Pages

Monday, May 5, 2014

Beklentilere İlişkin Senaryolar

Haftalık bazda yaptığım ekonomik değerlendirmelerin hepsini yazıya dökmüyorum ama bazı haftaların beklenen gelişmeleri ilgili yılın tarihine not düşmek için yazıya aktarılmayı gerektiriyor. İçinde bulunduğumuz hafta, bazı açılardan önümüzdeki günlere ait bazı kritik gelişmelere işaret ediyor olabilecektir. Daha da önemlisi, beklentilerin şekillenmesinde önemli rol oynayabilecektir.

Türkiye ekonomisi, siyasetin gölgesinden çıkmış durumda. Hem 30 Mart yerel seçimleri, hem de 17 Aralık yolsuzluk operasyonunun oluşturduğu kasvetli siyasi atmosferin piyasalar üzerindeki olumsuz yansımalarının ortadan kalktığını söyleyebiliriz. Borsanın genel ekonomik performansın bir ölçüsü olmadığı kesin ama piyasaların nabzını tutmak ve özellikle yabancı yatırımcıların Türkiye'ye olan ilgilerini anlamak için önemli. BİST, yıl başından bu yana ortalama 66.918 değerine ulaşmış. 3 Mart'ta, 61.189 değeriyle yıl başından bu yana gördüğü en düşük noktaya gerilemiş. 2 Mayıs'ta ise 75.159 ile yine yıl başından bu yana ortaya koyduğu en yüksek performans değerini elde etmiş. Yani BİST, yılın en iyi günlerinde şimdilerde.

Gösterge faiz, 24 Mart günü %11.60 ile yılın zirvesini gördükten sonra 2 Mayıs tarihini %9.14 ile kapattı. Yani, yaklaşık 2.5 puanlık bir düşüş söz konusu oldu. Seçim öncesi gerginlik ve sonrasında yumuşayan havayı gösterge faiz üzerinden de okuyabiliyoruz.

TL/USD kuru ise 24 Ocak'ta 2.3365 ile yıl başından bu yana en yüksek seviyeyi gördükten sonra 8 Nisan'da 2.0921'e kadar gerilemiş. Yıl başından 5 Mayıs'a kadar ortalama 2.1880 değerine ulaşmış ve 5 Mayıs itibariyle kabaca 2.10 değerinin hemen altında bir seviyede seyrediyor.

Yukarıda verdiğim değerler, 5 Mayıs verileri haricinde gün sonları itibariyledir. Piyasaların bir süredir siyasetin güdümünden kurtulduğunu ve yılın en olumlu havadaki günlerinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, "piyasa" kelimesini kullandığımı ama "ekonomi" ifadesini kullanmadığımı özellikle belirtmek isterim. Nedeni, ekonominin yapısal sorunlarında saklı.

Geldiğimiz nokta, 30 Mart yerel seçimleri sonrasında başlayan olumlu piyasa atmosferinin devam etmekte olduğunu gösteriyor. Oysa, seçimlerin hemen sonrasındaki havanın geçici olduğu kanısı hakimdi. Bu havanın kalıcı olduğunu söylemek için henüz erken belki ama piyasalar açısından bu olumlu atmosferin beklenenden daha olumlu bir hale geldiğini söylemek mümkün.

Öncelikle, 28 Ocak'taki olağanüstü PPK toplantısına kadar ağır eleştiriler altındaki TCMB, ana misyonuna bağlı kalacağını ifade eden mesajlarla piyasalara güven verdi. Kaybolmuş kredibilitesini ve inandırıcılığını piyasalar nezdinde büyük ölçüde geri kazandı. Bir merkez bankası için inandırıcılığı kaybetmenin para politikasını işlemez hale getireceğini düşünecek olursak, para politikamız bir felaketin eşiğinden döndü diyebiliriz. Hiç olmazsa şimdilik!

Bugün açıklanan ve yıllık bazda %9.34 değerine ulaşan enflasyon bir hayli yüksek. BİST olumlu giderken, gösterge faiz düşerken, kur gerilerken, kısa vadeli yabancı sermaye girişlerinin var olduğu gözlemlenmekteyken ve enflasyon parasal istikrar açısından ürkütücü bir hale gelmekteyken hükümet kanadından yükselen "faiz insin" baskıları da şimdilik ortadan kalkmış gözüküyor. Dolayısıyla, TCMB bağımsızlığı konusundaki hararetli tartışmalar da duruldu. Enflasyon dışındaki unsurlar (siyasi kutuplaşma, toplumsal gerginlik, v.s.) faiz indirimini haklı gibi göstermekteyse de TCMB'nin ana işlevinin parasal istikrarı sağlamak olduğunu ve yükselen enflasyonun TCMB'nin faiz indirimini gündeme almasını engellediğini özellikle vurgulamak gerekiyor. Zira, kısa bir süre öncesine kadar enflasyonun yükselme potansiyeli faizle ilgili tartışmalarda göz ardı ediliyordu.

Türk piyasalarının beklenenden daha olumlu bir havaya girmesinde küresel belirsizliklerin payının da olduğunu belirtmekte fayda var. Ayrıca, yüzdesel olarak ortaya çıkan toparlanmanın, 2013'ün son çeyreğinde beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmış olan olumsuzlukların bir anda terse dönmüş olmasından kaynaklandığını da belirtmek gerekiyor.

Enflasyon cephesinden kötü haber geldi bugün. Haftanın geri kalanında izlenecek en önemli gelişmeler, Fed başkanı Yellen'in konuşmaları ve ECB'nin vereceği kararlar olacaktır.

Bilindiği üzere Fed, işsizlikte %6.5 ve enflasyonda azami %2.5 kriterinden vaz geçerek daha geniş makro ekonomik verileri kriter alarak faiz artırımını gündemine alacağını belirtmişti. Nitekim, işsizlik %6.3'e geldi ve enflasyon %2.5'in bir hayli altında ama faiz artırımı 2014 için gündemde yok. Çünkü, Avrupa'dan gelen verilerin olumlu bir trende girip girmediği bilinmiyor. Çin'in %13-14 civarındaki büyüme oranlarından %7.5 civarına inmiş olması küresel talep koşullarını aşağı yönde belirliyor. Ayrıca, ortada bir Ukrayna krizi var ve ülkede iç savaşın başladığını ifade edebilecek noktaya geldik gibi. Yani, Fed'in faiz artırımı için adım atmasını zorlaştıracak çok sayıda belirsizlik var.

ECB, %0.25'lik faizi indirmek ve/veya parasal genişleme başlatmak seçenekleriyle karşı karşıya. Faiz indiriminin etkinliği son derece zayıf olacaktır. Tek başına, neredeyse hiçbir işe yaramaz. Parasal genişlemenin ise ne kadar işe yarayacağı ayrı bir tartışma konusu. Avrupa'nın uzun yıllar sürecek bir zayıf ekonomik performans sürecinde olduğu çok açık. Bir birlik olmak adına atılacak reform nitelikli yapısal adımlar atılmadıkça Euro Bölgesi'nin kalıcı bir sağlıklı yapıya kavuşması mümkün değil. Parasal genişleme ya da genel olarak para politikalarıyla atılacak adımlar ancak zaman kazanılmasını sağlayabilir.

Klasik ticari bankacılığın ekonomi içindeki payı Avrupa'da ABD'dekine göre çok daha yüksek. Ancak, ABD Hükümeti'nin büyük Amerikan bankalarına verdiği destekle bu bankalar öz sermayelerine $500 milyarlık bir katkı yaparken, Avrupa'daki bankalar ancak €235 milyarlık katkı yapabildiler. Dolayısıyla, ECB'nin parasal genişlemeyle atacağı bir adımın gelişmekte olan ülkelere bir sermaye hareketi başlatmasının etkisinin Fed'in parasal genişlemesindeki kadar olacağı düşüncesinde değilim. Ancak, böylesi bir adımın piyasalarda yaratacağı olumlu algının etkisiyle Türk piyasalarının yatırımcılar için olumlu fırsatlar sunabileceğini de göz ardı etmemek gerekir. Fed ve ECB'nin rakamsal etkileri ve piyasaların ortaya koyduğu sonuçlar arasındaki korelasyon incelendiğinde nasıl bir sonuç ortaya çıkabileceğini şimdiden merak ediyorum. Tabii, ECB parasal genişlemeye giderse.

Bu hafta, Fed ve ECB üzerine yoğunlaşarak hiçbir önemli söylem ya da karar çıkmasa bile yoğun bir şekilde olası para politikaları üzerine yorumlar yapılacaktır. Ekonomide beklentilerin önemi eski on yıllara göre çok daha fazla artmış durumda. Fed ve ECB üzerine bu kadar çok senaryonun yazıldığı bir dönemde hem Yellen'ın konuşmaları ve hem de ECB'nin para politikalarına ilişkin karar haftasında olması piyasalar açısından önemsenmesi gereken unsurlar. Piyasalar, yılın kalanına ilişkin sinyaller arayacaktır. Yine altını çiziyorum: Yellen'den öngörülebilirlik unsurlarını artıran söylemler, ECB'den de hiçbir yeni karar çıkmasa bile geleceğe yönelik beklentilerin oluşması açısından önemli bir haftadayız.

Yukarıda anlattıklarımdan sonra konuyu yine bize bağlayarak yazıyı bitireyim. Önümüzdeki aylarda TCMB faizi indirebilecek koşullara ulaşsa bile düşen faizin o seviyede ne kadar kalabileceğini kestiremeyiz. Fed, verdiği likiditeyi yılın son çeyreğinde sıfırladığında ve ECB'nin olası parasal genişlemesinin etkileri Fed'inki kadar olmadığında ve ABD'deki faizlerin olası artışı yaklaştığında TCMB de mesela yaz aylarının ortalarında ortaya çıkacak faiz oranını uzun süre koruyamaz. Ne zamana kadar ve hangi seviyelerde? Bugünden bilemeyiz. Önemli olan senaryoları ortaya koyabilmek şu anda.

Arda Tunca
(İstanbul, 05.05.2014)