Pages

Monday, April 7, 2014

Faiz İndirimi Konusu

Faiz konusunu Türkiye'de bilimsel bir bakış açısıyla tartışabilmek olanağı pek kalmadı gibi. Ekonomi teorisinin kuralları doğrultusunda, faizin yükselmesi gerektiğini söyleyince faiz lobisinin üyesi olarak damgalanmaya çalışılıyorsunuz. Bu anlamsız tartışmaya hiçbir şekilde girmeden, sadece faizin düşmesi gerektiği yönünde görüş belirten ama bakış açısı bilimsel olan kişilerle sohbet eder gibi ve mümkün olduğu kadar basit bir anlatımla faizin neden şimdi indirilmemesi gerektiğini anlatmaya çalışacağım.

TCMB, bankacılık kesiminin maliyetlerini etkileyen ortalama faiz oranını düşürürse ne olur? Faiz oranının düşmesi, ekonomide kredi kullanım miktarını artırır. Kredi kullanımının artması ile iç talep canlanır. Talepteki artış, enflasyon üzerinde baskı oluşması anlamına gelir. Yıllık bazda tüketici enflasyonu, sırasıyla Kasım'da %7.32, Aralık'ta %7.40, Ocak'ta %7.75, Şubat'ta %7.89 ve Mart'ta %8.39 olarak gerçekleşti. Yani, 4 aylık bir sürede 1.07 puanlık bir artış kaydetti. TCMB'nin kurumsal olarak temel misyonu parasal istikrarı sağlamaktır. Yıllık enflasyon hedefi %5 olduğuna göre, enflasyonu artıracak bir unsuru devreye sokamaz.

Enflasyonda, 4 aydır gördüğümüz kesintisiz artışın temelinde kurlardaki ani yükselişin ve oynaklığın yattığını biliyoruz. Ayrıca TCMB, ekonominin hedefleri doğrultusunda hükümete tabidir ama para politikasını yöneten bir kurum olarak hangi politika araçlarını nasıl kullanacağına kendisi karar verir.

Mümkün değil ama diyelim ki TCMB bir an için enflasyonu pek önemsemedi ve büyümeye destek vermenin daha önemli olduğunu düşünerek faiz oranlarını indirdi. Bu durumda, aylardır BDDK'nın yeni devreye aldığı kurallarla dizginlenmeye çalışılan tüketici harcamaları yeniden yükselişe geçecektir. Bu, cari açığın yükselişe geçmesi demektir. Diğer bir ifadeyle, yurt dışından sağlamak zorunda olduğumuz kaynağın artması demektir. Yani, dışa bağımlılığımızı artırıyor olduğumuz anlamına gelir.

Dışa bağımlılığımızın artması, küresel ekonomik dengeler düşünüldüğünde 2014 yılında alınabilir bir risk midir? Bence, hayır. Çünkü Fed (Amerikan Merkez Bankası), piyasalara sağladığı aylık likidite miktarını azaltıyor. Yani, Türkiye'ye gelmesi muhtemel yabancı sermaye miktarını azaltma riski yaratıyor. Bu risk nedeniyle, cari açığı olan ülkeler geçtiğimiz aylarda kendi piyasalarını cazip kılabilmek için faiz oranlarını artırdılar. Brezilya, Endonezya, Türkiye, Güney Afrika gibi ülkeler faiz oranlarını artıran ülkeler oldular.

Bizim faiz indirimine gitmemiz halinde büyüme oranımız artar ama dışa bağımlı olmamız nedeniyle Türkiye'ye çekmek zorunda olduğumuz yabancı sermayenin de miktarı artmaz mı? Cevabı bulmak için iktisatçı olmaya gerek yok. Basit bir matematiksel mantıkla hemen "evet" cevabı çıkıyor ortaya. Biz faiz oranımızı indirirsek uluslararası sermaye Brezilya, Endonezya, Güney Afrika gibi ülkelere gitmez mi? Bu durumda biz artan büyüme oranımızı finanse edemeyecek durumda kalmaz mıyız? Ayrıca, cari açığımızı son 2 yılda kontrol altına alabilmeyi başardığımız için notumuzu yükselten derecelendirme kuruluşları notları geri alırsa, Türkiye'ye ihtiyaç duyduğumuz kadar yatırımcı gelir mi?

Hiç bilemediğimiz bir kaynaktan ülkeye sermaye girişi sağlanacaksa, bunu bilemeyiz. Elimizdeki veri seti, TCMB, TÜİK, BDDK gibi kuruluşlara aittir. Başka da veriler yok kullanabileceğimiz ya da öngörüsünü yapabileceğimiz.

Hemen akla şöyle bir başka soru gelebilir: Neden ithalat yapmak ve cari açık yaratmak yerine yerli üretim yapmıyoruz? Cevap: Çünkü, sanayimiz ihtiyaç duyduğumuz hammadde ve ara malları üretemiyor. İhtiyacımız olan tüm hammadde ve aramalı sanayi kollarına sahip değiliz. Bu sanayileri kurmak istersek, çok ama çok çalışmalıyız ve küresel oyunu çok akıllıca oynamalıyız.

Sonuç: Faizi indirirsek hem yükselmekte olan enflasyonu körükleyeceğiz, hem de artan büyüme oranı nedeniyle dışa bağımlılığımızı artıracağız. Kendi kaynaklarımızla büyüyemiyoruz zira. Uluslararası sermaye, bir bilgisayar tuşuna basarak parasını Brezilya, Endonezya, Güney Afrika gibi ülkelere götürecek. Çünkü, onlar faiz oranlarını indirmiyorlar. Bu arada, döviz kuru da fırlayacak. Böylece, enflasyonu bir başka açıdan da körüklemiş olacağız.

Faizi indirirsek, imdadımıza belki ECB'nin (Avrupa Merkez Bankası) tasarladığı söylenen parasal genişlemesi yetişebilir. Fed'in yaratmakta olduğu likidite boşluğunu böylece ECB doldurur. Fakat, bu konudaki gelişmeler henüz hiç net değil. Ayrıca, Avrupa'ya karar alma konusunda hiç güven olmaz. Ayrıca biz, neden başkalarının aldığı kararlara güvenerek ekonomimizi yönetelim?

Ekonomide denge kavramı son derece önemlidir. Gerektiği zaman, faiz oranını indireceğiz. İndirmemiz gerekecek çünkü. Ancak, enflasyonun seviyesini, dış dengeleri, kendi ekonomik yapımızı ve gidişatımızı dikkate almadan atacağımız adımlar arzu ettiğimiz sonuçları vermeyecektir. Fed'in atacağı adımları ne zaman atacağı bu kadar belirsizken, 28 Ocak'ta artırdığımız faiz oranıyla kurdaki dalgalanmalara bir istikrar getirmişken ve bu nedenle enflasyonda da belli bir noktada stabilizasyon beklerken, hemen faizi indirmek ekonomimize zarar verecektir.

Yerli sanayimizi çökertmemiş olsaydık, bu yazdıklarımı çok hassas olan dengeleri bu kadar gözeterek analiz etmek zorunda kalmazdık. Fakat, bu faiz tartışmasının bitmesi için bir önerim var. İndirelim faizi yüzde sıfıra, görelim ne oluyor. Ekonomi teorisini test edelim. Türkiye bir laboratuvar olsun bu konuda. Tüm iktisat kitaplarına bir vaka çalışması olarak da geçeriz böylece. Fakat, denemesi hiç bedava değil.

Arda Tunca
(İstanbul, 07.04.2014)