Pages

Monday, July 21, 2014

Jeopolitik Riskler Neden Fiyatlanmıyor?

Bir önceki yazımda, bir anda şiddeti artan jeopolitik riskleri özetlemeye çalıştım. Bu özeti ortaya koyarken, coğrafi perspektifi biraz geniş tutarak ve konunun insani boyutuna vurgu yaparak hislerimi de anlatmak istedim. Dile getirdiğim o geniş coğrafyanın orta yerinde Türkiye var.

Jeopolitik gelişmelerin piyasalar üzerinde ortaya çıkabilecek etkileri konusunda yapılmakta olan yorumların tersine, piyasalarda önemli boyutta ve kalıcı olduğunu düşünebileceğimiz bir dalgalanma görmedik. Bir anda yükselen uluslararası politik tansiyona bir miktar tepkisi geldiyse de, piyasalar daha sonra anladı ki ortaya çıkan jeopolitik risklerin ekonomik boyutu güçlü değil.

İsrail ile Filistin arasındaki çatışmanın ekonomik boyutunu en ciddi ölçüde petrol fiyatı üzerinde görebiliriz. Ancak, petrol fiyatına ilişkin bir endişe oluşması için, bu çatışmanın içine öncelikle Mısır'ın da çekilmesi lazım. Mısır'ın dahil olduğu bir askeri müdahale, petrolün lojistiğinde meydana gelebilecek aksamalar açısından çok önemli. Küresel piyasalarda, bir gündeki fiziksel petrol sevkiyatının yaklaşık %35'lik bir bölümü Kızıl Deniz'den geçiyor.

Mısır'ın dahil olacağı bir savaş durumunda, diğer Arap ülkelerinin devre dışında kalması mümkün mü? Bence hayır. Böyle bir felaket senaryosunda petrol fiyatının tahmin edemeyeceğimiz bir noktaya ulaşması elbette ki mümkün ve hatta kesin. Pekiyi, Mısır'ın çatışmalara katılma olasılığı var mı? Bence hiç yok. Dolayısıyla sonuç: Mısır'ın lojistik önemine tehdit oluşturmayacak gelişmeler petrol fiyatını etkilemez. İsrail ile Filistin zaten sürekli bir çatışma içinde. Son iki haftada ortaya çıkan durum, çatışmaların yoğunlaşması ve savaş havasına bürünmesi olarak görülebilir. İsrail'in ve Filistin'in petrol konusunda herhangi bir önemi olmaması, bu iki taraf arasındaki savaş nedeniyle petrol fiyatını ancak ve ancak psikolojik ve/veya spekülatif nedenlerle yükseltebilir. Bu psikolojik eşik ortaya çıkmadı. Bundan sonra ortaya çıkacağını bekleyecek bir nedenimiz yok. Spekülasyon konusunda bir tahminde bulunamam. Umarım devreye girmez.

Petrol fiyatının yükselmesi için diğer bir olasılık, IŞİD'in Basra Körfezi'ne ilerlemesidir. Hem bu blogdaki önceki bazı yazılarımda, hem de katıldığım televizyon programlarında üstüne basa basa ifade ettiğim üzere, Irak'ın petrol kaynaklarının %90'ını barındıran Basra'daki yataklar IŞİD tarafından ele geçirilmediği sürece petrol fiyatında yine ancak psikolojik ve/veya spekülatif nedenlerle yükselme meydana gelebilir. Irak'taki rafineriler Irak'ın kendi ihtiyacı olan işlenmiş petrolü temin etmekte dahi son derece yetersiz durumda. Dolayısıyla, Irak'taki rafinerilerin IŞİD'in eline geçmesinin petrol fiyatı üzerinde hiçbir etkisi olmaması gerekirdi. Fakat, Brent petrolün varil fiyatı $115'e ulaştığında piyasalar bu gerçekten habersizdi. IŞİD'in nereye kadar ilerleyeceği öngörülemiyordu. Bağdat'a yaklaşılması, havayı olumsuz etkiledi. Ancak, İran ve ABD tarafından ortaya konulan politik tepkilerle IŞİD'in Basra'ya ilerleyebilmesinin zayıf bir ihtimal olduğu anlaşıldı ve Brent petrolün fiyatı $106-107 seviyelerine geriledi.

Ukrayna ile ilgili olarak Rusya ve ABD arasındaki gerilim iki ülkenin birbirlerine karşılıklı olarak yaptırımlar açıklamalarıyla evrimleşiyor. Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinin ardından ABD 3 ayrı paket halinde bir dizi yaptırım kararları aldı. Bu kararlar, Rus borsasında dalgalanmalara yol açtı ama enerji fiyatlarını küresel boyutta etkileyecek güce sahip olmadı. Zaten, böyle bir sonucun ortaya çıkmasını ne ABD ne de AB isteyebilir. Rusya'nın Ukrayna politikasına sert karşılık verebilecek konumda olan ülke ABD'dir. Fakat, AB'nin Ukrayna üzerinden tedarik ettiği Rus gazı düşünüldüğünde, ABD'nin AB'nin çıkarlarını da gözetmesi gerekiyor. Bu nedenle ABD, uyguladığı yaptırımların dozunu yumuşak bir şekilde artırırken AB ülkeleri ABD'ye sözlü destek veriyorlar ama sert olarak nitelendirilebilecek bir adım atamıyorlar.

ABD'nin son açıkladığı yaptırımlar Rusya'nın tüm sektörleri için geçerli değil. Yaptırımlar, Rosneft, Novatek, Gazprom gibi büyük enerji firmalarını, Gazprombank ve VEB gibi büyük bankaları,  Kırım'da denizyolu ile petrol taşıma işi yapmakta olan bir firmayı ve Kalaşnikov gibi savunma sanayi firmalarını hedefliyor. Buna göre, söz konusu sektörlerdeki Rus firmalarının Dünya'nın en likit sermaye piyasalarından biri olan Amerikan sermaye piyasasından bundan böyle 90 günün üzerindeki vadelerde finansman sağlaması yasaklanıyor. Yani ABD, sadece kısa vadeli işletme sermayesi finansmanı sağlamak için sermaye piyasalarımız size açık diyor Rus şirketlerine. Ancak, mevcut ABD-Rus işbirliklerine müdahale etmiyor ya da Rus şirketlerinin yurt dışındaki varlıklarına el koymak gibi bir yaptırıma gitmiyor. Örneğin, Rosneft ile ExxonMobil arasında devam eden ortak iş alanlarına herhangi bir müdahale henüz söz konusu değil. Bu ortaklıkların bitmesi için yaptırımların dozunun artması lazım. Yeni açıklanan yaptırımların sert olduğunu söylemek mümkün değil.

Yaptırımların etkilerini biraz anlayabilmek için bazı verilere bakmak gerekiyor. Petrol ve gazı beraber ele aldığımızda, Rusya'nın enerji firmalarının Suudi Arabistan'dan daha fazla enerji ihraç ettikleri ortaya çıkıyor. Rosneft'in piyasaya pompaladığı günlük varil adedi 4.1 milyon. Gazprom'un toplam borcunun $8.2 milyarlık kısmı Amerikan Dolar'ı üzerinden alınmış ve vadesi 90 günün üzerinde. Ancak, bu borcun önemli bir bölümünün ABD değil, Avrupa kaynaklı olduğu tahmin ediliyor. Kalaşnikov'un yıllık üretiminin %30'u ABD piyasasında arz ediliyor. 2014'ün ilk çeyrek sonuçlarına göre Rosneft'in $41 milyarlık bir borç rakamı söz konusu ve bu rakamın büyük bir bölümü batılı bankalara ait. Ayrıca, ilerideki vadelerde ürün teslimi yapılmak koşuluyla Rosneft'e yapılmış ön ödemelerin toplamı $25 milyar. Bu $25 milyarın $20 milyarı Çin tarafından sağlanmış. Şimdi, buradaki Çin bağlantısına dikkat etmek gerekiyor.

Çin, kendi bankaları üzerinden Rusya'ya yönelik kredi mekanizmalarını harekete geçirdiği anda Rusya'nın ABD ile arasındaki gerilimin bedelini karşılayabilecek durumda. Yukarıda dikkat çektiğim verilere paralel olarak mevcut yaptırımlar ancak söz konusu firmaların bazı satış ve finansman stratejilerinde değişiklik yapabilir ve bölgesel piyasaları olumsuz etkileyebilir. Ancak, fiyatlamaları küresel boyutta etkileme gücüne sahip değil.

Jeopolitik risklerin fiyatlanmasıyla ilgili esas önemli nokta bundan sonraki adımların ne olacağıdır. Yaptırımlar, yaptırımların uygulandığı ülkeleri çaresiz ve alternatifsiz bırakmadığı sürece zayıf ve sınırlı etkilere sahiptir. Nitekim, AB'nin dile getirdiği sert gibi gözüken Rusya karşıtı söylemlerin Rusya için hiçbir caydırıcı gücü bulunmuyor. AB, Brüksel'de toplantı yaparak Avrupa Yatırım Bankası (EIB) ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın (EBRD) Rusya'ya yönelik finansman sağlamada bazı kısıntılara gideceğini açıkladı. Bu noktada da dönüp dolaşıp Çin bağlantısına geliyoruz. Rusya'nın finansman ihtiyacı ile ilgili boşluğu Çin doldurduğu sürece, AB'nin açıkladığı bu yaptırımların işe yaraması mümkün değil. Çin, Rusya'nın finansman alternatiflerinin azalmasından dolayı Rus firmalarının fonlanma maliyetini yükseltici adımlar atabilir. Ama, belki! Ukrayna krizinin  olası aşamaları piyasalarda analiz edilmiş durumda.

Bu arada, Rusya'nın da eli boş durmadı. Rusya da ABD'ye karşı yaptırımlar uyguladı. Guantanamo/Küba ve Abu Ghraib/Irak hapisanelerinde insan hakları suçları işlemiş olan Amerikalı yetkililere Rusya'ya giriş yasağı getirdi. Çok etkili değil mi?

Hem İsrail-Filistin cephesindeki gelişmeler, hem de Rusya'ya ilişkin yaptırımlar başta petrol olmak üzere herhangi bir emtianın arzında kısıtlayıcı etki yapmadığı, uygulanacağı ileri sürülen yaptırımlar cılız kaldığı ve Rusya'yı alternatifsizliğe sürüklemediği sürece piyasaların fiyatlayacağı bir durum ya da gelişme ortaya çıkamıyor.

Piyasalar, nadiren de olsa rasyonel davrandığı bir sürecin içinde bulunuyor. Spekülatörler de demek ki beklemedikleri bir şekilde bu gelişmelere cevap verebilecek pozisyonlardan uzak yakalandılar bu sürece. Tabii, hiç devreye girmeyecekleri anlamına gelmiyor bu durum ama çok konuşmayalım da nazar değmesin.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.07.2014)