar. Oysa bize ekonomi öğretilirken havanın iktisadi bir mal olmadığını söylemişlerdi. Çünkü, sınırsız bir kaynaktı ve bu nedenle fiyatlanamazdı. Ama artık öyle değil. Bana son derece ilginç ve çarpıcı gelen bu fotoğrafa Instagram'da hesabı olanların girip bir bakmasını öneririm. İnsanın sağlıklı yaşamasına olanak sağlayan kaliteli hava miktarında bir arz daralması yaşıyoruz.

Gelişmiş ülkeler içinde küresel ısınmayı en ciddiye alan ülke hiç şüphe yok ki Almanya. Rüzgar ve güneş başta olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak 2020'ye kadar tüm enerji üretiminin %30'unun yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmasını hedefliyor Almanya. Bu oran, ABD'nin mevcut yenilenebilir enerji kaynağı kullanımı oranının 2 katına denk geliyor. 2050'de ise, Almanya'da tüm enerji üretimi yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak. Türkçe'ye "enerji dönüşümü" olarak tercüme edebileceğimiz "energiewende" adında bir plan uygulanmakta. Bu planın toplam maliyetinin $735 milyar olması bekleniyor ve bugüne kadar harcanan rakam $140 milyar.

Almanya'nın denize açıldığı yer, ülkenin kuzeyi. Karadan yaklaşık 60 mil açıkta, denizin içine yerleştirilmiş rüzgar türbinleri var. Her birinin maliyeti hemen hemen $30 milyon. Bu türbinler ve güneş panelleri büyük ölçüde Çin'de üretiliyor. Almanya'nın energiewende planı nedeniyle oluşan güçlü rüzgar türbini ve güneş paneli talebi çok sayıda Çinli üreticinin Alman piyasasında rekabet etmesine yol açmış. Bu nedenle türbinlerin ve panellerin fiyatları öngörülenden daha hızlı ve büyük oranda düşmüş. Örneğin, güneş panellerinin fiyatları son 5 yıllık süreçte %70 oranında düşmüş. Energiewende ile yaratılmış olan büyük bir ölçek ekonomisi söz konusu. Son 10 yılda, dünyadaki güneş  panelleri satışları her 21 ayda bir ikiye katlanmış. Satışların her ikiye katlandığı sürecin sonunda ise panellerin fiyatlarında %20 oranında düşüş gerçekleşmiş. Ancak, bu noktada ortaya önemli bir sorun çıkmış.

Almanya'nın yenilenebilir enerji kullanımı hedeflerinin diğer ülkelere göre agresif olarak nitelenebilecek düzeyde olması, mevcut enerji üretimi firmalarının kar marjlarının önemli ölçüde düşmesiyle sonuçlanmış. Ancak, Almanya'nın bu büyük enerji dönüşümü sırasında geleneksel enerji kaynaklarını bir anda bir kenara itebilmesi mümkün değil. Yenilenebilir enerji üretimine dönüşümde ortaya çıkabilecek bazı aksiliklere karşı geleneksel enerji kaynaklarının bir süreliğine yedek enerji kaynağı olarak kalabilmesi de gerekiyor. Aksi takdirde, ekonominin büyük bir hasar ile karşı karşıya kalabilmesi söz konusu olabilir. Üstelik, Japonya'daki Fukuşima faciası sonrasında Almanya nükleer enerji santrallerini kapatma kararı aldı. Energiewende ile geleneksel enerji üretimi yapan firmaların kar marjları düşünce geleneksel enerji üretimi yapan tesislerin ayakta kalması için ayrıca çaba harcanması gerekiyor. Nitekim enerji devi RWE, son verilere göre $3.8 milyarlık yıllık zarara katlanmak zorunda kalmış.

Almanya'nın enerji üretiminin %7'si güneş panellerinden, %10'u rüzgar türbinlerinden ve %11'i doğal gazdan geliyor. Doğal gazdaki %11'lik payın %35'inde ise Rusya'ya bağımlılık söz konusu. Almanya, bugün yıllık olarak tükettiği doğal gaz miktarının %25'ini 2030'a gelindiğinde kendi kaynaklarından sağlayabilmeyi planlıyor. Bu hedef, Ukrayna krizi ile bağlantılı olarak değerlendirme yapabilmek açısından önemli.

Almanya, elektriği en pahalı kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Endüstriyel elektrik fiyatları 2005'ten bu yana %37 oranında artış kaydetmiş. Buna karşın ABD'de %4'lük bir fiyat düşüşü gerçekleşmiş. Almanya'daki keskin fiyat artışı ihracat performansıyla meşhur ülkenin ihracattan satışlarında $52 milyarlık bir kayba yol açmış.

Her Alman vatandaşı energiewende için yılda $280'lık bir ödeme yapıyor. Bu para, sadece energiewende finansmanına harcanıyor. Bu mali yük, düşük ücretlilerin, emeklilerin ve kamu bütçesinin transfer harcamalarından faydalananların geçim şartlarını zorlaştırıyor. Kamu kesiminin energiewende için yıllık sübvansiyon tutarı 2012'de $22.7 milyar düzeyine ulaşmış ve 2020'ye kadar $40.5 milyara ulaşması bekleniyor. Yani, işin bir de sosyoekonomik boyutu var. Kamusal alanda farkındalık, maliyet ve kamusal katılım bilinci gibi unsurların çok iyi yönetilmesi gerekiyor.

Almanya'da 180 tane yüksek öğrenim düzeyindeki kurum energiewende ile ilgili eğitim programları uyguluyorlar. Araştırma bakanlığının bu eğitim programlarının bursları için 2011-2013 arasında harcadığı para $2.65 milyar.

Küresel düzeyde sera gazlarının salımı yılda %2.5'lik bir artış oranına sahipken 2013'te bu oran %2.3'e düştü. Ancak, bu düşüşün alınan önlemlerden değil, yavaşlayan küresel ekonomiden kaynaklandığı tespitini yapmamız gerekiyor. Yoksa, analizde hata yaparız. Olumlu bir performans gösteren ABD'deki artış oranının %2.9 olduğunu görünce, manzara daha bir netleşiyor zaten. Sera gazı salımı 2013'te AB'de %1.8 oranında azaldı. Oysa, başta Almanya ve Polonya olmak üzere pekçok AB ülkesinde kömür kaynaklı enerji üretimi arttı. Almanya'nın energiewende planına rağmen kömür kullanımının artmasının gerisinde, planın agresifliği nedeniyle yaşanan  aksamalar bulunuyor. 2013'te Çin ve Hindistan'ın sera gazı üretimi artış oranı sırasıyla %4.2 ve %5.1. Bu iki ülkenin kömür kullanımına dayalı enerji üretimi tesisleri kurmakta olduğunu da hatırlatayım.

Atmosferdeki karbon miktarı sanayi devrimi öncesindeki seviyenin %42 oranında üzerinde bugün. Diğer bir önemli sera gazı olan metan ise %153'lük bir artış kaydetmiş durumda. Nitro oksit ise %21 oranında bir artış kaydetti. Dünya, küresel ısınmayı 2 derece Celcius (3.6 Fahrenheit) ile sınırlı tutmak konusunda anlaştı. Bunun anlamı, önümüzdeki 30 yıllık bir süreçte sera gazları salımı artışının durmasıdır. Ancak, yıllık ortalama %2.5'lik bir artış ile devam edilmesi durumunda yine 30 yıllık bir süreçte kürsel ısınma 5.6 derece Celcius (10 Fahrenheit) seviyesine çıkabilir ki, bu durumda gezegenimizdeki medeniyetin mevcut koşullar altında yaşama şansı bulunmuyor.

Gelişmekte olan ülkelerin konuya yaklaşımı ortada. Çin'in ve Hindistan'ın dahil olmadığı bir planın gezegenimiz için olumlu sonuçlar ortaya koyabilmesi mümkün değil. ABD'de, eyalet bazında bakıldığında Almanya'nın agresif planlarına benzer yaklaşımlarla karşılaşılabiliyor. Bazı eyaletler, 2020'ye kadar enerji kullanımının %20 ila %30 arasında değişen bir kısmını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı planlıyorlar. Kaliforniya, 2020'ye kadar %33'lük bir hedefle ABD'nin bu konuda liderlik yapan eyaleti.

Konu, öyle bir konu ki, ülke ayrımı olamadan bir gezegenin geleceği için küresel bir irade gerekiyor. Atmosferin, karada olduğu gibi çizili sınırları yok maalesef. Alman'ların energiewende planı bir takım aksiliklere rağmen büyük bir tecrübe içeriyor. Enerji dönüşümünde dünyanın en tecrübeli ve bilgili ülkesinin açık arayla Almanya olduğu çok açık.

Sorun çok karmaşık, çok yönlü, çok büyük ve dolayısıyla çözülmesi zor. İnsanlığın bu sınavı geçip geçemeyeceğine dair görüşüm olumsuz. Gezegen, çok büyük bir darbe alacak bu süreçten. Henüz o noktada değiliz ama yaklaşıyoruz.

Konu önemli ama yine de biz boş verelim. Kur, faiz, borsa dururken bize ne 30 yıl sonrasından. Göl kenarlarına dikeriz apartmanları, Bozcaada'yı açarız imara, İstanbul çirkin bir şehir olmuştur ama konut fiyatları ve balonunu konuşurken falan geçiverir zaman. Biz gündem belirliyoruz artık ne de olsa. Boşverin bu küresel ısınma zırvalıklarını.

Arda Tunca
(İstanbul, 20.09.2014)