Pages

Tuesday, April 8, 2014

Heidegger Neden Nasyonal Sosyalist Partisi Üyesiydi?

Felsefe tarihinin felsefe ile doğrudan ilgisi olmayan ama büyük bir filozofun felsefesine nasıl şekil verdiğinin anlaşılabilmesi için üzerinde çok tartışılan sorularından biridir: Martin Heidegger neden 1933-1945 yılları arasında Nasyonal Sosyalist Partisi üyesiydi? Büyük bir filozof, büyük bir bilim adamı nasıl olur da faşist düşüncelere sahip olabilir? Soruya cevap bulabilmek için çok sayıda araştırmacı uzun zamandır kolları sıvamış durumda. İşin içinden halen çıkılabilmiş değil. Belki de Fermat'nın sayılar teorisi kadar herkesin kafasını kurcalayacak bir konu.

Heidegger, "varlığın doğası" ve "modern teknolojinin ve büyük ölçüde modern felsefi geleneğin insani özellikleri ortadan kaldıran etkileri" fikirleri üzerinde çalıştı. 1927 tarihli "Varlık ve Zaman" (Being and Time) adlı eseri felsefenin başyapıtları arasındadır. Jean-Paul Sartre ve Jacques Derrida vasıtasıyla Fransa'nın entelektüel dünyasında çok etkili oldu. 1933'te Freiburg Üniversitesi'nin rektörlüğüne atandı ve üniversitedeki tüm Yahudi çalışanları işten attı. Üniversitenin eski rektörü Möllendorff, Yahudi karşıtlığını vurgulayan posterleri üniversiteye astırmadığı için görevinden olmuştu ve yerine Heidegger geçmişti. Heidegger'in Nasyonal Sosyalist Partisi üyeliği de, göreve atandığı günden 10 gün sonraya denk gelen 1 Mayıs 1933'te başlamıştı. İlginçtir ki Heidegger, bir Alman ve aynı zamanda Yahudi olan Hannah Arendt ile bir aşk ilişkisi yaşadı.

Kısa bir süre önce, Heidegger'in özel notlarının ilk üç cildi "siyah not defterleri" adı altında yayınlandı. Siyah, kullandığı not defterlerinin kaplamasının siyah olmasından kaynaklanan bir niteleme. Başka bir anlam taşımıyor yani. Yayınlanan ilk üç cilt, 1931-1941 arasındaki dönemde tutulan notları kapsıyor. Yaklaşık olarak 1.200 sayfadan oluşuyor. Yayınevi Frankfurt'ta. Adı, Vittorio Klostermann. Heidegger, 1976'da ölmeden önce tüm eserlerinin yayınlanma sıralamasını yayınevine veriyor. Siyah not defterleri, bu sıralamanın 94 ila 96. ciltlerine tesadüf ediyor.

Siyah not defterleri bugüne kadar Marbach'taki Heidegger arşivlerinde tutuldu ve Heidegger Ailesi dışında hiç kimse tarafından görülmedi. Notların editörlüğünü Peter Trawny yaptı. Kendisi aynı zamanda Wuppertal Üniversitesi'ndeki Martin Heidegger Enstitüsü'nün direktörlüğünü yapıyor. Trawny, fikirsel dünyasının tarihinde önemli etkisi olduğu Fransa'daki bazı çevrelerin Heidegger'in notlarının yayınlanması konusunda çok itiraz ettiklerini ama Heidegger Ailesi'nin notların yayınlanması konusunda istekli olduğunu vurguluyor.

Notların içinden antisemitik, yani Yahudilik karşıtlığı ya da düşmanlığı içeren ipuçları yakalamaya çalışıyor araştırmacılar. Amaç, "Martin Heidegger neden 1933-1945 yılları arasında Nasyonal Sosyalist Partisi üyesiydi?" sorusunun fikirsel temellerini yakalayabilmek.

Not defterlerinin satırları arasında antisemitik öğeler bulunuyor ve ortaya çıkartılıyor. Defterler aslında felsefe üzerine düşüncelerle dolu. Antisemitik ifadelerin yer aldığı satırlar çok az ama var. Trawny'nin değerlendirmelerinden, Heidegger'in Yahudiler'i modern teknolojinin mucitleri olarak görmediğini ama modernitenin bir başka ve hatta en büyük zarar verici gücü olarak gördüğünü anlıyoruz.

Heidegger, sadece 1931-1941 arasında not defteri tutmuyor. 1945-1946 arasını içeren başka not defterleri de var ki onlar geçtiğimiz Ocak ayında ortaya çıkıyor. Bu notları, Heidegger'in sevgililerinden birinin oğlu olan bir şahıs Marbach'taki Heidegger arşivlerine Mart ayında satıyor. Bu not defterlerinde antisemitik hiçbir ifade yok. Bu arada, Heidegger'in 1941-1945 arasında not defterleri olup olmadığını bilen yok. O döneme ait bulunmuş bir defter yok.

Heidegger, 2. Dünya Savaşı sonrasında Naziler'i destekleyen hiçbir ifade kullanmıyor. Hatta, bir ara ayrılık yaşadığı Hannah Arendt ile 1950'de yeniden bir araya gelince Yahudilik ve Holocaust dönemi konusundaki fikirlerinde Hannah Arendt'ten etkilendiği ve antisemitic söylemden tamamen uzaklaştığı biliniyor. Ancak, Cincinnati'deki Xavier Üniversitesi'nden Richard Polt, 1933-34 yıllarına ait seminerlerdeki öğrenci notlarından söz ediyor. Öğrencilerin seminer notları 2009'da Almanya'da yayınlanıyor. Geçtiğimiz Aralık ayı itibariyle İngilizce'leri de ayrıca yayınlanıyor. Bu notlarda "Heidegger'in Semitik (Yahudilik ile ilgili ya da ilintili) göçebelerin Alman dünyasının doğasını ya da temelini hiçbir zaman anlamayacaklar" dediği tespit ediliyor.

Araştırmalar sonucunda, Heidegger'in antisemitik düşüncelere kendisini bir dönem yakınlaştırdığı tespit edilebiliyor. Yani, Hitler döneminin siyasi ve toplumsal havası içinde çalışma yaşamını kesintisiz sürdürebilmek için Nasyonal Sosyalist Parti'nin fikirlerine yakınmış gibi gözükmek istemiş olması ihtimalinin ötesinde, kendisine ait gerçek fikirler olarak ortaya çıkıyor antisemitik fikirler. Fakat, savaş sonrasında bu söylemleri Hannah Arendt'in etkisiyle tamamen bıraktığı görülüyor.

Siyah not defterlerinin içeriği ile ilgili olarak Atlanta'daki Emory Üniversitesi sonbaharda bir seminer düzenliyor. New York'taki Goethe Enstitüsü ise 8 Nisan 2014 günü yine aynı konuda Peter Trawny'yi ağırlıyor (http://www.goethe.de/ins/us/ney/ver/en12393206v.htm). Elbette ki konu sadece Heidegger'in neden Nasyonal Sosyalist Partisi üyesi olduğu değil ama belli bir yere kadar önemli bir tartışma konusu. Goethe Enstitüsü, Trawny'nin konuşma metnini yüklerse sitesine, okuma fırsatı bulacağız.

Bir bilim adamının ırk ayrımı yapan görüşlere sahip olabilmesi ya da bir dönem için bu tip görüşlerden en azından etkilenmiş olması bana şoke edici geliyor. Örneğin, şair Ezra Pound da faşist görüşlere sahiptir. Bir edebiyatçının da bu tarz görüşlere sahip olmasını anlayabilmekte zorlanıyorum. Bilim ve sanat insanlığın gelişimine hizmet etmek amacı taşımaz mı? Öyleyse, ırk ayrımına dayalı fikirleri en azından bilimin ve sanatın yaratıcıları hayatları boyunca ya da bir dönem için nasıl savunabilirler?

Bilimi ve sanatı araç olarak kötü niyetle kullananları, bilimin ve sanatın yaratıcısı olup da insanlığı bir an ya da bir dönem için hiçe sayanlardan daha rahat anlayabiliyorum. Daha doğrusu, onların bu gerçeğinin farkında olduğumu söyleyebiliyorum. Fakat, diğer tarafın gerçeğini fark edebildiğimi söyleyebilmem mümkün değil. Yani, işin kaynağında olanların nasıl bir düşünsel tuzağa düştüklerini hiç anlayamıyorum. Varsa anlayan, lütfen bana da anlatsın.

Arda Tunca
(İstanbul, 08.04.2014)