Pages

Tuesday, June 3, 2014

Psikoloji, Algı ve Beklenti

Medeni ülkelerin tartıştıkları konular ve tartışma adapları ile medeni olmayanların ya da az medeni olanlarınki birbirinden çok farklı. Her ülkede genelin istisnaları var elbette ama önemli olan, genel olanı mümkün olduğu kadar kötü istisnalardan kurtararak toplumsal bir yaşam düzeni kurabilmek.

Türkiye'nin genel olan toplumsal düzenini ve düzeyini Soma'da gördük, merkez bankasına ilişkin tartışmalarda gördük. Merkez bankası ile ilgili tartışmalar konusunda detaylı bir şeyler yazmak mümkün değil. Daha doğrusu, çok detay yazılabilir ama o detaylar 50-60 sene önce zaten yazıldı, çizildi ve konu kapandı. Bu kadar eski bir konuyu 2014'te çok yeni bir konuymuş gibi yeniden yazmak insanın ağrına gidiyor. Konunun içeriği bilimsellikten tamamen uzak. Üslup, ceketi bir kolundan omuza asıp tespih sallayarak dolaşan, mahallenin çocuklarına korku salan mahalle büyüklerininki gibi. Konuşmaya, düşünmeye, yazmaya, çizmeğe değmez.

Gerçekleşmesi muhtemel kurumsal kararların sonuçları ekonomik olmayacak mı? Tabii ki olacak ama kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunu bilemeyeceğimize göre, konuşsak ne olur, konuşmasak ne olur. İzleyeceğiz, bekleyeceğiz ve göreceğiz. Bu süreçteki kaynağımız, hala mesleğinin ilkelerini koruyabilmeyi başarabilmiş onurlu gazeteciler olacak.

Piyasalarda psikoloji, algı ve beklenti, çoğu zaman rakamların ortaya koyduğu gerçeklerin önüne çıkıyor. Bu nedenle, piyasalar bilginin paylaşımı ve yaygınlığı konusunda bugünün iletişim teknolojileri sayesinde tam rekabet koşullarından biri olan herkesin tüm bilgilere sahip olması durumuna belki de tarihteki en yakın noktada ise de, psikoloji, algı ve beklentinin yarattığı farklılıklar rakamsal gerçeklerden kopuk davranışsal tepkilere neden olabiliyor. Ekonomistler, rakamsal gerçekleri analiz ettikleri ve ellerindeki veriler üzerinden konuştukları için psikoloji, algı ve beklentinin rakamsal gerçeklere dayalı olmadığı durumlarda beklemedikleri piyasa tepkileriyle karşı karşıya kalabiliyorlar.

Ekonomistlerin, her piyasada psikoloji, algı ve beklentinin hangi dinamiklerin sonucu olarak ortaya çıktığını bilmeleri mümkün olmadığı için, tahminlerinde yanılgılar ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla, piyasalarda ne olacağını tahmin edebilmekle iyi ekonomist olmanın özdeşliği ortadan kalkıyor. Ekonominin temel kuralları var. Bunları biliyoruz. Fakat, değişken sayısı sonsuz. Bu değişkenlerin içinde psikoloji, algı ve beklentiye dayalı olanları bilebilmek imkansız. Ancak, havayı koklamak olarak tabir edebileceğimiz kendi analiz algınız öne çıkabilir. Havayı koklamak tabiri altında da herhangi bir bilimsellikten söz edebilmek mümkün değil. Daha doğrusu, salt ekonomi bilimi çerçevesinde bilimsellik yaratabilmek pek mümkün değil. Ancak, tıp ve ekonominin bir araya geldiği nöroiktisat adında bir dal ortaya çıktı ki, bu konuyu o çerçevede tartışmak mümkün.

Veblen, 1800'lerin sonlarına doğru, kişisel davranışın ya da içsel kişisel motivasyonun üzerine kurulu hiçbir teorinin bilimsel olamayacağını söylemişti. Acaba, 2000'lerin ilk çeyreğini görse ne düşünürdü? Schiller'ın davranışsal ekonomi alanındaki çalışmalarını ya da nöroiktisadı nasıl yorumlardı? 1929 krizine günler kala ölmüştü.

Psikoloji, algı ve beklentinin rakamsal gerçeklerden kopması durumunda neler olabileceğine güncel bir örnek verebilirim. İddia makamı ispatla yükümlüdür. Karşı görüşler de saygıyla ve medeniyet çerçevesinde dinlenir. Aslında, bu güncel örneği başka bir yazıda vermiştim ama bu yazının konusu çerçevesinde bir daha anlatmak durumundayım (http://ardatunca.blogspot.com.tr/2014/05/ecb-ve-parasal-genisleme-senaryolar.html).

Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) parasal genişlemeye gidebileceği sürekli dile getirilmeye başlandı. Öncelikle şunu belirteyim, kısa vadede parasal genişlemenin başlayacağını beklemiyorum. Ancak bir faiz indirimi ve ECB'ye bankalar tarafından mevduat yatırılmaması için negatif faiz uygulaması gelebilir bu hafta içinde. Diyelim ki parasal genişleme Ekim ayında başladı. Bu olası parasal genişlemeye ilişkin rakamsal gerçekleri anlamak lazım. 2008 krizinden sonra, ABD'de TARP adı verilen bir program ile krizden ağır darbe yiyen bankalara likidite sağlandı. Bankalar, bu likiditeyi kullanarak, piyasa koşullarında iş de yaparak sermayelerine $500 milyar enjekte ettiler. Yani, sermayelerini kuvvetlendirdiler ve sermayelerinin aktiflerine oranını %5'e yakın bir seviyeye getirdiler. Sermaye yeterliliği konusunda, Basel kriterleri %3'ü yeterli görüyor oysa ki. ABD, ben yeterli görmüyorum diyor ve %5 oranını uyguluyor. Unutmayalım ki, ABD'de kredi mekanizması daha çok sermaye piyasaları üzerinden çalışıyor. Avrupa'da ise kredi mekanizmasının %70'i bankacılık sistemi üzerine kurulu.

Pekiyi, Avrupa'daki durum nedir? ECB, iki ayrı LTRO adını verdiği programla bankacılık sistemine likidite sağladı. Bu programlar sonucunda Avrupa bankaları sermayelerine €235 milyar enjekte edebildiler. Yani, 1.36'lık bir parite ile yaklaşık $320 milyara denk geliyor. Bu sermaye enjeksiyonu ile Avrupa'daki bankalar Basel kriterini dahi tutturamıyorlar. Bankacılık kesiminin, kredi mekanizmaları içinde Avrupa'daki ağırlığı ile ABD'deki ağırlığı ve Basel kriterine göre kimin ne kadar yol aldığı düşünüldüğünde, Avrupa'daki bankaların yaralarını sarmaktan hala çok uzak oldukları ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, ECB'nin başlatacağı bir parasal genişlemenin gelişmekte olan ülke piyasalarında Fed'inki gibi etkiler yapacağını düşünebilir miyiz? Bu rakamsal gerçeklere göre hayır.

Psikoloji, algı ve beklenti! Bu üçü, rakamsal gerçeklerin önüne geçecek. Bu veriler herkesin elinde var. Fakat, bu verilere sahip olduğu halde, piyasaların yüzde kaçı bu verileri dikkate alacak? Bu veriler dikkate alınmayacaksa, beklentiler mi yanlış oluşacak ya da irrasyonel mi olacak? Beklentiler yanlış oluşur ve gelişmekte olan piyasalarda Fed'in yarattığı etkilere benzer etkiler oluşursa ama Avrupa'daki bankalar yaralarını sarmakla meşgul olurlarsa gelişmekte olan ülkelerde bir hayal kırıklığı ve ardından ani bir düşüş yaşanabilir mi?

Ekonomistler olarak, yukarıda yazdıklarımın arasında yer alan ekonomi kurallarını ve rakamsal gerçekleri biliyoruz ama herkesin psikolojisini, algısını ve beklentisini bilmemiz mümkün değil. Bu durumda, Veblen mi, Schiller mi? Ya nöroiktisat? Karar okuyucunun.

Arda Tunca
(İstanbul, 03.06.2014)