Pages

Friday, June 27, 2014

Bıktıran ve Rahatsız Eden Gündem

Sanırım tatil vaktim geldi ya da geliyor. Günlük yorgunluklarla açıklanamayacak boyutta ağır bir yorgunluk yaşamaktayım. Beynim artık bana isyan etmeye başladı. En kısa sürede kendisiyle ilgilenmem ve yıllık bakıma almam şart. Bu yorgun halimle beraber, bazı konularda yazmaktan ve konuşmaktan yorulduğumu fark ettim. Kendimi tekrar ettiğim korkusuna kapıldım. Neden bu korkuya kapıldığımı yazının devamında ifade etmeye çalışacağım.

Eski Fed başkanı Bernanke'nin 22 Mayıs 2013'te yaptığı konuşmadan bu yana küresel fonlar özellikle ABD, Avrupa, Çin ve Japonya'daki ekonomik gelişmeler ve başta Ukrayna ve son haftalarda Irak olmak üzere çeşitli bölgelerde baş gösteren jeopolitik riskler nedeniyle gelişmiş ve gelişen ekonomiler arasında sürekli bir rota değişikliği havasında. Dünya, fon akımlarının hangi gelişme karşısında nasıl yön değiştireceğini merakla takip eder durumda. Bu merakın temel nedenleri çok yerinde ama gereksiz açıklamalar ve gereksiz iddialar ile zaman zaman küresel boyutta anlamsız tartışmalar yapılıyor. Bu düşüncemin temelinde, temel ekonomik tartışmaların sık sık dışına çıkıldığına dair gözlemim yatıyor.

Fed'in bölge başkanlarının yaptıkları açıklamalar sürekli kafa karıştırıyor. Bir bölge başkanı, Fed'in faiz artırımlarına başlayacağı tarihi 2015'in ilk çeyreği olarak ortaya koyuyor. Bir başka bölge başkanı ise faiz artışı için "önümüzdeki yüzyıl içinde" gibi bir ifade kullanarak bambaşka bir hava estiriyor. Yeni başkan Yellen, zaten düzenli olarak konuşuyor. Bu arada, pek çok ekonomik değişkene ait veri akışı da devam ediyor. Veriler ve Fed'in resmi açıklamaları dikkate alınacağına, bölge başkanlarının artık ikna edici olmaktan uzaklaştığını düşündüğüm açıklamaları piyasa fiyatlamalarına damgasını vuruyor. Fed başkanlarının ortaya koydukları fikirlerle tezat oluşturan çok sayıda resmi Fed kararına tanıklık ettiğimiz de veri olarak bir kenarda duruyor.

Fed'in ne zaman faiz artırımına gideceği konusu tüm medya organlarında tartışılıyor ama dinlediğim ve izlediğim çok sayıdaki Amerikan radyo ve televizyonlarında bu konu bizdeki kadar konuşulmuyor. Fed politikaları ve faiz kararları ile ilgili tartışmalar bizde takılmış bir plağı andırmaya başladı. Olası bir kararı sanki birkaç hafta içinde alınacakmış gibi tartışma gücümüze şaşırmıyor değilim.

Diğer bir moda konumuz Avrupa Merkez Bankası'nın almış olduğu kararlar ve Türkiye üzerine olası sonuçları. Piyasalarda, Türkiye'ye oluk oluk para akacak havası oluşmuştu ki bu algı biraz dizginlendi. Yoksa, bu noktada da Fed ile ilgili temel tartışmalardan zaman zaman uzaklaşılmasına benzer bir durumun ortaya çıkabileceğine dair endişelerim vardı. Tabii, endişem her an geri gelebilir. Erken konuşmayayım.

Sürekli merkez bankaları konuşuluyor. Tüm ekonomik sorunların tek çözüm merci merkez bankalarıdır gibi bir hava oluşmuş durumda. Merkez bankalarının karar mekanizmalarının siyasetteki karar mekanizmalarına göre çok daha süratli işlediği kesin ama ekonomilerin sorunlarının çözümlerinin zamana yaygın bir şekilde farklı ekonomi politikası aletlerinin kullanımıyla aşılması gerektiği de kesin. Siyaset kısırlaşınca, neye karar alacağını dahi tespit etmekte zorlanınca, dünya merkez bankalarını gerekenin çok ötesinde konuşmaya başladı. Böylece, gündemdeki tartışmalar verimsizleşti, temel ve sorunların çözümüne yönelik konuların tartışılmasından uzaklaşıldı. Tartışmalar derinliğini kaybetti. Sonuçta, gündem yoruldu ve kendini tekrar eder hale geldi.

Gündem, ne yazık ki Irak'taki gelişmelerle değişti. İç açan, keyif veren bir konuyla gündem değişmeyince rahatsızlık duydum. Gelişmeleri yakından izliyorum. Gelişmeler karşısında İran ve ABD'nin ortaya koyduğu tavrı görünce, bende IŞİD'in Basra'ya ilerleme şansının giderek zayıflamakta olduğu düşüncesi ağır basmaya başladı. Yani, Basra'da çatışma beklemiyorum. Irak'ın petrol rezervlerinin hemen hemen %90'ının Basra'da olduğu düşünüldüğünde, çatışmaların Basra'ya sıçramaması petrol fiyatlarını mevcut seviyeler olan $113 civarlarında tutacaktır. Daha önce söylediğim üzere, çatışmaların Basra'yı kapsaması halinde petrol fiyatlarının nereye tırmanacağını tahmin etmek imkansızlaşır.

Basra'daki petrol yatakları, Şiiler'in ağırlıklı olarak yaşadığı bir bölgeye denk geliyor. Bölgede, Şiiler'e ait kutsal mekanlar var. Bölgenin hemen tepesinde Şii İran duruyor. 2006 yılında Samarra'daki El Askeri Camii'nin bombalanmasıyla başlayan süreç ardı arkası kesilmeyen Şii-Sünni çatışmalarını beraberinde getirmişti. Irak'ta mezhepsel bir iç savaşı destekleyecek çok sayıda unsur devredeyken, Bağdat'taki merkezi hükümetin Irak'ın bütünlüğünü koruması konusundaki Amerikan baskısının ne kadar işe yarayacağı şüpheli.

ABD'nin Orta Doğu'daki temel hedeflerinden biri küresel ekonomiye petrol akışının düzenli olarak devam etmesi. Hedef, petrol kaynaklarından kendi başına faydalanmaktan çok uluslararası politika ve ekonomik çıkarlar çerçevesinde kendisinden başka ülkelerde enerji kaynakları açısından dengelerin bozulmaması için ortaya konmuş durumda.

Irak, fiilen bölünmüş bir halde. Türkiye, bu bölünmeyi kabul etmiş durumda ve Kuzey Irak'taki Kürt bölgesi kaynaklı petrolü Irak'ın petrolü olarak görerek uluslararası ticarete açıyor. Daha doğrusu, açılmasına Ceyhan üzerinden izin veriyor. Türkiye'nin ABD ile ters düşen dış politikasının önümüzdeki dönemde nasıl sonuçlar doğuracağını merak ediyorum. Ancak, kimsenin kimseyle inatlaşabileceği bir ortam söz konusu değil. Irak başbakanı Maliki bile ülkeyi bir bütün olarak tutmak niyetinde değil. ABD, 2003'teki gibi olmasa bile danışmanlar adı altındaki bir askeri ekiple Irak'a geri döndü. İran da bölgede askeri nitelikli yoğun gözlemler yapıyor.

Sözünü ettiğimiz bölge Mezopotamya. Büyük İskender'in meşhur doğu seferi sırasında Orta Doğu çok güzel bahçeleriyle meşhurdu. Mezopotamya'nın bahçelerine Farsça'da "peyri daize" deniyordu. Yani, "duvarla çevrili yer". İskender'in askerleri bu bahçelerin muhteşem görüntüsü karşısında Farsça kelimeyi hemen öğrendiler. Farsça'daki peyri daize, Yunanca'ya "paradeisos" olarak girdi ama anlam değişikliği ile. Paradeisos, Mezopotamya'nın görkemli bahçelerinden ilham alarak "hoş ve güzel yer" anlamıyla girdi Yunanca'ya. İngilizce'de cennet anlamına gelen "paradise" kelimesi de Yunanca'dan türetildi.

Cennet, uzun bir zamandır cehenneme dönmüş durumda. Aynı dinin insanları acımasızca öldürüyorlar birbirlerini. Din ve mezhep savaşlarını hiçbir zaman anlamadım. Anlamaya niyetim de yok ama Irak'ta durum kötü. Sıfır sorun odaklı dış politikamız bizi Orta Doğu'da sıfırlayan bir sürece girdi. Fakat, ABD de Irak'ı gereksiz yere bir arada tutmak derdinde. Irak'ta kimsenin böyle bir derdi yok oysa.

Sonuç itibariyle, bizi bıktıran bir gündem bir yanda dururken, bir de rahatsız eden başka bir gündem ilave oldu. Beni şahsi olarak ilgilendirmeyen cumhurbaşkanlığı seçimi de yolda. Yorulmakta haklı olabilirim gibi bir fikre kapılmaya başladım.

Arda Tunca
(İstanbul, 27.06.2014)