Pages

Tuesday, September 23, 2014

Dünya Ekonomisi Zor Dönemeçte

Küresel ekonominin dört temel lokomotif alanı olduğunu düşündüğümüzde, üç tanesinin önemli sorunları olduğunu tespit ediyoruz. Bu dört temel bölgeyi ABD, AB, Çin ve Japonya olarak sıralayınca, ABD'nin kriz ortamından çıktığını görüyoruz.

2013 sonu itibariyle küresel gayrisafi yurt içi hasıla rakamı $74.9 trilyon. Dört büyük bölgenin içinde AB, $17.4 trilyon ile lider. ABD'nin gayrisafi yurt içi hasıla rakamı $16.8 trilyon, Çin'inki $9.2 trilyon ve Japonya'nınki $4.9 trilyon. Bu dört büyüğün gayrisafi yurt içi hasıla toplamı $48.3 trilyon. Yani, küresel ekonomik büyüklüğün %64'ünü bu dört büyük temsil ediyor.

ABD'nin krizden çıktığı ve normalleşme sürecine girdiği ortamda AB yeni kriz ortamlarının oluşmaması için çaba harcıyor. Büyümeye geçemiyor, enflasyon üretemiyor ve çok ağır yapısal sorunları var.

Japonya, çok büyük bir parasal genişleme uyguluyor ama ekonomisini yine de ayağa kaldıramıyor. Hem AB'de, hem de Japonya'da yapısal sorunlar var ve yanlış maliye politikaları uygulayarak bugünkü kötü duruma kendilerine ait hatalar sonucunda geldiler.

Çin ise ne gelişmişlik düzeyi, ne de ekonomik yapı itibariyle diğerlerine hiç benzemiyor. Fakat, çok büyük olmak gibi bir özelliği var. Bu nedenle önemli. Başta gölge bankacılık olmak üzere önemli riskler ihtiva ediyor. En büyük dış ticaret ilişkisinde olduğu Avrupa'nın kötü durumu nedeniyle küresel ekonomiye büyüme tarafından yaptığı katkı giderek zayıflıyor.

Bizim için önemi en büyük olan bölge dış ticaret ilişkilerimiz nedeniyle AB. Önümüzdeki dönemde, küresel ekonominin tamamını etkileme gücüne sahip olması nedeniyle ABD'deki Fed kaynaklı gelişmeler büyük dikkatle takip edeceğimiz en önemli ekonomik etki potansiyeline sahip olacak. Artık piyasalar Fed'in ne zaman faiz artıracağını değil, faiz artışına ilişkin fiyatlamaların başladığını ve şiddetini artırarak devam edeceğini dikkate alarak oyun planlarını kurmalılar. Konuyla ilgili tartışmaların ve spekülasyonların bu kadar yoğunlaştığı bir noktadan sonra makro ekonomik veriler açısından zamanlamanın hiçbir önemi yok. Piyasa ortamında yatırım, tasarruf, kredi kullanımı, v.b. nedenlerle zamanlamanın önemi olabilir ama artık faiz artırımının zamanını değil, gerçekleşeceğini düşünerek karar almak gerekiyor. Ancak, kararı alınacak konunun boyutu, alınacak kararın zamanlamasını, beraberinde getireceği sürecin kısalığı/uzunluğu nedeniyle elbette etkileyecek.

Ekonomik yönden yaşanmakta olan küresel zorlukların üzerine jeopolitik risklerin yarattığı belirsizlikler de eklenmiş durumda. Ukrayna krizi bir yana, insani, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla Irak'ta ve Suriye'de yaşanan süreç bizi büyük ölçüde etkileyebilecek potansiyele sahip. Irak, ihracat pazarlarımız içinde ikinci sıradayken, aşağı doğru iniyor. Buradaki kaybı telafi edecek bir Avrupa yok. İhracatçılar, Avrupa'yı yine de iyi izleyip şanslarını başka bölgelerde de aramak zorundalar.

Jeopolitik riskler, mevcut gelişmeler çerçevesinde enerji fiyatlarını önemli ölçüde etkileyecek bir manzara arz etmiyor. Ancak, enerji ürünlerinin arzına ilişkin ortaya çıkabilecek bir kıvılcım şüphesi ile fiyatların ani bir şekilde yukarı hareket edebilme ihtimali her an var. Bu ihtimali göz önünde tutacağız ama dört büyüğün üçünde görülen performans düşüşü nedeniyle enerji fiyatlarının üzerindeki yukarı yönlü hareketlenme olasılığının olmadığını da bileceğiz. Nitekim, petrol fiyatlarının son haftalardaki düşüş trendi, tüm riskli ihtimallere rağmen genel beklentileri teyit ediyor.

Türkiye ekonomisi, son derece zor olan küresel ekonomik ortama düşük büyüme ve yüksek enflasyon koşullarında yakalandı. Orta gelir tuzağına düşen Türkiye ekonomisinde kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla $10.950 düzeyinde. Dünya ortalaması $10.567. Yani Türkiye, Dünya ortalamasının $383 üzerinde.

2004 yılından 2013 sonuna kadar Amerikan Doları cinsinden kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla artışlarına ve bu dönemin tamamı için artış oranlarına baktığımızda, aşağıdaki tablo ile karşılaşıyoruz:

Kişi Başına Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (Amerikan Doları)

                                2004          2013          %
ABD                       43.690        53.670      22.84
Japonya                  37.150        46.140      24.20
AB                          24.639        34.277      39.12

OECD                     28.420        38.376      35.03

Çin                           1.490          6.560     340.27

Güney Kore           15.650        25.920       65.62
Şili                           5.230        15.230     191.20
Rusya                       3.410        13.860     306.45
Brezilya                   3.310        11.690     253.17
Türkiye                    5.070        10.950     115.98
Güney Afrika           3.600          7.190       99.72
Endonezya               1.090          3.580     228.44

Dünya                      6.523         10.563      61.93

Kaynak: Dünya Bankası

Yukarıdaki tabloda, AB içinde 28 ülke olduğu ve OECD üyeleri de düşünüldüğünde, 40 ülkeye ilişkin kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla bilgisi bulunuyor.

Türkiye için büyümenin önümüzdeki yıllarda %3-4 aralığının üzerine çıkması risktir. Fed'in faiz artırımı kararının tartışıldığı ve fiyatlandığı koşullarda uluslararası sermayeyi çekmek zorunda olduğumuz için faiz indirme şansımız kalmayacak. Ayrıca, enflasyonist beklentiler bu konuda hiç yardımcı değil. Yani, büyümeden fedakarlık yapmak zorundayız. İnşaat projelerinin sürekli gündemde olmasının nedeni, büyümenin sanayi tarafından gelemeyeceği ortama başka bir cepheden destek vermek.

Mevcut şartlarda, TCMB'nin faiz indirmesinin konuşulması bile mümkün değildir ama mutlaka konuşulacaktır. Ekonominin temel kuralları çerçevesinde, zorunlu karşılıkların gevşetilmesi ile ekonomiye bir miktar likidite desteği belki konuşulabilir ama faizi indirmeyi konuşmak yerine faizi ne zamana kadar artırmadan ilerleyebiliriz sorusuna cevap aramayı düşünmek gerekiyor. İkinci çeyrekte büyüme %2.1'e indi ve üçüncü çeyreğin sanayi üretimi büyüme için iyi sinyal vermedi. Hepsi doğru. Fakat, küresel koşullar riskleri artırmaya hiç elverişli değil.

Büyük bir hata yapmazsak uluslararası sermaye girişlerinde önemli bir sıkıntı yaşamayız ama düşük büyüme ve yüksek enflasyon ile bıçak sırtında gitmekten başka çare yok. Neyse ki Brezilya ve Güney Afrika resesyonda.

Fed etkisi nedeniyle hassas bir sürece girdik. Dolar değerlenirken Euro'nun zayıflamasıyla dış ticaretteki parite makası da aleyhimize çalışacak.

Türkiye ekonomisinin sağlığını sadece kur, faiz ve yurt dışındaki diğer gelişmelere bağlı olarak ölçmeye çalışıyoruz. Daha derin konuşabilmeyi ve yazabilmeyi isterdim.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.09.2014)