Pages

Friday, April 4, 2014

Türkiye'nin Siyasi Açmazı

Türk toplumunu bir birey olarak kabul edecek olursak, bu bireyin son dönemlerdeki ruh halinin pek iyi olmadığını gözlemliyoruz. Büyük bir toplumsal gerginlik, sinir bozukluğu ve toplumun çeşitli kesimleri arasında tahammülsüzlük yaşanıyor. Türkiye, yönetilmesi çok ama çok zor olan bir ülke. Hem toplumsal yapımız, hem de içinde bulunduğumuz coğrafi bölge nedeniyle iç ve dış gelişmelerin yoğun etkisi altındayız. Dolayısıyla, Türkiye'yi yönetmek için hem yönetenlerin, hem de genel olarak toplumun etrafımızda olup bitenleri iyi anlaması ve yorumlayabilmesi gerekiyor. Yani, açık görüşlü ve temel eğitimi sağlam bir ülkeye sahip olmaktan başka çaremiz olmadığı anlamına geliyor bu. Fakat, içinde bulunduğumuz durum böyle değil. 30 Mart seçimleri ve sonrasında yaşanan gelişmeler ve değerlendirmeler bu mesajı çok net olarak verdi.

Öncelikle, seçim sonuçlarına herhangi bir partinin itiraz edip, daha sonra seçimi herhangi bir başka partinin kazanabilmesi karşısında şaşkınlık içindeyim. Oylar yeniden sayılmasa, ilk yapılan sayım sonucunda seçimi kazanmayı aslında hak etmeyen bir parti bir yanlışlık sonucunda mı ilgili belediyeyi yönetecekti yani? Seçim sonuçları belediyeler bazında güven vermese de, büyükşehirlerde belediye meclisi ve diğer illerde il genel meclisi temel alınarak bir genel seçim sonucu çıkarmaya çalışılınca ortaya çıkan sonuç analiz yapmayı mümkün kılıyor.

Bu seçimlerden çıkardığım sonuçları, genel siyasi görüşlerimle beraber değerlendirdiğimde şu tespitlere ulaştım.
  1. AKP, son genel seçimde aldığı %49.8 oranından %43.3'e gerilemiştir. Yani, 2.5 milyon seçmen AKP'den vaz geçmiştir. Ancak sonuç, AKP için yine de başarıdır.
  2. AKP'nin oy kaybı, seçimler öncesinde yaşanan gelişmeler karşısında beklenenden daha düşük kalmıştır. AKP'nin seçim kazandığı bölgelerde yaşayanların çeşitli iletişim ve haber kaynaklarını kullanma alışkanlıklarının çok zayıf olması, bu kaynakları sık kullanmaya alışkın olan kesimlerdekilerle genel AKP seçmeni profili arasında belirgin bir algı farklığı yaratmıştır. Bu nedenle, AKP'nin oy oranındaki düşüş beklenen boyutta olmamıştır. Ayrıca, ulusal medya kuruluşlarının iktidardan gelen baskılar sonucunda serbest yayın yapamamış olmaları da AKP ile ilgili olumsuzlaşan algının kırsal kesimin derinliklerine ulaşamamasına neden olmuştur.
  3. Seçimler öncesinde, siyasi partilerin sert ve kutuplaşmayı artıran söylemleri partilerin tabanlarını sağlamlaştırmaya yönelik bir çabası olarak ortaya çıkmıştır. Böylece, birkaç puanlık faklarla da olsa partilerin genel oy oranları son birkaç seçimde kemikleşen bir yapıya bürünmüştür. Rasyonel ve mantıklı düşüncenin yerini, tarafların duygusal kenetlenmeye yöneldiği bir süreç almıştır.
  4. Seçimlere gidilirken, AKP tarafından Gezi protestoları ve 17 Aralık süreci benzer bir amaç taşıyor gibi gösterilmiştir. Oysa, Gezi'deki sosyolojik yapıyla 17 Aralık'ı başlatan siyasi yapılanmanın birbiriyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu iki olayda da iktidara karşı olanların sadece iktidara karşı olmak dışında hiçbir benzerliği bulunmamaktadır.
  5. Ana muhalefet, aldığı %25.6'lık oy oranını bir başarı gibi göstermeye çalışmakla, hem kendi seçmen tabanını, hem de kendisine ödünç oy verenleri büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Aslında, Türk Halkı'nın siyasal eğilimleri düşünüldüğünde, CHP'nin tespiti belki de doğrudur. Zira, CHP'nin mevcut yapısı ve siyasi yaklaşımlarıyla alabileceği azami oy oranının %30 olabileceğini düşünmekteyim. Doğu illerimize miting yapmaya dahi gidememiş ve bu yöredeki bazı illerde %1-2 civarında kalan oy oranlarıyla herhangi bir partinin iktidar olabilmesi ve genel oy oranını artırabilmesi mümkün değildir.
  6. Seçim sürecinde, CHP'nin 17 Aralık operasyonundan medet uman ve bu nedenle kendisini cemaate yakın gösteren tavrı, CHP'nin kendisinin ortaya atabildiği hiçbir projesinin olmadığı yönündeki genel kanıyı güçlendirmiştir. CHP lideri, başçalan sözü ve yolsuzluklarla ilgili iddialar dışında meydanlardan geriye hatırlarda kalacak bir söylem bırakamamıştır.
  7. Bu seçimle ortaya çıkan manzarada, CHP'ye verilen ödünç oyların bundan sonra nasıl yönleneceği önem kazanmıştır. Bu ödünç oyların ne kadarlık bir puana tekabül ettiğini bilmiyoruz ama bir sonraki seçimde bu oyların çeşitli partilere dağılma ihtimali vardır. Zira, iktidarın yanında olmayan ama ana muhalefetin de yanında olmayan ancak sırf bir muhalefetin var olduğunu iktidara hissettirmek için oy veren kesimlerin genel olarak Türkiye'nin siyasi yapısına ilişkin umutsuzlukları söz konusudur.
  8. AKP, belediyecilikte başarılı bir partidir. Türkiye'nin sosyolojik yapısına bakıldığında, sadece belediyecilik hizmetlerine odaklanarak AKP'ye oy veren çok büyük bir kitle bulunmaktadır. Ana muhalefet ve diğer muhalefet partileri bu kesimlere neredeyse hiç ulaşamamaktadır. Bu kesimler, hukukun üstünlüğü, demokrasi, adalet, gelişmiş insan haklarının tesisi, çoğulculuk gibi kavramlar yerine çok daha temel ihtiyaçlarının karşılanmasına önem vermektedirler.
  9. AKP seçmeni olmayan kesimlerde ise, hukukun üstünlüğü, demokrasi, adalet, gelişmiş insan haklarının tesisi, çoğulculuk gibi kavramlar öne çıkabilmektedir. Ancak bu kesimler, Türkiye'de bu kavramlara Türkiye'ye sınıf atlatacak düzeyde odaklanabilecek herhangi bir siyasi partinin bulunmadığını düşünmekte ve kendilerini Türkiye'nin geleceğine yönelik olarak güvenle bakabilecek gibi hissetmemektedirler. Hem AKP'nin siyasi felsefesini benimsememekte, hem de modern bir ülke standartlarını tesis edebilecek ve Türkiye'yi Dünya ölçeğinde farklı bir noktaya taşıyacak bir siyasi oluşumun varlığını tespit edememektedirler.
Hiçbir iktidarın alternatifsiz olması hiçbir demokrasi için olumlu değildir. Türkiye, bu alternatifsizliği yaşamaktadır. İhtiyaçlar hiyerarşisine göre, bu hiyerarşinin alt katmanlarına odaklanmış büyük bir kitle ve yukarısına odaklanmış küçük bir kitle ile karşı karşıyayız. Türkiye'de, her iktidarın karşısında görmek isteyeceği eşi bulunmaz bir muhalefet bulunmaktadır. İktidarın giderek otoriter tavır aldığı bir ortamda güçlü bir muhalefetin bulunmaması Türk demokrasisi için büyük bir şanssızlıktır.

Önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi var ve ardından bir de genel seçim. Genel seçimlerin erken yapılacağına dair bazı tahminler bulunmaktaydı bir süredir. Ancak başbakan, bugün itibariyle bu olasılığın olmadığını söyledi.

Önümüzdeki sürecin, genel seçimlere kadar sakin geçmesi ne kadar mümkün? Bunu belirleyen, iktidarın ve muhalefetin tarzı olacak. Türkiye'deki siyasetin kalitesi o kadar düşük ve Türkiye'nin medeniyet adına atabileceği adımlar böylesi bir ortamda o kadar sınırlı ki, bu konulardaki çekinceleri ve endişeleri seçim sonucu da yatıştıramıyor. İktidarın seçimi kazanmış olmasıyla hukukun üstünlüğü (kanunların değil), insan hakları ihlalleri, çoğulculuk, adalet, v.b. medeniyet kriterlerinde iyi yolda olduğumuz sonucu ortaya çıkmıyor. Siyasi açmazımız devam ediyor yani. Kazanan iktidar ama bu siyasi açmaz içinde kazanamayan Türkiye'nin geleceğidir. Bu tespitim ise seçim sonuçlarından bağımsızdır.

Arda Tunca
(İstanbul, 04.04.2014)