Pages

Friday, May 16, 2014

Soma'da Son Bulmak

Neden güç tek elde toplanmamalıymış? Meclis'te yolsuzluk ya da Soma için araştırma komisyonu kurulabilsin diye.

Neden kuvvetler ayrılığı ve iktidarın denetlenmesi gerekliymiş? Yolsuzluklar ve Soma konuşulabilsin, gerçekler ülkenin sahibi olan 76 milyon tarafından tüm çıplaklığı ile öğrenilebilsin diye.

Neymiş? Kuvvetler ayrılığı denen şey entel dantel bir muhabbet değilmiş. Meğer, Soma'daki madende, yer altında mahsur kalan işçinin, ölen canların, yani en içimizden birilerinin günlük hayatıymış aslında.

Soracağız ve sorgulayacağız. Sorduklarımıza ve sorguladıklarımıza eften püften deseler de soracağız ve sorgulayacağız. Tekme atanın, tekme atanı savunanın görevinden ayrılmasını talep edeceğiz.

Halk acısını haykıracak. Haykırmayınca, kurduğunuz düzen tıkır tıkır işlemeye devam edecek diye hoşunuza gidecekti değil  mi?

19 yaşındaki gencimizin 3 sene önce işe alındığında 16 yaşında olduğunu bileceğiz ve biz de mi Çin gibiyiz diye soracağız.

Yerin altında mahsur kalanların acısını yüreğimizde hissedecek, yukarıda her şey mevzuata uygundu diyenlerin bizi aptal yerine koymasına kızacağız, öfkeleneceğiz.

Halk aptal değildir. Halk, eğitimsiz bırakılır. Halk, kendine muhtaç hale getirilir. Böylece halkın tasması ele alınır ve halkla kukla gibi oynanır. Halk, tasmayı elinde tutanların istediği formata getirilir. O format, bazen dinle, bazen futbolla, bazen ırkla, bazen parayla, bazen de başka bir şeyle oluşur. Ama halk madende ölür, olağan şeydir. Ayda 1.800 TL'ye sokarsın yerin yedi kat dibine halkı.

En büyük paye nedir bizleri ülkeye bağlayan? Vatandaş olmak! Başka kimsede olmayan birer kimlik numaramız var değil mi? Madende ölmemek sadece bir tesadüf değil mi? Bugün sen, ben, biz yoktuk orada. Anamız, babamız, arkadaşımız, kardeşimiz, dostumuz yoktu orada. Bir gün orada olup olmayacaklarını biliyor muyuz? Olmayacağından emin miyiz?

Soracak ve sorgulayacağız aydınlanmak için. Aydınlanmak, idrak etmektir, özümsemektir. Kaderde, birilerine gebe kalmak yazılmışsa da, bundan kurtulmaya çalışmaktır aydınlanmak.

Neden kaç kişinin mahsur kaldığının bilinmediğini sormaktır aydınlanmak. Mevzuata uydun ama yer altında öldük, bana mevzuat hikayeleri anlatma diye haykırmaktır aydınlanmak. Hesap sormaktır aydınlanmak.

Acı, keder, ızdırap ve üzerine asap bozukluğu. Neden? Alay edilmekten. Muktedirler, güç kaybetmemek için soranı, sorgulayanı rant devşirmeye çalışmakla suçlarlar. Yine yapıyorlar, yapacaklar. Siyaset yapıyorsunuz diyorlar, diyecekler. Düşünen kafalara onlar için zararlı fikirler üşüşüyor çünkü.

Suçlamak, savunmak için kılıf uydurmaktır bazen. Siyaset üzerine sadece siyasetçi, yani kendileri konuşsun istedikleri içindir suçlamaları. Evinde, işinde, kendi hayatını sessizce sürdürenin rantı mı olur? Sokaktaki vatandaş rant devşirmeye mi çalışabilir? Hele ki ölüm üstünden.

Tüm bu yaşananlardan sonra en acısı da umudun yokluğu. Kaderidir bu ülkenin böylesi acılardan sonra "Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür, halkımız bu acıları aşacak durumdadır, devletimiz gerekeni yapacaktır" saçmalıklarını dinlemek.

İnsanlar gözyaşı döküyor, sokaktaki simitçinin gözleri doluyor parayı uzatırken nasılsın bugün dediğimde. Soma'da, Kırkağaç'ta yakınları olanlarla konuşuyorum, anlatılanlar nefesimi daraltıyor. Dört gündür, sadece çalışmaya çalışan ama çalışamayan insanlar her yerde. Madendeki işçileri düşününce, kendi yatağında gece uykuya dalmayı yediremiyor, utanıyor insanlar. Hepsi bu anlattıklarımı anlatıyor, yakınıyor. Siyaset yapıyorlar değil mi bu insanlar? Siyasi rant devşiriyorlar değil mi?

Soma'daki acı, her yerinde Dünya'nın. Facia, önce dram oluyor, ardından resmi açıklamalarla öfke bulaşıyor duygulara.

Yüreklerin kulakları sağır, hava kurşun gibi ağır.

Arda Tunca
(İstanbul, 15.05.2014)