Pages

Wednesday, April 9, 2014

Beşiktaş'ın Dervişi Süleyman Seba

Ortaköy'deki Gaziosmanpaşa Ortaokulu'nda okurken, bir tarih öğretmenleri vardır. Tarih öğretmeni, kendi kurduğu futbol şubesinin o zamanki oyuncularını izletmek ve gençleri spora yönlendirmek için okuldaki öğrencilerini futbol maçlarına götürür sürekli. Valideçeşme'de kurduğu bir kulübü, 1911'de Beşiktaş Jimnastik Kulübü ile birleştirerek, Beşiktaş'ın futbol şubesini kurmuştur. Beşiktaş'ın ilk takım kaptanı ve teknik direktörü olmuştur. Gaziosmanpaşa Ortaokulu'nda okuyan ve Serencebey'de oturan öğrenci, dedem Orhan Tunca, tarih hocaları da Ahmet Şerafettin Bey'dir (Şeref Bey). Beni, ailemde 3. neslin Beşiktaşlı bir üyesi yapan hikayenin köklerinde bu tarihi durum vardır.

1940'ta açılan Şeref Stadı'nı Şeref Bey maalesef ki görememiştir ama ben o statta çok Beşiktaş idmanı izledim. Kabataş Erkek Lisesi'nde öğrenci olduğum 1985-88 arasında, uzun bir öğle teneffüsümüz olurdu. Gündüzlü öğrencilerin okul dışına çıkmalarına izin vardı. Yatılılar ise ancak firar etmek suretiyle okul duvarlarının ötesine atabilirlerdi kendilerini öğle teneffüslerinde. Teneffüs zili çalar çalmaz fırlar, Beşiktaş antrenmanlarını seyredelim diye neredeyse depar atarak giderdik Şeref Stadı'na.

Kaleciler önce Adem ve Zafer sonra da Zalad. Metin, Ali ve Feyyaz'ın çok genç oldukları yıllar. Ulvi, Kadir, Fikret, Rıza, Necdet, Kovaçeviç, Şekerbegoviç, Gökhan, Hüsamettin, Bora, Haluk, Sinan, Serdar, Ziya gibi isimleri önce Stankoviç, sonra Milutinoviç ve daha sonra da Milne döneminde o sahada izledim. Saha bir çamur deryası olurdu yağmurlu günlerde. Stadın hemen yanında bir havuz vardı. Fakat, havuza havuz demek mümkün değil. Yani, ortada bir tesis var diyebilmek neredeyse imkansız.

Benim lise ve üniversite yıllarım Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye karşı üstünlük kurduğu yıllardı ve sahalar çimle kaplı değildi. Sahalarda çimi sadece korner bayraklarına yakın bölgelerde görebilmek mümkündü. Fakat, Fenerbahçe'nin antrenman sahası çimden olduğu ve Beşiktaş'ınki topraktan olduğu için Beşiktaşlı futbolcuların maçlarda daha rahat oynadıklarını düşünürdük. Fenerbahçe'ye karşı elde edilen bu üstünlükte, aslında kötü gibi gözüken koşulların lig maçlarında bir avantaja dönüştüğünü konuşup biraz da eğlenirdik.

Kabataş yıllarım, hem tedavisi mümkün olmayan Kabataş virüsünü soktu bana, hem de Beşiktaş'lılığımı perçinledi. Böylece, Süleyman Seba, Yusuf Tunaoğlu, Sanlı Sarıalioğlu gibi isimlerin çıktığı bir okulda, benim de bir şekilde Şeref Bey'e kadar uzanan aile Beşiktaş'lılığım Kabataş ile birleşmişti. Kabataş ve Beşiktaş virüslerini 1985 yılından bu yana taşımaktayım. Bu virüslerle ilgili olarak herhangi bir doktora müracaatım olmadı. Onlarla yaşamayı çok seviyorum çünkü.

Kabataş'ta yüksek insani değerleri, profesyonel yaşamda ilkeli olmayı, aklımızı evreni algılamak yönünde çalıştırmayı öğrendik. Yaşamın içindeki uygulamalarda da önümüzde çok büyük bir örnek vardı. Bu örnek, mali durumu iyi olmayan, tesisleşmede ezeli rakiplerinin gerisinde kalmış olan bir kulübü aldı ve bambaşka bir yere getirdi. Bunları yaparken, bazı değerleri de aşıladı bizlere. Hem Kabataşlı, hem de Beşiktaşlı Süleyman Seba, bizler için nam-ı diğer Süleyman Ağabey idi bu kişi. Beşiktaş'ın efsane başkanı. Beşiktaş semtinin kimine göre Süleyman Amca'sı, kimine göre Süleyman Dede'si. Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarlarının adı geçtiği anda "Süleyman Seba ayrı tabii" dediği o büyük, efsane başkan.

İnönü tribünlerinde, zamanın Fenerbahçe başkanı Metin Aşık'a küfür edilince ayağa kalkıp tek bir kol hareketiyle binlerce kişiyi kızgınlıkla susturan, ahlaki zafiyetleri ve disiplinsizlikleri işin içinde şampiyonluk kaçırmak da olsa affetmeyen, ne zaman masasına oturacak olsam her seferinde ayağa kalkarak beni her seferinde mahcubiyete boğan Süleyman Ağabey. Sporda büyüklüğün sadece sportif başarılarla olmayacağını bizlere şerefli ikinciliklerle anlatan ve alınan şerefli ikinciliklerde tribünlerde "başın öne eğilmesin, aldırma kartal aldırma" şarkılarının şampiyonluk havasında söylenmesini sağlayan değerleri sadece Beşiktaşlı'lara değil, bütün gençliğe öğreten Süleyman Ağabey. Yaşamı da bir spor gibi görerek, spordaki mücadeleyi bir hayat dersine çeviren Süleyman Ağabey.

Bilse ki hakkında bu kadar methiyeler düzüyorum, canı sıkılır. Hoşlanmıyor hakkında büyük laflar edilmesinden. Bu satırları yazarken bile, haberi olsa kızar şimdi bana diye tedirginim.

5 Nisan'da 88. yaşına girdi efsane başkan. Fakat benden daha beterini, yine bir Kabataşlı ve Beşiktaşlı ağabeyim Rıdvan Akar yaptı. Hakkında bir kitap yazdı Süleyman Ağabey'in: Beşiktaş'ın Dervişi Süleyman Seba. Kitap da yetmiyor gibi, bir de belgesel hazırladı. Süleyman Ağabey'e neredeyse yalvarılarak yapıldı bunlar. Hikayesi kitabın içinde var.

Süleyman Ağabey, bir şartla kabul etti tüm bu olanları. Mezun olduğu okulun derneğinde "Süleyman Seba Burs Fonu" kurulmasını ve hem kitabın, hem de DVD olarak yaklaşık 1 ay sonra çıkacak belgeselin tüm gelirlerinin maddi durumu yetersiz çalışkan öğrencilere aktarılmasını istedi. Hayatıyla ahlaki değerleri gençliğe aşılayan Süleyman Ağabey, şimdi de gençliğe eğitim katkısı sağlıyor. Kabataşlılar Derneği ve Kartal Yuvaları'nda mevcut olan hayat hikayesiyle geleceğe umutla bakmak isteyen çocuklara hizmet ediyor Süleyman Ağabey. 88 yaşında ve hastalığı nedeniyle bu aralar yatağında yatarken yapabileceği en güzel şeyi yapıyor.

Beşiktaş Şereftir, Şeref Beşiktaş'tır. Şerefinle oyna, hakkınla kazan. Bu ilkeleri, bu değerleri Şeref Bey'lerle, Baba Hakkı'larla yoğurarak benim gençliğime anlatmış olan Süleyman Seba'ya saygı sunmak için kelimeler yetmiyor. Bir Beşiktaşlı duruşu varsa, Süleyman Seba'nın yükselttiği çıtanın çok büyük katkısı var. Kendisinden sonra gelen iki başkanla uykuya yatan değerler Feda ile hatırlandı. Efendilik, asalet, yüksek ahlak ve rakibe saygı anlamına gelen Beşiktaşlı duruşu büyük bir uyanışta.

Bugün artık hayal ama Beşiktaşlı'sı, Fenerbahçeli'si, Galatasaraylı'sı aynı tribünde yan yana seyrederlermiş üç büyüklerin kendi aralarındaki maçları bir zamanlar. Yine bir Kabataşlı ve Beşiktaşlı babamdan çok dinledim bu hoş anıları. Şimdi geldiğimiz duruma bakın bir de. Hayatı futbolun içinde geçmiş Süleyman Ağabey dahi futbol maçı izlemekten kaçınıyor bu ortam nedeniyle bugün.

Kitabın ve belgeselin, Beşiktaşlı duruşuna büyük bir katkı, Kabataşlı öğrencilere ise bir yaşam dersi ve gurur vermesini temenni ediyorum. Daha nice yaşlara efsane başkan.

Arda Tunca
(İstanbul, 08.04.2014)