Pages

Monday, April 21, 2014

Faiz İndiriminin Zamanı Yaklaşıyor mu?

Türkiye, kendi içinde yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 yılındaki genel seçimlerin ortaya koyduğu bir siyasi tünelden geçerken, yurt dışında Ukrayna ve Suriye'deki gelişmeleri takip ediyor. Ekonomi üzerindeki olası siyasi baskılar bu cephelerden gelebilir.2014  Tüm bu siyasi başlıkları beraber değerlendirdiğimizde, son 4 ayın belki de en sakin günlerini geçirmekte olduğumuz söylenebilir. Bu nedenle, ekonominin teknik konularına daha fazla odaklanabilme fırsatını yakaladık ama TCMB'nin para politikası uygulamaları ve faiz konusu hariç.
 
Bir yandan TCMB başkanı Başçı para politikasına ilişkin açıklamalar yapıyor, diğer yandan hükümet kanadı faizle ilgili olarak sürekli fikir beyan ediyor. Herkes fikir beyan edebilir ama ekonomi yönetimi ilkelerini çiğnememek kaydıyla. Fakat, hükümetin her alanda kendi mutlak hakimiyetini kurmak istediğinin bilindiği bir ortamda ekonomi yönetimine ilişkin ilkelerin çiğnenip çiğnenmeyeceği konusunda şüpheler oluşuyor ve TCMB'nin piyasa nezdindeki kredibilitesi ve inandırıcılığı sorgulanır hale geliyor.
 
28 Ocak 2014 tarihli olağanüstü PPK toplantısına giderken yükselen siyasi risklerin yatırımcıları ürküttüğü bir ortam vardı. Dışa bağımlı ekonomik yapımız nedeniyle yabancı yatırımcının Türkiye'den çıkış yapabileceği gündeme geldi ve aniden yükselen kurun ekonomiye verebileceği zararlar endişe yarattı. Bu koşullar altında faizi sert bir şekilde artırmak bir zorunluluk halini aldı. 28 Ocak öncesinde, TCMB'nin uyguladığı faiz ile piyasanın faizi birbirinden kopmuştu. TCMB'nin olağanüstü toplantısıyla gecikmiş bir karar uygulamaya alındı ve kurdaki sert çıkış dizginlendi.
 
Son günlerde, faiz indiriminin vaktinin geldiği söyleniyor. Buna gerekçe olarak aşağıda nedenler sunuluyor:
  • 30 Mart seçimleri bitti ve AKP'nin seçimleri kazanmasıyla öncelikle cumhurbaşkanlığı seçimine giden sürecin sakin geçeceğine dair bir kanı oluştu.
  • Yerel seçimlerin bitmesiyle beraber, 17 Aralık'taki yolsuzluk operasyonu gündemden düştü ve aşırı gergin siyasi hava son buldu.
  • Siyasi havanın sakinleşmesiyle yabancı yatırımcının Türkiye'ye ilgisi canlandı ve sıcak para girişi yeniden başladı.
Bu arada, Moody's tarafından Türkiye'nin görünümüne ilişkin değerlendirmesinde bir kademe aşağı inildi. Bazı yatırım bankaları tarafından da Türkiye için sat tavsiyesinde bulunuldu.

Gelinen noktada, istikrarlı bir seyir izleyen TR/USD kuru, sat tavsiyelerine ve Moody's tarafından açıklanan karara rağmen düşmeyen bir BİST ve yaklaşık son 1 ayda %11.60 seviyesinden %9.7 civarına gerilemiş olan bir gösterge faiz var. Bankalar arası piyasada faizin nasıl gerilediğini anlatan bir yazıyı Uğur Gürses kaleme almıştı. Okunması gerekli bir yazı: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ugur_gurses/faizi_2_puan_dusuren_talimat-1185848

Bütün bu şartlar, faizde bir indirimi gerekli kılıyor mu? Öncelikle TCMB, henüz böyle bir ihtiyaç olduğunu söylemiyor. Geçtiğimiz hafta TCMB başkanı Başçı tarafından yapılan açıklamalar bir faiz indirimi sinyali vermiyor. Ayrıca TCMB, enflasyon oranının Mayıs ayında yılın zirvesine ulaşacağını dile getiriyor. Mart ayı enflasyonunun yıllık bazda %8.4 olduğu düşünüldüğünde, enflasyonda biraz daha yukarısını göreceğimiz sonucu çıkıyor ortaya. Unutmayalım ki, TCMB'nin asli fonksiyonu parasal istikrarı sağlamak. Yani, enflasyonu her şeyden önce dikkate almak. Enflasyon Mayıs'ta zirve yapacaksa, 24 Nisan'daki PPK toplantısından faiz indirimi beklememek gerekir. Ayrıca, Türkiye'de hala yüksek enflasyon var. Ülke, %60'ların konuşulduğu yılların psikolojisini üstünden atamadığı için %8-9 civarındaki enflasyona enflasyon bile demiyor belki ama işin aslı öyle değil.

Ekonomi politikalarının doğru zamanda değiştirilmesi, politikanın kendisi kadar önemlidir. Yukarıda anlattıklarımdan, faizin şimdi indirilmesi gerektiği sonucu çıkmıyor. Enflasyon dışındaki unsurlar faiz indiriminin vaktinin geldiği gibi bir izlenim yaratıyor ama enflasyon konusu gündemde arka planda kalıyor. Oysa, TCMB açısından en önemli değişken enflasyon.

Faiz indirimini Haziran'dan önce gündeme almak erken olur ama siyasi baskılarla sembolik de olsa bir faiz indirimi Mayıs'ta başlayabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. Türkiye, büyümeye odaklanmaya çalışıyor. Büyümek için tasarruf lazım ve bu bizde çok az. Biz de çaresiz olarak dışarıdan tasarruf ithal ediyoruz. Başka türlü büyüyemiyoruz çünkü.

Fed, varlık alımlarını, yani piyasalara verdiği likiditeyi azaltıyor. Varlık alımlarının miktarı azaldıkça gelişmekte olan ülkelerdeki olumsuz etkileri hafifleyecektir. Fakat, bu defa devreye ECB'nin girebileceği olasılığı ortaya çıktı. ECB'nin piyasalara sağlayacağı likidite Türkiye'ye ne yarar ya da diğer gelişmekte olan ülkelere Fed'inkine benzer bir etki yapar mı bilemeyiz. Öncelikle, ECB'nin neler yapacağının netleşmesini bekleyelim ve görelim.

Sonuçta, Türkiye'nin bütün çabası sıcak parayı çekmek üzerine kurulu. Sıcak para, her ülkeye gidebiliyor. Fed, BOJ, ve BoE'nin parasal genişleme yaptığı ve bu kervana ECB'nin de katılma ihtimalinin olduğu yüksek küresel likidite koşullarında çok övünülecek bir durum yok ortada. Cazip getiriyi sağlayabiliyorsanız sıcak para geliyor.

Esas olarak, uzun vadeli doğrudan yatırımların gelmesi ekonomi için bir sağlık göstergesidir ki o cephede hiç umut yok. Çünkü, bir şey yapılmıyor. İşte o tarafta ülkenin düzeninin konuşması lazım. Fakat biz, büyük inşaat projeleriyle ekonomiyi canlı tutmaya çalışıyoruz. Her yanı şantiyelerle dolan Türkiye giderek 1980'lerdeki Özal'lı yılları andırıyor. Mühendislik projesi geliştirmek, halk bana oy veriyor, istediğimi yaparım mantığından vazgeçmekten, demokrasiyi tesis etmekten, kuvvetler ayrılığını tanımaktan ve hukukun üstünlüğünü tesis etmekten falan çok daha kolay çünkü.

Biz bu çıtada devam edelim, zaten hep aynı çıtada gitmeye alışığız. Sorun değil.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.04.2014)