Pages

Thursday, August 14, 2014

Süleyman Seba'lar Ölmez

14 Ağustos 2014'teki doğum günümü hiç unutamayacağım. Hep hatırlamak zorunda kalacağım Süleyman Ağabey'in 13 Ağustos'taki vefatı nedeniyle. Haberi alınca, önce boğazım düğümlendi. Sonra gözlerim doldu. Ardından, geçmişe gittim. Gençliğimin Süleyman Seba'sını hatırladım. Yani, Beşiktaş'ta başkanlık yaptığı yılları. 88 yaşında vefat ettiğini hatırladım ve içimdeki acı ve o ilk andaki sarsıntı, tahammül edilebilir bir hüzne dönüştü.

Ölümün de hayırlısı derler hani. Herkes Süleyman Seba gibi hatırlanacak gibi ölse. Dolu dolu yaşanmış koca bir hayat. Elbette sonu var bu hayatın. Ama, son nefesten sonraki cenaze çok önemli. Kimler gelecek? Nasıl hatırlayacaklar? Neler düşünecekler? Ölenin unutmuş olduğu iyiliklerini hatırlayanlar mı bir son teşekkür için gelecek, yoksa görev yerine getirmek için mi gelecekler?

Sabahtan beri, insanlar bana baş sağlığı diliyor. Kabataş Erkek Lisesi'nden arkadaşlarımla konuşuyorum, sesler titriyor telefonda. Kabataş Erkek Liseliler Derneği başkanı arkadaşım, kardeşim, Anıl Cansızoğlu ile yarını konuşuyoruz. Benim yaş günümü kutlama nezaketini gösteriyor hala. "Bırak şimdi yaş gününü, başımız sağ olsun" diyorum. Koyuveriyor kendini telefonda. Dayanamıyorum. Yine dönüyorum eskiye, 80'li yıllara. Sonra, Faik Gürses ile karşılaşıyoruz. 42 yılını beraber geçirdiği Süleyman Seba için konuşması istenmiş NTV Spor'da. Gökhan Keskin ile yayından çıkmışlar. Faik Gürses'in gözleri yaşlı.

Kabataşlı idi, Beşiktaşlı idi. Fakat, her şeyden önce büyük bir insan, yüreği büyük bir çınardı. Gençtik, kanımız durmuyordu. Heyecanlı tepkilerimiz vardı ama asaleti gördük O'ndan. Heyecanımız ne kadar çok, taşkınlıklarımız ne kadar fazla olursa, duruşumuzun nasıl olması gerektiğini öğrendik O'ndan. Babamın heyecan duyarak örnek gösterdiği adamdı gençliğimde.

Okulumuzun pilav günlerinde sohbetler ettik. Akaretler'deki Bordo'da yemekler yedik. Yaşama bakışında, spor anlayışında, insanlara tavırlarında hep aynı duruş vardı. Yaşa bakmaksızın saygılı, herkese sevgili, asil, son derece mütevazi ama bir o kadar da prensipli, ahlaki konulardaki ilkelerde tavizsiz. Benim yakından izlediğim bu duruş, toplumun her kesiminde biliniyor. İşte biz Kabataş'lılara ve Beşiktaş'lılara "Beşiktaşlı duruşu" kültürünü veren değerler de bunlardı.

Her ölüm ölüm değildir. Hele ki Süleyman Ağabey'in ölümüne ölüm demek mümkün değildir. Değer yaratan, değerlerini kitlelere en güzel üslupla anlatabilen ve topluma mal olan insanlar ölmez. Artık yok diye üzülür insan sadece. Bu değerlerin rengi de olmaz. Değerler siyah-beyazdır bazen, sarı-laciverttir, sarı-kırmızıdır, bordo-mavidir, kırmızı-siyahtır, kırmızı-beyazdır. Nasıl ki Metin Oktay ya da Lefter'de de değerlerin renkleri birbirine karıştıysa.

Ölümün hayırlısı varsa eğer, sıralı olsun ölüm. Hayat, dolu dolu ve uzun yaşanmış olsun sağlıkla. Büyük insanlar göç edince, ilk hüzün gurur ve kıvanca bırakır yerini daha sonra.

Bir yandan yeni yaşımla beraber hatırladığım gençlik yıllarım, diğer yandan da o yıllara damgasını vurmuş bir insanın gidişi. Birbirine karışan duygular.

Haldun Taner'in sözüyle, ölürse ten ölür, canlar ölesi değil.

Arda Tunca
(İstanbul, 14.08.2014)