Pages

Friday, April 18, 2014

Yüksek Petrol Fiyatları: Rusya’nın Yapısal Çelişkisi

Aşağıdaki yazı, Nisan 2012'de CFO World dergisi için yazılmıştır. Ukrayna krizi nedeniyle Rusya'ya uygulanması muhtemel ekonomik yaptırımları düşünürken Putin'in yeniden başkan olacağı günler yaklaşırken yazdığım bu yazıya başvurma ihtiyacı hissettim. Amacım, Rusya'nın son 2 yılda değişmeyen niteliksel özelliklerini topluca hatırlamak idi. Aşağıdaki verilerin büyük bir kısmı elbette ki değişti ama yine de güncelleme yapmak istemedim. Zira, Rusya'da Putin'li günler yeniden başlarken ülkenin hangi noktada olduğunu hatırlamak bugünü analiz etmek için daha önemli geldi bana. Bugünün rakamları zaten mevcut. Yazıyı da aşağıda sizlerle paylaşıyorum. Umarım, bugünkü durum hakkında daha detaylı yorumlar yapabilmeye katkısı olur.

Petrol fiyatlarının yükselişi nedeniyle dünya ekonomisinin olumlu bir gidişat sergileyeceğine dair beklentilerin yara aldığı bir dönemdeyiz. Makro ekonomik dengeler üzerinde en büyük etkiye sahip emtia kuşkusuz ki petrol. Petrol fiyatı yükseldiğinde, artan maliyetler nedeniyle enflasyonist beklentiler artıyor, tüketim kısılma eğilimine giriyor. Zaten büyük sorunlarla boğuşan dünya ekonomisinin nasıl toparlayacağı kaygısı yüksek petrol fiyatları nedeniyle ekonomi gündemindeki ağırlığını yoğunlaşarak hissettiriyor. Diğer yandan da, petrol kaynakları zengin olan ülkelerin ekonomik açıdan çok daha güçlendikleri de düşünülüyor. Herkesin aklına gelen ülkelerden biri de Rusya. Petrol fiyatı yükselince, Rusya’nın da ekonomik olarak güçlendiği ve bu sayede uluslararası politikada da elinin güçlendiği düşünülüyor. Ancak, Rusya’da durum herkesin düşündüğü gibi değil. Pekiyi nasıl ve neden?

Petrol fiyatları, tarihi zirve olan $147 seviyesini gördüğü 2008 krizinden bu yana sürekli gündemdeki yerini korudu. Her ne kadar fiyatlarda zaman zaman istikrarsızlıklar baş gösterdiyse de, petrol istikrarlı bir şekilde gündemde kaldı. 2008 krizinden önceki aylarda, Çin ve Hindistan kaynaklı talep baskısı nedeniyle fiyat yükseldi. Daha sonra kriz nedeniyle talep düşmeye, buna paralel olarak fiyatlar da inmeye başladı. Ardından, Arap Baharı nedeniyle petrol arzında aksamalar meydana geleceği kaygıları ortaya çıktı. Petrol fiyatları yeniden yükselişe geçti. Diğer bir gelişme de Avrupa’da baş gösteren borç kriziydi. Avrupa’daki sorunlar, petrol talebinin daralacağı düşüncesiyle Arap Baharı’nın petrol fiyatını yükselten etkilerini bir miktar dengeledi. Bu dengeyle, 2011 yılının sonlarında $100 civarında dolaşan petrol fiyatlarıyla karşı karşıya kaldık. Fakat, yıllardır süren İran sorunu bir uluslararası politika krizine dönüşmeye yüz tutunca, petrol fiyatları yeniden yükselişe geçti ve 2012’nin ilk çeyreği sonunda $125 civarlarında bir fiyat patikasına oturdu.

Petrol fiyatlarını belirleyen pekçok uluslararası gelişmeyle beraber, fiyatların da yüksek olarak niteleyebileceğimiz yerlerde dolaştığına tanıklık ettik. Bu fiyat koşulları, petrol gelirlerine büyük ölçüde dayalı olan ülkelere pozitif olarak yansıdı ama Rusya, yüksek fiyatlardan yararlanması gerektiği kadar yararlanamadı. Rusya ile aynı kategoride görülen BRICS ülkelerinin diğerleri küresel durgunluk ortamının olumsuz etkilerinden Rusya’ya göre daha süratli bir şekilde çıkış yolu buldular. 2011 yılında, gelişmekte olan ülkeler ortalama olarak %5.5 oranında büyürken Rusya, %4.3’te kaldı. Ülke, 1998’de yaşadığı krizden 1 yıl 9 ay gibi bir sürede çıkabilmişken, 2008 krizinin etkilerinden ancak 3.5 yılda çıkabildi.

Rusya’nın 2012 yılı büyüme beklentisi %3.5. Dünya Bankası’nın çalışmalarına göre, 2007-2011 arasında birikimli olarak gerçekleşen büyüme, 2007 yılından yapılan tahminin %20 oranında aşağısında kalmış durumda. Oysa, gelişmekte olan ülkeler için bu oran %5 ile sınırlı kaldı.

Rusya, elde ettiği petrol gelirlerini verimli kullanamıyor. Ülkede yaşlanan bir nüfus var. Dolayısıyla, ekonominin itici gücü olacak eğitimli insan kaynağını geliştirmekte büyük zorluklarla karşı karşıya. Genç bir nüfusun getireceği ekonomik dinamizmi yaratamamak nüfustaki yaşlanmanın en önemli etkisi. Nüfusu gençleştirmek için ailelerin üçüncü bir çocuğa sahip olmaları konusunda ekonomik teşvikler geliştirilmiş durumda. Bu teşvik programının Rusya’ya yıllık maliyeti $4.6 milyar civarında.

Rusya’da çalışan nüfus son derece verimsiz. İşgücü verimliliği, O.E.C.D. ülkelerindeki ortalama verimin ancak %43’ünü yakalayabilmiş durumda. Yani bir Rus çalışanı, herhangi bir O.E.C.D. ülkesi çalışanının ortalama 100 birimlik üretim yaptığı bir sürede ancak 43 birimlik üretim gerçekleştirebiliyor.

Rus iş adamlarının uzun vadeli yatırım yapmak konusunda çekinceli olmaları da ekonomik ivmenin arzulanan noktaya gelmesini engelliyor. Ülkenin içinde bulunduğu yapısal sorunlar, risk iştahının düşük olmasına neden oluyor. Zira, verimsiz çalışan ve yaşlanan bir nüfusa güvenerek iş yapma kültürü geliştirilemiyor.

Altyapı yatırımlarının henüz tamamlanamamış olması da risk almaya hazır olan girişimci sınıfın iştahını kaçırıyor. Enerji konusunda bu kadar doğal kaynak zengini olan bir ülkenin enerji kullanımı verimsizliği nedeniyle boşa harcadığı enerji miktarı, İngiltere’nin bir yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde. Zira, enerji kullanımı için kullanılan altyapı, halen 1960’lı yıllardan kalma. Bu altyapının ayağa kaldırılması için harcanması gereken paranın $320 milyar olması gerektiği tahmin ediliyor.

Ekonominin ihtiyaç duyduğu yatırımları desteklemekten yoksun bir nüfus, verimsiz işgücü ve bu nedenlerin yarattığı düşük risk iştahı nedeniyle Rusya’da yeterli sermaye yatırımı yapılması mümkün olamıyor. Bu nedenle, elde edilen petrol gelirleri ekonomiye katkı sağlayacak alanlara yönlenemiyor. Ayrıca, yüksek petrol fiyatları nedeniyle iyi olduğu düşünülen bütçe ve kamu dengesi verileri de halka karşı politik malzeme olarak kullanılabiliyor. Diğer bir ifadeyle, yüksek petrol fiyatlarının ortaya koyduğu manzara, yapısal sorunların üstünün kolayca örtülebilmesinde politikacılara yardımcı oluyor.

Mayıs ayında ülkenin üçüncü kez başına geçecek olan Putin, bütçe fazlasının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının %0.8 ve kamu kesimi borcunun gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının %10 olduğunu anlatarak, ücretlerde ve emekli maaşlarında %1.5’lik, savunma harcamalarında ise %3’lük artışa gideceğini dile getiriyor. Bu kalemlerde planlanan harcama artışlarının bütçeye $98 milyarlık ilave bir yük getireceği tahmin ediliyor.

Rusya’da kamu maliyesi, vergi gelirlerinin yarısını petrol ve doğal gaz satışları üzerinden elde ediyor. Bu şartlar altında, Rusya’nın bütçe harcamalarında gerçekleştireceği %1’lik bir artışın bütçe dengesini bozmaması için petrol fiyatlarının $10 yükselmesi gerekiyor. 2008 yılından bu yana yüksek seyreden petrol fiyatları, politikanın eline populizm silahını vermiş durumda ama Rusya’yı uzun vadede önemli yapısal sorunlar bekliyor. Ülkedeki kamu kesimi çalışanlarının ücretlerinin çok düşük olduğu ve ancak ek işler yaparak ekonomik olarak ayakta kaldıkları biliniyor. Sosyal çalkantılar yaşanmaması için bu cephede de birşeyler yapılması gerektiği kesin. Ancak, petrol ve doğalgaz kaynaklı gelirlerin ekonominin çarklarına girebilmesi için bu gelirlerin verimli kullanımını sağlayacak fiziki ve beşeri altyapıya ihtiyaç var. Aksi takdirde, bütçe gelirlerinin türünün çeşitlenmesi mümkün olamayacak. Oysa ki Rusya’nın yapması gereken, iç ekonomik dengelerinde dinamizmi ve verimliliği arttıracak yatırımlara girişmek.

Putin üçüncü kez iktidara gelirken, populizm ile kısa vadeli değil, altyapı yatırımları planlarıyla uzun vadeli hedefleri halkına anlatmalıydı. Yüksek petrol fiyatlarının bir peçe gibi üzerini örttüğü yapısal sorunları halkıyla paylaşmalıydı. İktidara yürünürken gün kurtarıldı belki ama ülkenin uzun vadedeki geleceği bir hayli zorda.

Arda Tunca
(İstanbul, 15.04.2012)